Author Archive
Terzi…
Ekleyen: elf77 Tarih: Ara.20, 2010, Kategorisi: Hikayeler

Genç adam iyi bir terziymiÅŸ. Bir dikiÅŸ makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uÄŸraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soÄŸuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuÅŸ ve çıkan yangın onun felaketi olmuÅŸ.. Artık ne bir iÅŸi varmış ne de parası. Günler boyu iÅŸ aramış ama bulamamış… Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eÅŸyalarıyla sokakta bulmuÅŸ kendini…
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köÅŸedeki parktan baÅŸka gidecek yeri yokmuÅŸ. Bir sabah iÅŸ arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soÄŸuktan bitkin bir ÅŸekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaÅŸmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan ÅŸoförü kızgınlıkla yana itmiÅŸ arabadan inen yaÅŸlı adam,
"Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiÅŸ.
Zengin bir iÅŸadamı olduÄŸu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüÅŸ. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuÅŸ dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üÅŸüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düÅŸünmeye baÅŸlamış.
Oysa terzinin düÅŸlediÄŸi paltonun sıcaklığı deÄŸilmiÅŸ. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaÅŸtan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun ÅŸekilde dikilmediÄŸini düÅŸünüyormuÅŸ. YaÅŸlı iÅŸadam, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,
"Hayır, teÅŸekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düÅŸünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduÄŸunuzdan ÅŸiÅŸman göstermiÅŸ" diye yanıt vermiÅŸ terzi.
YaÅŸlı adam bu cevabı alınca hayli ÅŸaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediÄŸi halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuÅŸ.
"SoÄŸuktan titrerken nasıl böyle bir ÅŸeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaÅŸlı adam,
"Ben terziyim" yanıtını alınca
"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaÅŸma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuÅŸ. Böyle yetenekli bir insanın iÅŸsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaÅŸlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiÅŸ. Bunun karşılığında tek istediÄŸi kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiÅŸ. Terzi yeniden bir iÅŸe hem de kendi iÅŸine baÅŸlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya baÅŸlamış. Bu arada yaÅŸlı iÅŸadamı da desteÄŸini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kiÅŸilerle tanıştırarak yeni sipariÅŸler almasını saÄŸlıyormuÅŸ. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüÅŸmüÅŸ, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya baÅŸlamış. Terzi artık "ünlü iÅŸadamı" diye anılır olmuÅŸ.
Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiÅŸ. Terzi çok büyük bir iÅŸ baÄŸlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiÅŸ ve uçaÄŸa yetiÅŸmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaÅŸlı adam birden fenalaÅŸmış, kalp krizi geçiriyormuÅŸ. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını saÄŸlamış. Yeni iÅŸadamımız ise büyük iÅŸi kaçırmak istemediÄŸi için uçaÄŸa yetiÅŸmiÅŸ. YaÅŸlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuÅŸ. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koÅŸtururken bir türlü yaÅŸlı adamı ziyarete gidememiÅŸ.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiÅŸ ki bu sefer de utancından yaÅŸlı adamın kapısını çalamaz olmuÅŸ. Bir süre sonra terzinin iÅŸleri yolunda gitmemeye baÅŸlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaÅŸlı adama koÅŸmuÅŸ hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiÅŸ ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiÅŸ.
Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaÅŸar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiÅŸ. O çevrede kimse ona güvenip iÅŸ vermeyince, çıkınını alan oduncu, eÅŸeÄŸine binip yola koyulmuÅŸ.
AÄŸaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiÄŸini duymuÅŸ. Başını kaldırınca konuÅŸanın bir bülbül olduÄŸunu görmüÅŸ. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm, ÅŸimdi öyle bir büyü yapacağım ki eÅŸeÄŸin çok güzel ÅŸarkı söylemeye baÅŸlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiÅŸ.
Gerçekten de eÅŸek birbirinden güzel ÅŸarkılar söylemeye baÅŸlamış. Oduncu o ÅŸehir senin bu kasaba benim dolaşıp eÅŸeÄŸine ÅŸarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuÅŸ. Oduncu ve ÅŸarkı söyleyen eÅŸeÄŸi bütün ülkede ünlenmiÅŸler. Bir gün yine bir gösteriye yetiÅŸmek için koÅŸtururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuÅŸ oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiÅŸ. Åžöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiÅŸ, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri baÅŸladığında ise eÅŸeÄŸi her zamanki gibi güzel ÅŸarkılar söylemek yerine sadece bir eÅŸeÄŸin çıkarabileceÄŸi sesleri çıkarmış.
Oduncu kendisini ÅŸarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduÄŸunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. KeÅŸke güzel giysiler dikerken dostluk ipliÄŸini koparmasaydın…"
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiÅŸ terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuÅŸ…
Dostluk iplerinizi koparmamanız dileÄŸiyle…….
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Büyük AÅŸk,Büyük Nefret…
Ekleyen: elf77 Tarih: Ara.17, 2010, Kategorisi: Ustalardan Yazılar...

Büyük AÅŸk,Büyük Nefret
‘’Åžimdi sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi gerekiyor mu? Diye sormuÅŸtu Nazım Hikmet, o muazzam ve doÄŸru üslubuyla. Halbuki bugünün aÅŸklarını görse ne derdi acaba? Bu gün ellerde teraziler, adeta gramla tartılıyor aÅŸk.160 gr sevgiye karşılık 160 gr sevgi alınabilirmiÅŸ gibi, herkes verdiÄŸi kadarını istiyor. Seven erkek mutlak itaat, mutlak hakimiyet bekliyor. Zihninde bir denklem var sanki. Denklem karşılanmadı mı tüm formül bozuluyor.Ve iÅŸte o zaman bir de bakmışınız ki aÅŸk bitmiÅŸ,nefret baÅŸlıyor.Ne çabuk geçiyoruz bir uçtan bir uca.Eski eÅŸlerini kendilerine dönmedi diye silahla tarayan öfkeli kocalar…Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen dostlarını,basit bir ağız dalaşıyla baÅŸlayan kavgalarda öldüren delikanlılar…Vaktiyle çok sevdikleri belki de en çok sevdikleri insanları bir adımda,bir kurÅŸunla harcayıverenler…Birbirinden ayrı gibi görünen bütün bu ÅŸiddet haberleri arasında bir iliÅŸki var.Hepsinde ortak nokta,yoÄŸun bir aÅŸtan yoÄŸun bir nefrete geçebilmekteki süratimiz.
Bir yandan ÅŸarkılar çıkıyor piyasaya, ardı ardına. Hepsi de aÅŸk üzerine. Sözler benzer, iddialı. Diziler çekiliyor peÅŸ peÅŸe. Gene hepsinin ana teması’’büyük aÅŸk.’’Ama televizyonu kapatıp kendi hayatımıza döndüÄŸümüz anda, ne yazık ki ‘’büyük aÅŸk’’tan anladığımız aslında ‘’büyük ego.’’ Biz elmanın da muhakkak bizi sevmesini bekliyoruz. Yetmiyor. Elmanın hayat boyu sadece ve sadece bizi sevmesini, varlığını bize adamasını, biz ne dersek harfiyen yapmasını istiyoruz. Biz aÅŸkı, egomuza hizmet etmekle yükümlü bir kahya bellemiÅŸiz adeta. Ve bu yüzden iÅŸte, aÅŸktan nefrete bu kadar çabuk, bu kadar kolay savruluyoruz.
Anadolu’da bugün bile anlatılan eski bir aÅŸk hikayesi vardır. Derler ki, vaktiyle Siirt Tillo’da bir tekkede mürit, tasavvufa gönül vermiÅŸ bir zat yaÅŸarmış. Temiz, saf, ve güzel gönüllü bir genç adammış. Gel zaman git zaman aşık olmuÅŸ, hem de sırılsıklam. Karşılık da bulmuÅŸ. SevdiÄŸi kız da ona sevdalanmış. EvlenmiÅŸler. Mutlu senler geçirmiÅŸler. Ne var ki bir zaman sonra karısı dikilmiÅŸ karşısına. ‘’Ben gitmek istiyorum’’ demiÅŸ. ‘’Åžu yolların ardında baÅŸka ne yollar var görmek istiyorum. Sana aşık deÄŸilim artık. Bir baÅŸkasını gördüm, ona aktı yüreÄŸim. Onunla uzaklara gitmek istiyorum.’’
Mürit Öfkeden deliye dönmüÅŸ. Aklından ilk geçen ÅŸey, karısını öldürmek olmuÅŸ. ‘’Bana yar olmayacağına göre kimselere de yar olmasın’’ diye geçirmiÅŸ içinden. Kapanmış eve, planlar yapmış kendince. Kimseyle konuÅŸmaz olmuÅŸ. Derken bir sabah ÅŸeyhini kapıda beklerken bulmuÅŸ. ‘’Hakiki aşık’’ demiÅŸ ÅŸeyh, ‘’sevdiÄŸi insanın mutluluÄŸunu ister. Aşık kiÅŸi, sevdiÄŸinin mutluluÄŸunu kendi mutluluÄŸunun önüne koyar. Gerçekten seven insan,özgür bırakır.Sahiplenmek, hak iddia etmek, can almak, can acıtmak, aşıkların tutacağı yol deÄŸildir… DüÅŸün. DüÅŸün de öyle karar ver. Ve bil ki vereceÄŸin karar, senin gerçek sınavındır.’’
İşte o zaman mürit için çetin bir iç muhasebe baÅŸlamış. Günler, haftalar boyu nefsi bir yana çekiÅŸtirmiÅŸ, yüreÄŸi bir yana. Sonunda bir sabah fırlamış yataktan. Açmış tüm pencereleri, kapıları sonuna kadar. Işık dolmuÅŸ içeri, efil efil rüzgar. DönmüÅŸ karısına ,‘’DilediÄŸin yere git’’ demiÅŸ usulca. Ben hakkımı sana helal ettim. Sende bana helal et, öyle çık yola.’’
Bu hikayeyi ilk duyduÄŸumda bir masal gibi dinlemiÅŸtim. Gerçek olmayacak kadar romantik… Ta ki böyle insanlar tanıyana kadar. Onların öykülerini gazeteler yazmıyor, televizyon duyurmuyor. Ama bu ülkede üçüncü sayfa haberlerinin atladığı ‘’büyük aÅŸk’’ hikayeleri de yaÅŸandı, yaÅŸanıyor.
Elif Åžafak
‘’Firarperest 33-34 sf.’’
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Åžems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı…
Ekleyen: elf77 Tarih: Ara.16, 2010, Kategorisi: Güzel Sözler
![]()
Åžems-i Tebrizi’nin 40 Kuralı
( Gönlü GeniÅŸ Ve Ruhu Gezginlerin Kırk Kuralı )
- Birinci Kural:
Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüÄŸümüze ayna tutar.
Åžayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoÄŸunlukla…Yok eÄŸer Tanrı dendi mi evvela aÅŸk, merhamet ve ÅŸefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.
- İkinci Kural:
Hak Yol’ unda ilerlemek yürek iÅŸidir, akıl iÅŸi deÄŸil.
Kılavuzun daima yüreÄŸin olsun, omzun üstündeki kafan deÄŸil.
Nefsini bilenlerden ol silenlerden deÄŸil!
- Üçüncü Kural:
Kuran dört seviyede okunabilir.
İlk seviye zahiri manadır.
Sonraki batıni mana.
Üçüncü batıninin batınisidir.
Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.
- Dördüncü Kural:
Kainattaki her zerrede Allah’ ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescidde, kilisede, havrada deÄŸil, her yerdedir.
Allah’ ı görüp yaÅŸayan olmadığı gibi, O’ nu görüp ölen de yoktur. Kim O’ nu bulursa sonsuza dek O’ nda kalır.
- BeÅŸinci Kural:
Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır.
Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını.
"Aman sakın kendini" diye tembihler.
Halbuki aÅŸk öyle mi? Onun tek dediÄŸi: " Bırak kendini, ko gitsin! "
Akıl kolay kolay yıkılmaz. AÅŸk ise kendini yıpratır, harap düÅŸer.
Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
- Altıncı Kural:
Åžu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoÄŸu dilden kaynaklanır.
Sen sen ol, kelimelere fazla takılma.
AÅŸk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. AÅŸk dilsiz olur.
- Yedinci Kural:
Åžu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat’ i keÅŸfedemezsin.
Kendini ancak bir baÅŸka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.
- Sekizinci Kural:
Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma.
Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediÄŸi gizli bir patika açar.
Sen ÅŸu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var.
Åžükret! İstediÄŸini elde edince ÅŸükretmek kolaydır.
DileÄŸin gerçekleÅŸmediÄŸinde de ÅŸükret.
- Dokuzuncu Kural:
Sabretmek öylece durup beklemek deÄŸil, ileri görüÅŸlü olmak demektir.
Sabır nedir?
Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir.
Allah aşıkları sabrı gülbeÅŸeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder.
Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.
- Onuncu Kural:
Ne yöne gidersen git, -doÄŸu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuÄŸu içine doÄŸru bir seyahat olarak düÅŸün!
Kendi içine yolculuk eden kiÅŸi, sonunda arzı dolaşır.
- Onbirinci Kural:
Ebe bilir ki sancı çekilmeden doÄŸum olmaz, ana rahminden bebeÄŸe yol açılmaz.
Senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
- Onikinci Kural:
AÅŸk bir seferdir.
Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnaÄŸa deÄŸiÅŸir.
Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.
- Onüçüncü Kural:
Åžu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca ÅŸeyh şıh var.
Hakiki mürÅŸit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keÅŸfetmeye yönlendirir.
Tutup da ona hayran olmaya deÄŸil.
- Ondördüncü Kural:
Hakk’ ın karşına çıkardığı deÄŸiÅŸimlere direnmek yerine teslim ol.
Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.
"Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endiÅŸe etme.
Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
- OnbeÅŸinci Kural:
Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meÅŸguldür.
Tek tek herbirimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz.
YaÅŸadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır.
Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uÄŸraşır çünkü beÅŸeriyet denen eser, kusursuzluÄŸu hedefler.
- Onaltıncı Kural:
Kusursuzdur ya Allah, O’nu sevmek kolaydır.
Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir.
Unutma ki kiÅŸi bir ÅŸeyi ancak sevdiÄŸi ölçüde bilebilir.
Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.
- Onyedinci Kural:
Esas kirlilik dışta deÄŸil içte, kisvede deÄŸil kalpte olur.
Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır.
Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yaÄŸ baÄŸlamış haset ve art niyettir.
- Onsekizinci Kural:
Tüm kainat olanca katmanları ve karmaÅŸasıyla insanın içinde gizlenmiÅŸtir.
Åžeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk deÄŸil, bizzat içimizde bir sestir.
Şeytanı kendinde ara ; dışında başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir.
BaÅŸkalarıyla deÄŸil, sadece kendiyle uÄŸraÅŸan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan’ı tanır.
- Ondokuzuncu Kural:
BaÅŸkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları.
Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün deÄŸildir.
Sen kendini sevdiÄŸin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin.
Yakında gül yollayacak demektir.
- Yirminci Kural:
Yolun ucunun nereye varacağını düÅŸünmek beyhude bir çabadan ibarettir.
Sen sadece atacağın ilk adımı düÅŸünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliÄŸinden gelir.
- Yirmibirinci Kural:
Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık.
Åžayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç ÅŸüphesiz öyle yapardı.
Farklılıklara saygı göstermemek kendi doÄŸrularını baÅŸkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk’ ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.
- Yirmiikinci Kural:
Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur.
Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur.
Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.
- Yirmiüçüncü Kural:
Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret.
Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, aÄŸlar periÅŸan olur onun için.
Kimisi eline alır almaz ÅŸöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar.
Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz.
Aşırılıktan uzak dur.
- Yirmidördüncü Kural:
Mademki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi,
atttığı her adımda Allah’ın yeryüzündeki halifesi olduÄŸunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir.
İnsan yoksul düÅŸse, iftiraya uÄŸrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.
- YirmibeÅŸinci Kural:
Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama.
İkisi de şu an burada mevcut.
Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi baÅŸarsak, cennetteyiz aslında.
Ne vakit birileriyle kavgaya tutuÅŸsak, nefrete, hasede ve kine bulaÅŸsak, tepetaklak cehenneme düÅŸüveririz.
- Yirmialtıncı Kural:
Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her ÅŸey ve herkes gözünmez iplerle birbirine baÄŸlıdır.
Sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma.
Unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir.
Ve bir kiÅŸinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.
- Yirmiyedinci Kural:
Åžu dünya bir daÄŸ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir.
AÄŸzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır.
Åžer çıkarsa, sana gerisin geri ÅŸer yankılanır.
Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuÅŸur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et.
Kırk günün sonunda göreceksin her ÅŸey deÄŸiÅŸmiÅŸ olacak.
Senin gönlün deÄŸiÅŸirse dünya deÄŸiÅŸir.
- Yirmisekizinci Kural:
GeçmiÅŸ, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret.
Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi.
Ne geleceÄŸimizi bilebilir, ne geçmiÅŸimizi deÄŸiÅŸtirebiliriz.
- Yirmidokuzuncu Kural:
Kader hayatmızın önceden çizilmiÅŸ olması demek deÄŸildir.
Bu sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir.
Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir.
Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir.
Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.
- Otuzuncu Kural:
BaÅŸkaları tarafından kınansan, ayıplansan, dedikodun yapılsa hatta iftiraya uÄŸrasan bile, o aÄŸzını açıp da kimse hakkında tek kötü laf etme. Kusur görme. Kusur ört.
- Otuzbirinci Kural:
Hakk’a yakınlaÅŸabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı.
Her insan ÅŸu veya bu ÅŸekilde yumuÅŸamayı öÄŸrenir.
Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp…
Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız.
Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuÅŸar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleÅŸerek çıkar.
- Otuzikinci Kural:
Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı’ya saf bir aÅŸkla baÄŸlanabilesin.
Kuralların olsun ama kurallarını baÅŸkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma.
Bilhassa putlardan uzak dur dost.
Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma!
İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!
- Otuzüçüncü Kural:
Bu dünyada herkes bir ÅŸey olmaya çalışırken, sen HÄ°Ç ol. Menzilin yokluk olsun.
İnsanın çömlekten farkı olmamalı.
Nasıl ki çömleÄŸi tutan dışındaki biçim deÄŸil, içindeki boÅŸluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı deÄŸil hiçlik bilincidir.
- Otuzdördüncü Kural:
Hakk’a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir.
Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaÅŸar.
- OtuzbeÅŸinci Kural:
Åžu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz.
Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kiÅŸi ise içindeki inananla.
İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım sıdım ilerler kişi.
Ve ancak tezatları kucaklayabildiÄŸi ölçüde olgunlaşır.
- Otuz atıncı Kural:
Hileden, desiseden endiÅŸe etme.
Eğer birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur.
Çukur kazanlar o çukura kendileri düÅŸer. Bu sisitem karşılıklar esasına göre iÅŸler.
Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer.
O’nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz, Sen sadece buna inan!
- Otuzyedinci Kural:
Tanrı kılı kırk yararak titizlilke çalışan bir saat ustasıdır.
O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur.
Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç.
Her insan için biz aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.
- Otuzsekizinci Kural:
"YaÅŸadığım hayatı deÄŸiÅŸtirmeye, kendimi dönüÅŸtürmeye hazırmıyım?" diye sormak için hiç bir zaman geç deÄŸil.
Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiÅŸ olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün.
Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık.
Her an her nefeste yenilenmeli.
Yepyeni bir yaÅŸama doÄŸmak için ölmeden önce ölmeli.
- Otuzdokuzuncu Kural:
Noktalar sürekli deÄŸiÅŸse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doÄŸar.
Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır.
Hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her ÅŸey yerli yerinde kalır merkezinde…
Hem de bir günden bir güne hiç bir ÅŸey aynı olmaz.
- Kırkıncı Kural:
AÅŸksız geçen bir ömür beyhude yaÅŸanmıştır.
Acaba ilahi aÅŸk peÅŸinde mi koÅŸmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma!
Ayrımlar ayrımları doğurur.
AÅžK’ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur.
BaÅŸlı başına bir dünyadır aÅŸk.
Ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da dışındasındır hasretinde.
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Åžeytan Hatasını Nasıl Bilmez…
Ekleyen: elf77 Tarih: Ara.06, 2010, Kategorisi: Hikayeler

ŞEYTAN HATASINI NASIL BİLMEZ
KISSADAN HİSSE
Günlerden birgün ÅŸeytanın yolu bir köye düÅŸmüÅŸ.
Keyfi yerinde olan ÅŸeytan sırtını bir aÄŸaca dayamış ve buzağısı kazığa baÄŸlı olan ineÄŸini saÄŸan genç bir kadını uzaktan izlemiÅŸ.
Şeytan kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş.
Buzağı bu az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış debelenmiÅŸ ve boynundaki ip çözülmüÅŸ
KoÅŸarak annesini emmeye giden buzağı süt kovasını devirmiÅŸ
SaÄŸdığı süt ziyan olunca sinirlenen genç kadın eline geçirdiÄŸi odunu buzağıya vurunca yavru yere yığılmış.
Yavrusuna saldırılan inek kayıtsız kalamayıp bir tekmede kadını yere serip öldürmüÅŸ.
Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineÄŸin ´gelinini öldürdüÄŸünü görüp ineÄŸi tüfekle vurmuÅŸ.
Silah sesini duyan koca , karısını yerde cansız yatar babasınıda elinde tüfekle görünce silahını çekip babasını öldürmüÅŸ.
Kısa bir süre sonra gerçeÄŸi öÄŸrenen genç adam , bu kadar acıya dayanamayıp intihar etmiÅŸ.
Bütün bu olayları bir kenardan izleyen ÅŸeytan
"BU FELAKETİDE BANA YÜKLERLER,BUZAÄžININ İPİNİ GEVÅžETMEKTEN BAÅžKA BEN NE YAPTIM ŞİMDİ" demiÅŸ.
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Yanlız Bir Opera…
Ekleyen: elf77 Tarih: Haz.18, 2010, Kategorisi: Ustalardan Åžiirler...

YALNIZ BİR OPERA
Ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
Yorgun, kirli ve umutsuz geçmiÅŸim
Oysa bilmediğin birşey vardı sevgilim
Ben sende bütün aÅŸklarımı temize çektim
İmrendiÄŸin, öfkelendiÄŸin
Kızdığın, ya da kıskandığın diyelim
Yani yaşamışlık sandığın
GeçmiÅŸim
Dile dökülmeyenin tenhalığında
Kaçırılan bakışlarda
GündeliÄŸin başıboÅŸ ayrıntılarında
Zaman zaman geri tepip duruyordu.
Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun,
Biraz daha fazla sevdiÄŸim, biraz daha önem verdiÄŸim.
BaÅŸlangıçta doÄŸruydu belki.
Sıradan bir serüven, rastgele bir iliÅŸki gibi baÅŸlayıp,
Günden güne hayatıma yayılan, varlığımı ele geçiren,
Büyüyüp kök salan bir aÅŸka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aÅŸklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin.
Yaz başıydı gittiğinde, ardından,
Senin için üç lirik parca yazmaya karar vermistim.
Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aÅŸkın bütün çaÄŸlarından geliyordum.
Sanırım lirik sözcüÄŸü en çok yüzüne yakışıyordu
Yüzündeki kuÅŸkun kedere, gür kirpiklerinin altından
Kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
Çerçevesine sığmayan
Munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
Lirik sözcüÄŸü en çok yüzüne yakışıyordu.
Yaz başıydı gittiÄŸinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmiÅŸti Mayıs.
Seni bir ÅŸiire düÅŸündükçe
Kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
Ucucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma.
Önceki ÅŸiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük
Usulca düÅŸüyordu bir kağıt aklığına,
Belkide ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiÄŸinde. Bir aÅŸkın ilk günleriydi daha.
AÅŸk mıydı, deÄŸil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi?
‘Eylül’de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen’ notunu buldum kapımda.
Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve 16.04′tü onu bulduÄŸumda.
Daha o gün anlamalıydım bu iliÅŸkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düÅŸman gibi duran zamanı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını.
Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
DöndüÄŸünde eksik, noksan bir ÅŸeyler baÅŸlamıştı.
Sanki yaz, birbirimizi görmediÄŸimiz o üç ay,
Alıp götürmüÅŸtü bir ÅŸeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıstı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza.
Adımlarımız tutuk, yüreÄŸimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi
bakışıyorduk.
Sanki ufacık bir ÅŸey olsa birbirimizden kaçacaktık.
Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, kliÅŸesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza.
Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
Åžimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
Bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim ÅŸu kırık dökük ÅŸiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuÅŸ günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?
Åžimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaÅŸ çocukları gibiyiz.
Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada
Bir ÅŸey bulduÄŸunda neyi, ne yapacağını bilmeyen çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aÅŸkta büyüyecek
Her ÅŸeyi bir baÅŸka aÅŸka erteleyeceÄŸiz.
Kış başlıyor sevgilim
Hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
Bir yaz daha geçti hiçbir ÅŸey anlamadan
Oysa yapacak ne çok ÅŸey vardı
Ve ne kadar az zaman
Kış başlıyor sevgilim
İyi bak kendine
Gözlerindeki usul ÅŸefkati
Teslim etme kimseye, hiçbir ÅŸeye
Upuzun bir kış başlıyor sevgilim
Ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soÄŸuk bir mevsime.
Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak,
Yazıya oturup sonu gelmeyen cümleler kurmak,
Camdan dışarı bakıp puslu ÅŸarkılar mırıldanmak….
Böyle zamanlarda her ÅŸey birbirinin yerini alır
Çünkü her ÅŸey bir o kadar anlamsızdır
İçimizdeki ıssızlığı dolduramaz hiçbir oyun
Para etmez kendimizi avutmak için bulduÄŸumuz numaralar
Bir aşkı yaşatan ayrıntları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
Çıplak bir yara gibi sızlar paylastığımız anlar,
EÅŸyalar gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
Korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
ÇaÄŸrışımlarla ödeÅŸemezsiniz.
Dışarda hayat düÅŸmandır size
İçeride odalara sığamazken siz, kendiniz
Bir ayrılığın ilk günleridir daha
Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkta
Gün boyu hiçbir ÅŸey yapmadan oturup
Kulak verdiğiniz saat tiktakları
Kaplar tekin olmayan göÄŸümüzü
Geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
Suyu boÅŸalmış bir havuz, fiÅŸten çekilmiÅŸ bir alet kadar tehlikesiz
Bakınıp dururken duvarlara
BoÅŸ bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çicek,
UnutulmuÅŸ bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani,
Unutsam eÅŸyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında
Kendime bir yer bulsam, dediÄŸimiz zamanlar gibi
Kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
Yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutkunluk haline, bir trafik kazasına,
Başımıza gelmiÅŸ bir felakete, iskenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya
Kendimizi hazırlar gibi.
Yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliÄŸimizi
Ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
Ve kazanmış görünürken derinliÄŸimizi
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
Bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
O tiktaklar kadar önemsiz kalır ÅŸimdi
Hayatımıza verdiÄŸimiz bütün anlamlar
Göremeseniz de, bilirsiniz
Hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar.
Bana zamandan söz ediyorlar
Gelip size zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden.
Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden.
Hepsini bilirsiniz zaten, bir işe yaramadığını bildiğiniz gibi.
Dahası onalar da bilirler.
Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düÅŸünürler.
BittiÄŸine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeÄŸine katlanmak, sırtınızdaki
hançeri çıkartmak, YüreÄŸinizin unuttuÄŸunuz yerleriyle yeniden karşılaÅŸmak
kolay deÄŸildir elbet.
Kolay deÄŸildir bunlarla baÅŸ etmek, uÄŸruna içinizi öldürmek.
Zaman alır.
Zaman alır sizden bunların yükünü
O boÅŸluk dolar elbet, yaralar kabuk baÄŸlar, sızılar diner, açılar dibe
çöker.
Hayatta sevinilecek ÅŸeyler yeniden fark edilir.
Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız
Oysa o boÅŸluÄŸu dolduran eksilmenizdir.
Gün gelir bir gün
BaÅŸka bir mevsim, baÅŸka bir takvim, baÅŸka bir iliÅŸkide
O eski ağrı
Ansızın geri teper.
Dilerim geri teper.
Yoksa gerçekten bitmissinizdir.
Zamanla yerleÅŸir yaÅŸadıkların, yeniden konumlanır, çoÄŸalır anlamları, önemi
kavranır.
Bir zamanlar anlamadan yaÅŸadığın ÅŸey, çok sonra deÄŸerini kazanır.
YokluÄŸu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
Oysa yapacak hiçbir ÅŸey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiÅŸtir yanınızdan
Her şeye iyi gelen zaman sizi kanatır
ÖlmuÅŸ saadeti karşılaÅŸtır yaÅŸayan mutsuzlukla
Günlerin dökümünü yap
Benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
Kim bilebilir ikimizden baÅŸka?
Sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
Bir ilişkiyi, duyguların birliğini,
Bir aşkı beraberlik haline getiren kendiliğindenliği
Yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her ÅŸeyi bir düÅŸün
Emek ve aÅŸkla güzelleÅŸtirilmiÅŸ bir dünya
Şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor
Orada olmuş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Bunlar da bir işe yaramadıysa
Demek yangından kurtarılacak hiçbir ÅŸey kalmamış aramızda.
Bu şiire başladığımda nerde,
Åžimdi nerdeyim?
Solgun yollardan geçtim.
Bakışımlı mevsimlerden
İkindi yağmurlarını bekleyen
Yaz sonu hüzünlerinden
Gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
Geçti her cağın bitki örtüsünden
Oysa ÅŸimdi içimin yıkanmış taÅŸlığından
Bakarken dünyaya
Yangınlarla bayındır kentler gibiyim:
Çicek adlarını ezberlemekten geldim
Eski ÅŸarkıları, sarhoÅŸların ve suçluların
Unuttuklarını hatırlamaktan
Uzun uzak yolları tarif etmekten
Haydutluktan ve melankoliden
Giderken ya da dönerken atlanan esiklerden
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
Bütünlemeli çocukluklarıyla geçti
GençliÄŸimin rüzgara verdiÄŸim yılları
Gökummaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.
Bu şiire başladığımda nerde,
Åžimdi nerdeyim?
Yaram vardı, bir de sözcükler
Sonra vaat edilmiÅŸ topraklar gibi
Sayfalar ve günler
Işık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluÄŸunda bir tek ÅŸiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe…Kaybolup gittin bu ÅŸiirin derinliklerinde
AÅŸk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü daha ÅŸiir bitmeden.
Karardı dizeler.
AÅŸk…Bitti. Soldu ÅŸiir.
Büyük bir ÅŸaÅŸkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
Daha önce de baÅŸka ÅŸiirlerde konaklamıştım
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
Ask yalnız bir operadır, biliyordum:
Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.
Barbarların seyrettiÄŸi trapezlerden geçtim
Her adımda boynumdan bir fular düÅŸüyordu
El kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
Birlikte çıkalan yolların yazgısıdır:
Eksiliyorduk
Mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
Her otelde biraz eksilip, biraz artarak
Yani çoÄŸalarak
Tahvil ve senetlerini intiharlarla deÄŸiÅŸtirenlerin
Birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
Ağır ve acı tanıklıklardan
Geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
Maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
Linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de…
Korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
Ve açık hayatları seviyordu.
Buraya gelirken
Uzun uzak yollar için her menzilde at deÄŸiÅŸtirdim
Atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
Ödünç almadım hiç kimseden hicbir ÅŸeyi
Çıplak ve sahici yaÅŸayıp çıplak ve sahici ölmek için panayır yerleri…
panayır yerleri…
Ölü kelebekler…
Ölü kelebekler…
Sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
Adım onların adının yanına yazılmasın diye
Acı çekecek yerlerimi yok etmeden
Acıyla baÅŸ etmeyi öÄŸrendim.
Yoksa bu kadar konuÅŸabilir miydim?
İpek yollarında kuzey yıldızı
Aşkın kuzey yıldızı
Sanırsın durduğun yerde
Ya da yol üstündedir
Oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
Ölü yanardaÄŸlar, ölü yıldızlar
Ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı.
Aşkın bir yolu vardır
Her yaÅŸta baÅŸka türlü geçilen
Aşkın bir yolu vardır
Her yaÅŸta biraz gecikilen
Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
Gözlerim
Aşkın kuzey yıldızıdır bu
Yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diÄŸeri ona doÄŸru ilerler
İlerlerim
Zamanla anlarsın bu bir yanılsama
Ölü ÅŸairlerin imgelerinden kalma
Sen de deÄŸilsin. O da deÄŸil
Kuzey yıldızı daha uzakta
Yeniden yollara düÅŸerler
DüÅŸerim
Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
YaÅŸamsa yerli yerinde
Yerli yerinde her ÅŸey
Åžimdi her ÅŸey doludizgin ve çoÄŸul
Åžimdi her ÅŸey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
Åžimdi her ÅŸey yeniden
YüreÄŸim, o eski aÅŸk kalesi
Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden
Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey Sanat! Her ÅŸeyi hayata dönüÅŸtüren.
MURATHAN MUNGAN

YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
