Author Archive

Dalgacı Mahmut…

Ekleyen: Tarih: Nis.01, 2012, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

DALGACI MAHMUT

İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.

Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker;
Ben dikerim.

Dalga geçerim kimi zaman da,
O da benim vazifem;
Bir baş düşünürüm başımda,
Bir mide düşünürüm midemde,
Bir ayak düşünürüm ayağımda,
Ne haltedeceğimi bilemem.

Orhan Veli KANIK

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Aklım Almıyor…

Ekleyen: Tarih: Oca.18, 2012, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

AKLIM ALMIYOR

Unutmak sevmekten kolay demiştin;
Olmuyor sultanım, kolay olmuyor.
Hepsi bir mevsimlik olay demiştin;
Dolmuyor sultanım, zaman dolmuyor…

Sen gittin kaderim düşman kesildi;
Alnına simsiyah mührü basıldı.
Bütün aynaların yüzü asıldı;
Gülmüyor sultanım sensiz gülmüyor…

Ben Allah’tan sonra seni överim
Seninle var oldu benim değerim.
Senden başkasını nasıl severim!
Almıyor sultanım, aklım almıyor…
 
CEMAL SAFİ

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Bir Ders…

Ekleyen: Tarih: Oca.03, 2012, Kategorisi: Hikayeler

BİR DERS

Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri hayat, aşk ve evlilik üzerine konuşurken şunları söylüyor:

“İçimizde iki kurt var ve bunların arasında da korkunç bir savaş. Kurtlardan biri korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, pişmanlığı, açgözlülüğü, kibiri, kendine acımayı, küskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, üstünlük taslamayı ve benciliği temsil ediyor.

Diğeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, cömertliği, dinginliği, alçak gönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor.”

Gençlerden biri “hangi kurt kazanacak?” diye soruyor ve yaşlı adam kısaca cevap veriyor:

“BESLEDİĞİNİZ”

Alıntı

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Günaydın…

Ekleyen: Tarih: Ağu.12, 2011, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

GÜNAYDIN

Yaşamak güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dünyada
Dostuna güveniyorsan
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey
Çok güzel şey doğrusu.

Melih Cevdet ANDAY

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Galiba Yoruldum…

Ekleyen: Tarih: Ağu.10, 2011, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

Galiba yoruldum
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar.
Kendime kalbimi kanıtlamaktan…
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan.
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum…

Can Yücel

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Yılmaz Erdoğan’dan Mektup…

Ekleyen: Tarih: Haz.21, 2011, Kategorisi: Ustalardan Yazılar...

Yılmaz Erdoğan`dan Mektup

Sevgili Yılmaz,(Bizim yasadigimiz donemde cocuklara dedelerinin adini koymak gibi adet vardi, bu aliskanlik hala suruyorsa, bu isimde bir torunum olabilir ama ben bu gelenegin bitmis olmasini umarim, zira sirf dedesinin adi Suayip diye hayati kayan yavrucaklar var.)

Sana bu mektubu iki bin yilindan yaziyorum. Gazeteden istediler. Sen simdi gazete nedir, diye sorarsin! Biz bu yillarda haberi kagitlara yazip dagitiyoruz. Kabul ediyorum, cok zor ve cok ilkel bir yontem ama o kadarda kotu durumda degiliz canim, gecen gun deden buyuk bir fiyakayla internette chat yapti. Henuz geyik muhebbetinde kullaniyoruz bilgisayari ama olsun. Ayrica ben senin yasindayken buyuk buyuk dedemin bana yazdigi mektup iki ton agirligindaydi! Magaranin duvarina kazimis, getiren arkadas az kalsin gocuk altinda kaliyordu. Yani beterin beteri var Yilmaz’cigim.

Aslinda bu mektubu sana biraz da ozur dilemek icin yaziyorum. Benden once yasamis cok akilli ve huzunlu bir Kizilderili’nin soyledigi "bu dunya bize atalarimizdan kalmadi, cocuklarimizdan odunc aldik" sozunu anlamasina anladik, hatta bir suru kartpostal da yaptik, cok guzel grafik tasarimlarla yazdik bu akilli adamin lafini ama yine de herseyi berbat ettik. Enerji lazimdi ve tepemizde gunes bazen on saat cayircayir donerdi ama biz kendimizi bir golgeye atip nukleer salakliklarla ugrasirdik. Yani su anda okul arkadaslarinin bazilarinin uc tane kulagi varsa bunda hepimizin sucu var. Ama sen benim torunum olduguna gore mutlaka yapmiyorsundur ama sakin o cocuga "kulagini ac da beni iyi dinle" turunden kulak memesi kivaminda sakalar yapma.

(Mektubun bu acikli bolumunun aynisi buyuk buyuk dedemin bana yazdigi mektupta da vardi maalesef. Umarim senin yazacagin mektup da boyle bir bolum olmaz.) Evet iklimi de degistirdik. Kitaplarda ya da bilgi kaynagi olarak ne kullaniyorsaniz iste onda yazanlar dogrudur. Bir ara dort mevsim vardi. Mesela bunlardan bir tanesinin adi bahardi ki inanamazsin butun insanlarda hatta hayvanlarda bile asik olma ihtiyaci uyandirirdi. Tabi bu durum kimi kazalara da yol acmiyor degildi ama yine de omrun en guzel mevsimiydi.

Sonra yaz… O muhtesem kamasma… Ama hala anlamiyorum ayni yerde hem iseyip hem nasil yuzdugumuzu.

Sevgili Yilmaz , iki bin yilina gelene kadar cok aptalca seylerle mucizevi isleri birarada yapmis insanogullarindan sadece birisi olarak ve buyuk deden olma sifatiyla sana soylemek istedigim sudur: Ben bilimkurgu sevmem. Bizde gelecegi duslerken abartma adeti vardir. Inanmazsin benim cocuklugumda Uzay 1999 diye bir televizyon dizisi vardi ve orada anlatilanlar gercek olsaydi benim gecen sene Jupiter’deki yazligima tasinmam gerekiyordu ama su anda en buyuk numaramiz yukariya binlerce uydu gondermis olmamizdir. Antenin hallicesi iste… Ben yuz yil sonra isinlanmayi bile becerse insan, insan kalacaktir diye dusunurum. (Isinlanma bizim bilimkurgucularin buldugu bir laf, alay edeceksin onlarla, et")

 Sevgili Yilmaz, ucan arabalara bile binsen, onur her insana lazimdir. Onurunu ve asik olma yetenegini asla kaybetme. Buyuk deden bunlara dikkat ederdi.Gozlerinden operim.

Haa bu arada 2071 yilinda saniyorum buyuk bir tantanayla Turkler’in Anadolu’ya girisinin bininci yili kutlanmistir. Merak ettim Malazgirt’in yolu da yapildi mi?

Yılmaz Erdoğan

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Ruhumuzla Buluşmak…

Ekleyen: Tarih: Nis.28, 2011, Kategorisi: Ustalardan Yazılar...

Ruhumuzla Buluşmak

 Meksika’da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.

 Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyor ve sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.

 Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor; “hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik? “

 Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki; “çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetismesini bekledik…”

 Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve “niye” ile başlayan daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor İnkalar’ın yaşlı torunu.

 Çünkü bu aptal hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. Çocuğunu kaybeden annelerin çılgınlığında bir sağa bir sola saldırıyoruz hepimiz, ama bir farkla, biz neyi aradığımızı bile bilmiyoruz… Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki cok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız.

 Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremiz de kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hic kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur. Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki?

 Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim… İşte bu yüzden icimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz. İşte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp,çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz… Gerçekte hIz çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe , ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte!

 Bence doğanın kara bir laneti bu. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor. Milan Kundera “yavaşlık” adlı kitabında; ”yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur” diyor.

 Telefon hızlılık mesela, konusulanları, söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Ben kendi adıma her zaman yavaşlıktan yanayım. Mesela uçaklardan hiç hoşlanmam, yeni bir şehre, yeni bir iklime hazırlanmaya, hatta hayal kurmaya bile vakit bırakmıyor bana ”Küt” diye başka bir hayatın içine giriveriyorum. Ve en kötüsü de dönüşler, daha ayrılığın hüznünü bile yaşamadan İstanbul’da olmak sahiden de cok tatsız. Tabii ki ruhumun beni terk edip oralarda kalması da cok normal. Oysa trenler karanlık geceyi yırtan keskin düdüğü, uykuda olanlara yolculuk düşleri gösteren kara trenler… Dağları bölen, nehirlerle yarışan, köprülerden geçen, agaçları selamlayan, cocuklara el sallayan, güne bakanlara göz süzen, geçmişin hüznünü, geleceğin umudunu yaşatan, yolcularına yepyeni dostluklar hazırlayan kara trenler var bir de.

 Uçak değil, tren olmak istiyorum. Böylece ruhum benden hiç ayrılmaz. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var?

 Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş…
Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, basarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…

Can DÜNDAR

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Uzaktan Sevmek…

Ekleyen: Tarih: Mar.20, 2011, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

UZAKTAN SEVMEK
 
‎’Seni uzaktan seviyorum…’ diye düşündü erkek içinden.
‘Yaklaşmadan, anlatmadan…, anlaşılmadan….
Ben seni beklentisiz seviyorum.
Hiçbir şey ummadan, talepte bulunmadan, hayal bile kurmadan. Kendi içimde taşıdığım sessiz sedasız bir sır bu.
Ben belki de senden çok bu sırrı seviyorum.’
____
‘Seni uzaktan seviyorum….’ diye geçirdi kadın içinden ve başını çevirdi.
Bakmadı bile ondan yana. Bakması gerekmedi.
____
Uzaktan sevmek daha güzeldir bazen.
Ne incitir, ne acıtır. Ne yaralar ne kanatır.
Gözlerinle görmediğin ama sesini duyduğun,
Varlığıyla huzur bulduğun bir denizin
Yakınında yürümek gibidir böyle sevmek…
Uzaktan sevmek en güzelidir bazen."

Elif ŞAFAK

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Çağrışımlar…

Ekleyen: Tarih: Mar.17, 2011, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

ÇAĞRIŞIMLAR

Çok küçük bir yalanı
Çok büyük bir orantıda
Dinlediniz mi.
Çok büyük bir yalanı
Çok yalın bir doğrultuda
Söylediniz mi.. Gecikmiş bir gizleme,
Birikmiş bir özlemi
Sakladınız mı.. Gelmeyecek bir gideni,
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi

Bir gerçeği erken,
Bir açlığı tokken
Anladınız mi

Hep mi hep ölecekmiş gibi,
Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi
Yasadınız mı.. Yalanı sürmeye,
Yanlısı görmeye
Saklandınız mı…

Doğruluğun yönünde,
Doğruların önünde
Aklandınız mı..

Ortamsız bir yaşamda,
Yaşamsız bir ortamda
Harcandınız mı..

 ÖZDEMİR ASAF

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Ben’siz Ben…

Ekleyen: Tarih: Mar.03, 2011, Kategorisi: Alıntılar

 

BEN’SİZ BEN

Hayat ne garip,yıllar ne büyük değişiklikler yaratıyor yaşamlarda…Bundan 15 yıl önce birisi bana,akşam saat 21:00’de,Beyoğlu’nda bir cafede üstelik araban bir otoparkta seni beklerken ,sen bir kağıda mutsuzluklarını karalayacaksın dese asla inanmazdım..Yani çelişkilerle dolu bulurdum bu öngörüyü..Akşam 21:00’de Beyoğlu’nda olacağım,bir arabam olacak otoparkta beni bekleyen,bir kafede çayımı yudumlayıp sigaramdan derin nefesler çekeceğim ve tüm bu güzelliklere sahipken bir yandan da önümdeki bir kağıda mutsuzluğumla ilgili cümleler karalayacağım???Şayet cümlenin ilk kısmı geçerliyse,mutsuz olmama imkan olamayacağını düşünürdüm..

Oysa olabiliyormuş…

Yani tüm bunları yaşarken 30 yaşındaysan ve hala yapayalnızsan olabiliyormuş..Etrafına baktığında,insanlar hep çift çiftse,mutluluktan gözleri ışıldıyorsa ve sen bir kağıda-kaleme sarılmaktan başka yapacak hiçbir şey bulamıyorsan,boş oturursan insanların onların konuştuklarını dinlediğini düşünüp rahatsız olacaklarından endişe ediyorsan ve yazarken sana bakan insanların sana acımasından imtina ettiğin için yüzüne yalandan bir tebessüm yerleştiriyorsan , gerçek anlamda yalnız ve mutsuzsun demektir…

Üstelik bu 30 yıllık hayatın boyunca yaşadığın tek anlamlı ilişki büyük bir hüsranla sonlanmışsa ve bu ilişkinin sonrasında tıpkı öncesinde olduğu gibi anlamlı hiçbir şey yaşamamışsan artık kendinden şüphe duymaya başlarsın..Anormalliğin sende olduğunu ya da çok büyük günahlarından dolayı Allah’ın seni sonsuza kadar yalnız kalmakla cezalandırdığını..

İster bilimsel,ister hümanist,ister ruhani açıdan sebepler yaratmaya çalış aslolan değişmeyen sonuçtur;yalnızsındır..

Sanki yeryüzünde her varlık sevilmeyi ve sevmeyi hak eder de,sen hak etmezsin..Bir lanet üzerine çökmüşcesine bedbaht ve çaresiz hissedersin kendini..Zaman zaman hayata başka yönlerden tutunmaya çalışırsın;güçlü olduğunu-kimseye ama kimseye ihtiyacın olmadığını,mutluluğu tek başına da yakalayabileceğini tekrarlayarak kendine..Ama her yeni hamlen sana en ufak tatmin duygusu yaşatamadan,yalnızlığını hiç ummadığın bir anda yüzüne çarpıverir..Bir kafeye girersin ya da restorana,tek başına olduğun için oturacak yer bulamazsın,sanki herkes ama herkes senin yalnızlığını biliyormuş gibi bu durumdan ötürü sana acıyan gözlerle bakıyor sanırsın ve başın önünde bir an önce çıkış kapısına ulaşmaya çalışırsın..
Oysa oturup düşündüğünde,kendine karşı tüm kapılarını açtığında,gururunu bir kenara bıraktığında,sevilmeye çok layık olduğunu söylerken bulursun kendini..Sen sonuna kadar hak ettiğini düşünürken sıcacık bir eli tutmayı o bir türlü tutmaz senin elini..Suretlerle yetinirsin böyle zamanlarda,aslının yerine koymaya çalışırsın..Suret olduğunu bile bile o elin sıcaklığına,o yüreğin sevgisine inandırmaya çalışırsın kendini cebren ve hile ile..İşte en büyük acıları da belki o zamanlarda yaşarsın aslında..Çünkü yalnız olmaktan çok daha acıdır birisiyle birlikteyken yalnız olmak..Ve maalesef bu katlanılmaz “birlikte yalnızlık”,şayet surete razı olduysan kaçınılmazdır..Yaşadıkların,yaşamayı hayal ettiklerin değildir ama hazır kırk yılda bir gönlün birisine düşmüşken,inandırmak istersin kendini öyle olduğuna..Kendin bile inanmazsın yetindiklerine,sırf yalnız olmamak adına,sen sen olmaktan çıkarsın..Ne değerlerin,ne etik,ne ahlak,ne prensipler hiç birini önemsemezsin bu zamanlarda..Hepsi yıllar boyunca senin yalnız ve mutsuz olmana sebep olmadılar mı??Bu yüzden kulaklarını ve gözlerini kapatırsın onların verdiği her türlü sinyale..Ama bu yapay mutluluk hiç ummadığın bir zamanda,sabun köpüğü gibi yok olur gider..Duymayan kulakların duymaya,görmeyen gözlerin görmeye başlar aniden..Limitlerini en başından bildiğin suretten,asıl olmasını beklemeye başlamışsındır çünkü..Ama mümkün değildir..Hiç mümkün olur mu bir suretin asıl olabilmesi??

Bir anda kendini yalnızlıkla-birlikte yalnızlık arasında bir tercih yapmak zorunda hissedersin..Gücüne güvenerek yalnızlığı seçersen şayet,bunalıma girersin..Surette olsa “birlikte yalnızlık” benim tercihim dersen,akşamına pişman olursun..Artık öyle bir noktaya getirmişsindir ki kendini,adını koyamadığın bu ruh hali,yalnızlıktan da “birlikte yalnızlıktan” da daha derinden kanatır seni..Çünkü artık daha öncesi gibi sadece karşı cinse,ilişkilere ve aşka olan inancın değil,kendine duyduğun inanç sarsılmıştır..Ne inandıklarını yaşayabiliyorsundur ne de yaşadıklarına inanabiliyorsundur..Aynaya baktığında,bir surete dönüştüğünü görmeye başlıyorsundur..Çıkış noktan olan yalnızlığı dahi özler hale gelmişsindir..Öfkelenirsin..En azından o zaman sen sen’din..Oysa “birlikte yalnızlık”ın ardından ortada sen’de kalmamıştır..Ses sana ait,görüntü tıpa tıp sana benzemektedir ama sanki içi boşaltılıp-doldurulmuş,duvar yerine hayatın bir yerine asılmış av hayvanlarına benzemişsindir..

Artık yine yalnızsındır,tek bir farkla;bu kez yalnızlığın öyle koyudur ki,sen bile yoksundur sen’in yanında..

Karanlık kuyular,derin dehlizler,unutulmuş mahsenler,yitik şehirler kadar yalnız…

Alıntı

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Aşka Ayıp Oluyor…

Ekleyen: Tarih: Şub.20, 2011, Kategorisi: Ustalardan Yazılar...

AŞKA AYIP OLUYOR

Günümüz insanı aşka aşık, aşığa değil! Aşkların kısa dönem askerlik gibi kısa sürmesinin nedeni herhalde bu.

Zaplanan aşıklar dönemi bu dönem! Kanaldan kanala geçer gibi aşıktan aşığa geçiliyor.
Peki bu neden böyle oluyor?
Çünkü insan insana sevgisiz, insan insana tahammülsüz, insan insan için fedakarlık duygusunu yitirmiş, insan insana kendini adamaktan kaçıyor.

Oysa fedakarlık, adanmışlık varsa vardır aşk. Fedakarlığın, adanmışlığın yaşamadığı yerde yaşamaz aşk.

Ne yazık ki uğruna kendini adadığı ne bir ideali var günümüz insanının… Ne de uğruna kendini adadığı bir aşkı.

Nerde ideali, aşkı uğruna her şeyden vazgeçen dünün insanı… Nerde hiçbir şey için hiçbir şeyden vazgeçmeyen bugünün insanı.

Bugünün insanı aşkta da köşe dönmeci.
Emek harcamadan yaşamak istediği gibi, emek harcamadan aşk yaşamak istiyor.

Sevmeden sevilmek, vermeden almak istiyor.
Hiç değilse bir koyup üç almak istiyor.
Bir koyup üç alamadı mı ilişki bitiyor.
İlişkiler çıkar, menfaat üzerine kurulu.
Elektriklenmeler kısa devre. Bir günlük elektriklenmeler, bir gecelik sevişmeler aşk sanılıyor.

Sevgili bayanlar baylar, aşka ayıp oluyor!!!!!!

Can Dündar

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Senden Sonrası…

Ekleyen: Tarih: Oca.29, 2011, Kategorisi: Sizlerden Yazılar...

Senden sonrasıni nasıl anlatmalı nasıl yaşamalı , bir bile bilsem….
Yollarımı kaybettim ardından,
O yolların çıktığı kapıları ; Oysa hayatın başında ne güzel yollarım vardı.. Her biri ayrı ayrı kapılara çıkıyordu.
Sevgi kapısıni açacak kalbim vardı; senin sevginle beslenen..
Aşk kapısı oysa; anahtarını senin verdiğin sevgiyle açacaktım,..
mutluluk kapısı
ve diğerleri,, her birini teker teker kaybettim..Senden sonra,
ozlem kavurdu her tarafı  Kalbim buz kesti, senden sonra
sevgi bana yabancı,
aşk bana yabancı,
mutluluk bana yabancı….
Senden sonra neyi yaşayacağımı karıştırdım. Anahtarlar hangi cebimde yada nerede kaybettim bilemiyorum..
Biliyormusun senden sonra korkar oldum, mutlu olmaktan , yada aşkı tatmaktan..
Oysa ne güzel hayallerim vardı. Senden sonra hayaller bir kuş oldu ellerimin arasında uçsuz ufuklara doğru bir daha dönmemecesine uçup gitti…
İçimin hiç bu kadar üşüdüğünü hatırlamıyorum. Kalbim buz kesti senden sonra o kadar uzaksın ki bana oysa yanıbaşımdaydın…
Bir hiçlik kaplamış duygularımı neyle ve nasıl dolduracağımı inan bilmiyorum yada nasıl öğrenecegim, bir okulu yada öğreteni varmı ?Onuda bilmiyorum.
Isyanlarda yüreğim ihtirasların kurbanı olmak daha çok acı çekmek istiyorum…Ta ki acılar kalbimi acıtmayana kadar…..
Hayatımda ilk kez canım yanıyor..
Hayatta ilk kez ağlamaktan korkuyorum, ya gelmezsin diye gözyaşlarımı sıcak ellerinle silmezsin diye korkuyorum.

Hayatımda ilk kez yanlızım hemde hiç olmadığım kadar..
Özlem meğer ne güçlü bir duyguymuş…
Sevgiyi unutmak, aşkı hatırlamak istemiyorum.. ama özlemin yokmu, içimi kavuruyor…
Senden sonra buz kesen kalbimde hissettiğim tek guzel duygu yada içimi ısıtan sey ozlemin..
Bir yunus olmak okyanusun derinliklerine karanliklarina dalmak isterdim..Ta ki yukarıya çıkamayana kadar.. Anılarımı su üstünde bırakıp, derinlerde bir yerde ,güneş görmeyen karanlıklarda yaşamak isterdim..
Yüreğim isyanlarda hemde hiç olmadığı kadar ..
Ne kadarda güzeldi herşey.. Ta ki senden sonrasina kadar.. Bu öyle büyük bir fırtınaki, kurtulmam imkansız..
Yokluğunun verdiği sevgisizlik ,caresizlik her yanımı kaplamış…
Kimsenin beni sevmesini istemiyorum, kalbimin belki sevgisizlikten yaşayamayacağını umuyorum.
Ne garip öyle değilmi gözyaşlarıda faydasız,Hiç bir şey ruhumdaki sensizlikten doğan sevgisizliği unutturamıyor..
..
Yaşamak meğer senmişsin, bunu anlamak sen gidince nasip olacakmış..
Hayatta aldığım en ağır ders bana…
Bir kez için neler vermezdim biliyorsun degil mi?…
Bir kez bana bakman için,bir kez daha gulumsemen icin , bir kez daha "ela gozlum" demen için hayatimi, gerekirse en ağır diyeti ödeyeceğimi bilsem bile,yinede hiçbiri sensizliğin verdiği acıdan daha büyük olamaz cunku..
Aşka beslediğim sevginin kaynağı senmişsin , ,
Hayatımın rengi senmişsin, ,
Sensiz, renksiz bir dünyada yaşar gibiyim.
Oysa maviyi ne çok severdim.Simdi deniz koca bir siyah gozumde,gokyuzu ise kara bir delik..hayallerini bile kuramıyorum mavinin..
Oysalar ve keşkeler senden sonra bana artı kalanlar..
Ne çok yapacak şeyimiz varmış meğer seninle, oysa hiçbirini yapamadık…
Senden sonra batıyorum her geçen gün birazdaha yok oluyorum…
Ortada bir yerlerdeyim, burası neresi yada nereye koşuyorum bilmiyorum.
Bir senden öncesi birde senden sonrası var, ,
Senden sonrasını yaşamak istiyorum.Fakat seninle olan zaman hep engel oluyor hayat o kadar tatsız ki senden sonrasını yaşamak istemiyorum…
 Bir masalda yaşıyorum senden sonra.. Bir rol beğendim kendime sürekli mutluluk oyunu oynuyorum gülücükler atiyorum çevremdeki olmayan insanlara ve duvara astigim 2 resminde mutlulukla gulen gozlerine..Sensizligimle olan senle sohbet ediyorum.Meğer ne kolaymış rol yapmak.Sanki yeniden yasiyorum,hayattayim yeniden…
Sanki sevgiyi yaşıyorum..Oysa senden sonra yaşayamiyorum bu hayatı…
 Ne güzel yollarım vardı..Ama yolların çıktığı her kapıda bir kilit vardı.Anahtarlarinin hepsinide sana vermiştim..

Her kapıyı bana sen açacaktın.Oysa şimdi sen yoksun…
Hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım hayatta ..
Simdi sudan çıkan balığın neler hissettiğini biliyorum…
Bir an dalıyorum,ve kendimi seninle olduğum yerlerde buluyorum.Besiktas Ve Ortakoy arasindaki o yolda..Agaclarin arasindan yururken sarmas dolas umutla,askla.. onlar sahitti askimiza..Kilitlenirdi gozlerimiz birbirine..Kalplerimiz gibi..Saatelerce bakardim o doyamadigim gozlerine..
Ilk kez ramazanın gelmesini istemedim ya da bayram sabahı uyanmak gelmedi icimden..Biliyordum sen yoksun,gulen gozlerin yok,bayram sensiz neye yararki?
Bunu bilmek ayrı katlanmak ayri canımı yakıyor…Senin hayatımda olmayışını bilmek ve bunu kabullenmek zorunluluğu içimi çok eritiyor…
Anlatmak mümkün değil aklıma hep Mevlananın o meşhur lafı geliyor AŞKI sorduklarında BEN olda gör demiş..
Banada sensizliği sorduklarında BEN olda ANLA demek geliyor icimden.Ama kimsenin bunu yaşamasıni istemem….
Her yeni birgün belki bir nebze olsun mutlu ediyor beni, hayatımdan anlarin eksilmesi sona yaklaşmam tek tesellim…
Sensizliğe alışmak istemiyorum..Senin hayatımda olmadığına inanmak istemiyorum..
Bütün bu karmaşanın , bu yaşananların tek sebepi var.Seni deli gibi seviyor olmam ve asla vazgecmeyecek olmam..Biliyorum bir gun geri doneceksin bana .Bu hayatta olmasa dahi baska bir hayatta baska bir vucutta..Hani derdik ya birbirimize "Biz baska vucutlarda zaten beraberdik taniyorduk birbirimizi ASIKTIK"diye`..Sen benim hayatimda zaten hep vardin,Biz zaten hep beraberdik,..Yasamlar gelip
gececek..Ama askimiz inan bana baska vucutlarda can bulacak

SERDAR CELIK

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...


Ali Sami Yen’e Veda…

Ekleyen: Tarih: Oca.12, 2011, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

ALİ SAMİ YEN’E VEDA ŞİİRİ

Daha doğduğunda Ali Sami Yen diye fısıldadı kulağına o “ses” adını…
Bir babanın çocuğuna vasiyeti gibi,
Ali Sami Yen dedi…
Sami Yen dedi…
Yen dedi…
Yen dedi yendin…
Yendin bu alemde yenilecek ne varsa birer birer…
Önce ümitsizliğimizi yendin…
“Galatasaray’ın olduğu yerde umut hep vardır” diyerek yendin…
Yendin işte…
Takarken altı kez krallık tacını,
gururu taç yaptın başlarımıza,
Ve fakat kralların kibrini yendin o müthiş tevazunda…
Yendin…
Tıpkı, “Sevenleri üzmeyelim baba” dediğinde,
Renklerin paraya esaretini yendiğin gibi…
Yendin bir kere daha…
Çanakkale’deki kınalı kuzulardan mirasdı başkaldırışın yedi düvele.
Kurtuluş savaşına taşınan mermilerin ışıltısıyla,
Yendin bu topraklarda karanlığı en umutsuz zamanda.. .
Yendin…
Milan’ı, Manchester’ı sildin devler liginden en mağrur anlarında…
Barselona’yı, Real Madrid’i devirdin,yendin…
Yendin…
Açıldıysa ilk sen açtın bu ülkenin kapılarını Avrupa’ya…
Sen getirdin tarihin en büyük şeref madalyasını bu coğrafyaya.
Ülkemin yüzyıllık yalnızlığını yendin dünyada…
Duyuldu adın Cezayir’den Çin’e,
Kenya’dan Arjantin’e,
Kimsesizliğimizi yendin bir anda…
Yen dedi yendin…
Yendin bu dünyada yenilecek ne varsa birer birer ,
yendin…
Çünkü… Sen… Ali Sami Yen’din…
Şimdi, gidiyoruz işte…
Çığlıklarımızı,hasretimizi ve göz yaşlarımızı bırakıp çimlerine,
Kahraman ruhunu ödünç alıp götürüyoruz gittiğimiz yere,
Adını yazmak için yepyeni zaferlere…
 
ALİ KIRCA

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Bekle Yine Gelirim…

Ekleyen: Tarih: Ara.29, 2010, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

BEKLE YİNE GELİRİM

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
Bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
Ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
Yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka
Hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler.

Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
Ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü

Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
Tükürsek cinayet sayılıyor artık
Ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların

Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
Tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense
Ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
Alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
Kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
Ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
Okuduğum bütün kitaplar paramparça
Çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
Bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
Bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
Sarmaşık aydınlar, arabesk hüzünler
Bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma

Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
Ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
Kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
Biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
Ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
Dizginlerini koparan bir at sanki bu
Soluk soluğa kalıyorum her sonbahar
Ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
Bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
Bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
Ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim

Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
Bir gün gelirsek hangi kent güzelleşmez
Şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
Geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
Sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü
İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün…

Ahmet Telli

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Site içinde Arama

Aşağıdaki Kutudan Site içi Arama Yapabilirsiniz.

Aradığınızı Bulacağınız için Aramaya gerek kalmayacak :)))

Tavsiye Ettiğim Siteler!

Beğendiğim Siteleri Sizlere Tavsiye Ediyorum...