İsmail Sarıgene

Sevdanın En Eğik Harfiyle Gülümse Bana / Aşkın Elif Halindeyim…

Ekleyen: Tarih: May.21, 2012, Kategorisi: İsmail Sarıgene

 

 

 

 

SEVDANIN EN EĞİK HARFİYLE GÜLÜMSE BANA/AŞKIN ELİF HALİNDEYİM

Gözlerimde sığıntı bir acı.

Parmak uçlarımda dünden emanet bir satır başı.
Ve hüzünden ayıklandığım yüreğin.
Gönül çaydanlığında demledim hepsini.
İki küp huzur ile karıştırıp
Sevdayı yudumluyor dudaklarım..

Unutulmuş yüzümün cesaretsiz yanını alıp çıktım senli yollara. Utangaç bakışlarımı gizlemek için dudaklarıma vurduğum peçe ile ne kadar haykırsam adını, duyulmazdı işte. Çıkmaz bir yolun sağında yer alan yeşil boyalı evimin pencerelerinden saldım ürkekliğimi. Kırsal ve bi o kadar karasal cümlelerimin içine yüzünün deniz kokularını serpiştirdim. Aşkın su yüzüne çıkmış tüm seceresini acıya yorarken, sen Elif oldun bir buğdayın en bereketli yüzünde. Karanlığa dem tutmuş bir yaranın en temiz yanında h sana koştum ben. Göz altı çukurlarına yaslayıp çocukluğumu, bir tren yolculuğuna bıraktım ertelenmiş güzlerimi.
Ertelenmiş ve zamanı yitirilmiş nice cümlelerimi heybemdem fire verirken sen acıya olan bakiyelerini hala düşmedin mi sevgili ? Daha kaç kez yüreğinin tam alnı çatısından vurduracaksın kiralık katillerin ? Sen susuzluğuna dem vururken ben suskunluğumu gusle zorluyorum. Hüzzam makamına alşkın olmayan kulaklarımı senli şarkıların tınılarna alıştırırken gel karış uzaklığıma. Aceleci ve bi o kadar yorgun topuklu ayakkabı seslerini kum saatinin akışına uydurma. Ben sana kendini yorma dedikçe sen daha kaç kez ölü bir cesedin dört kollu tabutunu tek başına omuzlamaya devam edeceksin. Yoruldukça renksiz balonların peşinde ben gözyaşına esir edileceğim..

Sana ve aşkına kasteden ellere kurban edileceksem, müsvedde kalbim hazırdır sevgili Yakılacaksa tam orta yerinden, ilmeklerimi sen ilmekle kefenimin. Ben seni aşkın Elif halinde sevmişken yeksenak bir ölümün ellerinde sana can vermek en büyük dileğimdir sevgili.Bilirsin senden önceki hiçbir uykum vapur sesinde uyanmadı ve hiçbir zaman dilimimin denize kıyısı yoktu. Çizgilerim hep çengelli iğne ile tutturulmuş bir muskanın ötesine geçememişti.

Yüzünden düşen her bir gözyaşına,
Ben her gece karanlığı kürtaja zorlayıp
Sana umutlar buduyordum mutluluğun dallarından.
Yüzünün çizgilerinden çekilen hayatın bir anına,
İntihara meyilli cümlelerimi rehin verip
Aceleci topuk seslerine,
Şehrinin tüm uykularını uyandırıyordum.
Ve sen kollarını iki yana açıp
Bir iskelede orta yaş eklem sancılarını kanatırken
Babamın öldüğü tarladan,
Buğday sarısı saçlarıyla Elif’i sana yoruyordum..

Ben bilsem de bildiklerimi,
Sen bana belli etme bilmek istemediklerimi.
Sen bir kum saatine ayarla işveli öpüşlerimi,
Sen yüreğimi yüreğinde öptüğünde,
En dar elbise giydirilsin cesedime.
Bir martı kanadında taşınsın uzuvlarım.
Ve yüreğimin üzerine soğuk bir demir parçası bırakılsın.
Ve taşımaktan yorulduğun tabutu omuzla şimdi

Eğik başını kaldır gökyüzünün mavisine.
Umuda bir dem kat, utanmadan sıkılmadan mutluluğa karış.
Utangaç gülüşlerinden bir damla hayat bağışla,
Siyah renkli bir gül dalına.
Bir gelinlik başı ile ört
Gözlerimin en kahve yanına.
Ve uyut beni gönül salıncağında.
Kanamalarım durulmayacak biliyorum.
Sen kapama en iyisi.
En siyah yerinden öpüver yüreğimin.
Ve aşkın Elif halinde gülümse bana.
En sonunda Elif ol şiir sonu cümlerinde.
Ve ben sana yar oldukça,
Yüreğinin en eğik harfiyle gülümse bana.

10 Ocak 2010

Mavi Bilyeli Adam

İsmail Sarıgene

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Gözlerinde Müebbeti İstiyorum…

Ekleyen: Tarih: Eki.17, 2011, Kategorisi: İsmail Sarıgene

GÖZLERİNDE MÜEBBETİ İSTİYORUM

Gözlerinde müebbeti istiyorum
En acımasız mahkemelerde yargılasınlar beni.
Bedenimden yüreğimi söküp
Yüreğinde nefes almak olsun suçum.
Son isteğim;
Darağacım, yıldızların düştüğü
Saçlarının tellerinden örülsün.

Yüreğinde ölmeyi istiyorum.
Baharları mevsimlerden çalıp
Gözlerine doldurmakla suçlasınlar beni.
İnfazım, gözyaşlarında son bulsun…

Çıplak yüreğime,
Gözyaşlarının umut zincirlerini geçirsinler.
Aldığım nefes sevdana olsun.
Gözlerin güneş gibi düştüğü
Gönül mapusluğunda,
Ömür boyu yüreğinin müebbetini istiyorum.

Gülüşlerinde erimeyi istiyorum.
Yağmurların sadece gözyaşında olduğu
Güneşin, hep gülüşlerinde solduğu
Bir ceza istiyorum.
İnfazım, gözlerinde erimek olsun.

Avuçlarında solmayı diliyorum.
Ömrümden vazgeçip,
Senin gözlerine firardan yargılanayım.
Susma hakkımı kullanıp,
Gözlerinde müebbeti istiyorum.

ISMAIL SARIGENE

 

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Siyah’a Sonbahar’a…

Ekleyen: Tarih: Eyl.05, 2011, Kategorisi: İsmail Sarıgene

Siyah’a Sonbahar’a…

Söktüm kısırlığı aşikar yüreğimi yerinden..
Baş göz ettim gözlerimi köklerinden..
Siyah’a hüküm giydirdim çocukluğumu…
… Düştüm sonbahara..
Yâr oldum yaralarıma…
Yaren oldum senin gibi acıya..
İçim bölük pörçük..

Saatler hep gecenin üçünü gösteriyor..
Seninle yıldızları gökyüzüne astığımız saatler var ya…
İşte zamanlarda rehin düşüyor sol yanım geceye..
Uzun zamandır kaçırmıyorum gece yarısı trenlerini..
Hep vaktndei geliyor Posta treni..
Hep vaktinde gidiyor Mavi tren..
Ama içimdeki kız çocuğu hep tehirli..
Hep tehirli..
Ve de hep biletsiz..
Ağlamaklı sol yanı..
İçinde bir boşluk..
Gözlerinde bir yokluk..
Son kez bir gece yarısı treni ile geleceğim sana.
Yüzümde tehirli kalmış bir tren yolculuğu.
İçimdeki yoklukla ineceğim şehrine..
Bozkır adımlarıma deniz isyan bileyecek olsa da
Çocukluğumun tahta arabalarını denizlerinde batırıp
Gözlerinden kağıt gemiler yapmayı öğreneceğim..
Sonra da deniz kabuklarının içine gözlerinin kahvesini çizeceğim.
Biliyorum geldiğim sen uyuyor olacaksın..
Güneşi uyandıracağım gözlerimle..
Sonra da perdelerine sesimi bırakıp düşlerinden öpeceğim seni..
Son kez öpeceğim gözlerinden seni..
Acıya nasır olmuş yüreğine yaslayıp başımı
Bir şiiri fısıldayacağım kulağına.
Biliyorum gözyaşlarınla eşlik edeceksin bana..
Sus diyeceksin..
Sus..
Susmayacağım..
Sen dudaklarımı ellerinle kapatmaya çalıştıkça
Ben avaz avaz bağıracağım.
Üstüm başım hazan..
En sevdiğin rengi örttüm üzerime..
Siyaha boyadım tüm yolları..
Bir ağıt yankılanıyor yeşil boyadı evimizden..
Mahşeri bir kalabalık..
Sanki bir arife sabahı..
Yok yok…Bir bayram sabahı..
Hani bir arife sabahında ölmeliydi ya bu adam..
Bayram sevinçlerine yetişmeliydi gözlerim..
İşte tam burada giymeliyim üzerime siyahı..
Şimdi en sevdiğin mevsimdeyiz sevgili.
Yüreğim mahşeri bir sonbahar yeri.
Gözlerim yaprak yaprak hüzün.
Çocukluğumun tüm trenleri tehirli.

Ve sen acıya yarenlik ettikçe bir mezar kazılıyor Yusuf’un kuyularında.
Ve ben üzerinde siyah bir elbiseyi giydiğini görünce
Ölmeyi özlüyorum gözlerinde öylece.
Unutma sevgili sen ölmeden ben ölmeyeceğim.
Ölmeyeceğim sevgili..
Ölmeyeceğim..
Biliyorum bir suskunluk orucuna niyetlenmişsin..
Boz da orucunu,
Adının yedi harfiyle uzat yüreğini bana..
Yoksa en sevdiğin mevsimde,
Bir sonbahar sabahında öleceğim..
Tam da ölmeyi özlemişken gözlerinin Elif ilinde,
Öldürme beni..
Sevdanla hayatlandır beni..
Köklerime umut,
Yüreğime mutluluklar ver..
” Sen varken suskunluk yakışmaz bana.
Yine giyindim yirmi dokuz harfi..
Harf harf seni yazdım yüreğime.. “

Mavi Bilyeli Adam / İsmail SARIGENE

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Benim Hiç Denizim Olmamıştı Gözlerine Yaslandığım…

Ekleyen: Tarih: Ağu.25, 2011, Kategorisi: İsmail Sarıgene

BENİM HİÇ DENİZİM OLMAMIŞTI GÖZLERİNE YASLANDIĞIM…

Başıma çökmüş bir akşamın sığlığında uğradım gözlerinin enginliğine.
Rengi nedir diye bile bakmaktan korktuğum gözlerinin avuçlarına bıraktım cocukluğumu.
Sen konuştukça, ben büyüdüm sana.
…Birkaç dakika yanında olmanın kattığı umut deryasına bıraktım Suna boylu yangınlarımı.
Kaç gündür sesinin renginden düşecek haberleri beklerken,
ben sen oldum.
Saçlarındaki beyazlara dayadım çamurdan yüreğimi.
Her arayana sen diye koşarken,
sesinden yoksun düştü içimdeki nehir.
Susadı dışımdaki çember, daraldı gökyüzü…
Oysa ki sen benimle aynı gökyüzünün altında yaşamaktaydın..
Fark edemedim, sezemedim..
Meğer sen bana ben kadar yakınmışsın.
Yabancı dursa gözlerin gözlerime,
şimdiye kadar dudak kenarlarından kovulmadı çocukluğum..
Sende – şimdilik – sessizce büyümeye devam ediyorum.
Kim bilir birkaç gün sonra öleceğim dudaklarında..
Sahi ölmek dedin de; ben senin yüreğinde kaç gün yaşabileceğim ?
Çünkü bu yürek hiçbir deniz de yaşatılamadı..
Şimdi diz çöktüm çocukluğumun başına, bir denizin maviliğini bekliyorum…
Çünkü benim hiç denizim olmadı bur terli coğrafyada..

Evet, benim yüreğim şehrim gibi çoraktır..
İçi yangınlardan olma,
dışı yalnızlıklardan doğma bir yaranın tam ortasına düşmüş ceninim.
Keza kim bilir senin yazgında imlası bozuk bir cümlenin gırtlağına yazılmıştır.
Şimdi uzandım Suna boylu rüzgarın koynuna..
Ayak dibimde şiddeti yalnızlıktan ibaret bir deprem büyürken,
ben senin gözlerinin avlusunda ömrümü huzura sıvamaktayım.
Az sonra koşacaksın ya bana…
Saçlarının arasına sevda alfabesini çözüp beni gözlerinin denizine kavuşturacaksın ya..
Guslettim sensiz geçen ömrümü,
değmese de bir yürek bu kurak toprağa yine de terimle yıkadım..
kapındayım, beni gözlerinle buluştur.
Beni de kabul et gözlerinin avlusuna..

Bilmem dikkat ettin mi, gözlerimin toprağa olan aşkını…
İçimdeki çocukluğunun büyümemeye olan inadını..
Sen sorma sakın..
Boşa tüketme nefesini..
Morg sessizliğine dönmüş yüzüm tüm soruların cevabıdır.
Başım toprağa dik açılardan vurulsa da, ben sen kadar yalnızım..
Küçüğüm senden biliyorsun lakin sana yetişmek isteyen ayaklarıma cevap ver.
Sakın dur deme bana..
Sakın herkesin dediği gibi – sen çok iyisin ama üzgünüm bana geçe kaldın – masallarını vurma yüzüme..
İlla benim ol demiyorum sana..
Ama gitme, sende gözlerimin içine bakıp yalnızlığın musallasına yatırma..
Öldürme beni, hayat ver nabızlarından süzülmüş bir avuç suydan..
Sakın karanlık bırakma beni..
Sevda alfabesini çökmüşken başıma bir mum uzat yanağıma..
Bir nefes bırak cocukluğuma…

—– Gideceksen / Dinle son kez beni —

Gelmeyeceksen eğer, şehrin son durağına bırak beni.
Taze bir ağacın gölgesine indir avutulmamış yüreğimi..
Bir tutam saçını da bırakmayı da unutmayasın sakın.
Uğradığım her kapıdan kovulan bir yüz, gömülmeli sabaha kalmadan..
Aynalara pek alışık değildir gözlerim, kır içimde sana kurduğum köprüleri..
Sana uzattığım dalları da bırak ayak altına..
Merak etme – gelmedin diye – acımayacak kalbim..
Çünki hiçbir zaman diliminde bir yüreğe yoldaşlık etmedi yüreğim.
Sende git / ki kalbim yıkık bir kentin hatıralarıyla dolu..
Senin tarafından vurulur bir kez daha yüreğim..
Senden önce kaç kez öldürüldü içimdeki düşler..
Kaç kez sürüldü cesedim yüreğime..
Kaç kez devrildi üzerime alfabe..
Yalnızlık tarafından kaç kez iğfal edildi umutlarım..
Rehin kalmışken karanlığa, son bir kez cenin oldu gözlerin yarınlarıma…
Gelmeyeceksen eğer, son bir cümle kur bari…

” Üzgünüm, seni büyütecek bir denizim yok yürek toprağında..
Sıksan tenimdeki ter bulutlarını,
Tek bir umut bulamazsın sana dair..
Unutma, ayaklarını bastığın yer kara iklimi..
………………
Beni yaşayıp acıyı yaşamaktansa,
Gözlerimin yabancılığından olsun kefenin…
Sancağın düşse de saçlarıma,
Kalkmayı bil küçük çocuk..
Çünkü ben unutulmuş bir mezar bekçisiyim..
…………..
Keşke sana kucak dolusu denizim olsa da yürek coğrafyamda..
Ama ben çoktan kırdım dallarımı..
Git hadi küçük çocuk…
Yüzüne vurulan onca kapı olsa da..
Büyü be cocuk…
Büyü..
Ölme bende…
Bak göreceksin..
Bensiz de yaşamayı öğreneceksin..
Çünki sen …………..

İsmail SARIGENE

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Gözlerine Sakladım Cenneti…

Ekleyen: Tarih: Ağu.19, 2011, Kategorisi: İsmail Sarıgene

Gözlerine Sakladım Cenneti

Sana geliyorum.
Yaralı uçurumları,
Birer birer aşarak.
…Fesleğen kokulu
Saçlarına usulca yağıyorum.
Mayasız bulutları,
Avuçlarımda kibritsiz yakarak.

Gece, karanlığı emzirirken
Ben, bir avuç güneşle
Islak kirpiklerini kuruluyorum.
Yıldızlar, semâya dizilirken
Ben, ılık nefesine
Taze baharları dolduruyorum.

Seni severken
Bir an bile durmuyorum.
Alnıma kavgalarını alıp
Yüreğimde acılarını eziyorum.
İplik iplik yağan
Yağmura aldırmadan
Gölgelerine " güneşi " giydiriyorum.
Ve her sabah sen uyanmadan
Susuz dudaklarımla
Gözyaşlarındaki tuzları emiyorum.

Cennet kokulu terini
Silebilmek için
Ilık nefesimi,
Rüzgarla delicesine yarıştırıyorum.
Ayazlar tenini üşütmesin diye
Yüreğinin ovalarına
Taze baharları yapıştırıyorum.

Sen diye,
Her sabah güneşe sarılıyorum.
Gözyaşların diye,
Yağmurları delicesine öpüyorum.
Ve yüreğini dualarıma ekleyip
Gözlerine sakladığım Cennette
Sevdamızı soluyorum.

İsmail Sarıgene

3 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Düştük/Kırıldık/Dağıldık…

Ekleyen: Tarih: Ağu.04, 2011, Kategorisi: İsmail Sarıgene


DÜŞTÜK/KIRILDIK/DAĞILDIK

Önce düştüm dudaklardan / el oldum tanıdık bildiğim duraklarda

Dilsizim ve bi o kadar adressiz. Gidiyorum karanlığın izdüşümüne saf tutarak. Hesabım bitti / şimdi infazımı beklemekteyim. Dudaklarımı ısırarak isyan ettiğim yetimliğime bir de öksüzlüğüm eklendi. Artık ayaklarım beni aynı yere götürmüyor. Sığındığım yerlerden tek tek kovulan ben, şimdi el oldum tanıdık bildiğim yerlerde. Gözlerimin nemi kurumadan yüreğimin adreslerine denk geliyor bulutlar. Soyadımı taşıyan cümlelerden kovulan yüzümü bulamıyorum eski yerinde. Ya ben uzaklardayım ya da biz “ biz “ olmaktan imtina etmekteyiz galiba. Susuyorum bilmediklerime susarak. Boyun büküyorum benden bihaber parçalara ağlamaklı gözyaşlarımı deste yaparak. Elimde dört kişilik bir fotoğraf ve düşündüklerim. En büyük parça babamdı; bizi ayakta tutan bizi biz yapan.. En büyük parçamızı, canımız kaybettik sonra da gayri ictimalarımız hep bir eksikti. Babamız olmadan sanki o varmışcasına yaşayacak, savaşacaktık..Ama olmadı..Bölündük ilk önce sonra da düştük..Eksildik birer birer. Tesbih tanelerine mi özendik yoksa..Biz bir hayattık dört parçaya ayrılmış..Şimdi el olduk birbirimize..Oysa biz hep bir’dik..Şimdi her birimiz ayrı saflara düştük. Bir kere düşmüşken içimizdeki canlar kırılmaz mı ?

Kırıkları toplamaya çalıştım / daha çok kırıldık kendi içimizde..

Ben bu savaşı kaybetmeyecektim. Düştük diye dağılmayacaktık. Kırıklarımızı sarıp yeniden ayağa kalkacaktık. Bensiz kurulan sofralara ses çıkarmadım. Bana biçilmiş tüm sıfatlara razı oldum. Susmam istendi sustum, konuş denildi bana verilen tüm sufleleri söyledim dilimi ısırarak. Bile bile gelen fırtınaya rağmen kırıklarımıza kendimi bastım. her şeyimi benden olmayanlara ayırdım kendimi / isteklerimi öteledim. Acaba sorunlar benden mi kaynaklanıyor diye eksik tuttum içimdekileri. Bilmediğim yüzlere selam vermeye başladım ilk önce. Yaralarımıza merhem diye kendimi basacakken, gölgesini bile hatırlamadığım yerlerden topladım parçalarımızı. Akşam üstleri yalnızlığa alıştım önce. Ve bir gece bensiz toplanan umutların yabancı gözlerde yeşerdiğini gördüm bir sokak bankında. Bir yanda canımın canı, bir yanda canımın diğer yarısı ve de yabancısı olduğum gözler..Bir ben eksiktim..Gözyaşıma tuz bastım o an..Tutuldum / uzadım eksikliğime..Ben kırıklarıma bir umut ararken, kırıklarım kırıklarına çoktan yamayı vurmuş..Meğer bir ben fazlaymış cümlelere..Ayıklandım biz’den / kırıklarımdan düştüm az önce..Dağılmayı bekliyorum aynalara gözlerimin nemi miras bırakarak…

Düştük / Kırıldık / Dağıldık / Oysa biz hep bir’dik..

Şimdilerde evden işe giderken tertemiz bir yalnızlığını giyiniyorum üzerime. İki oda bir salona sığdırdığım bir umut gökyüzünün altında nüfussuzluğuma isyan ediyorum. Kirpiklerimden birikmiş bulutlara sırlarımı verdikçe eriyor içimdekiler. Yavaş yavaş bükülüyorum cocukluğuma. Yeni bir umut yolculuğuna hazır olmayan bu yüreğe yine kefen örmekte ellerim. Oysa ben sadece susmayı bilirim. Yapabildiğim en iyi şeyin gitmek olduğunun farkında olsam da kendi içimden kovulmak öyle ağır ki..Kanatlarım kırık / düşlerim ise düştü kollarımdan.

Sevinebilirsin artık hüzün…

Zafer senindir. Önce bizi bana düşürdün sonra da kırıldın bizi..Merak etme yakında da dağılırız biz. Sen kalbini ferah tut..Dudak payımda bir hayat vardı..Al o da sana feda olsun…Bana dair ne varsa ele geçir. Kazandıklarımdan da feragat ediyorum..Düştüğümü kabul ediyor, kırıklarımı sana bırakıyor ve dağınıklığımı ilan ediyorum. Ama tek bir şartım var..

Yüreğimdeki gül’e sakın dokunma…
Gözlerimdeki yeşeren Elif’i dalından koparma..
Dudak kenarımdaki umuduma hüzün bulaştırma…
Ne olur sevdama yalnızlığı yakıştırma..

Ey her nefesi ölüm kokan hüzün ;

Beni sevdamdan ayırma….

Çünkü düştüğümde sadece “ o “ ellerimden tuttu..

Kırıklarıma sadece “ o “ dokundu…

Dağınıklığımda bana sadece “ o “ umut oldu…

Ey hayat…
 
Bana ölümleri müjdele ama
Sakın sevdama / Elif/ime / umuduma dokunma….
Dokunma diyorum…
Dokunma…
 

26.04.2008 22.10
İsmail Sarıgene

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Bedelini Yüreğimle Ödediğim En Masum Günahımdın…

Ekleyen: Tarih: Ağu.01, 2011, Kategorisi: İsmail Sarıgene

BEDELİNİ YÜREĞİMLE ÖDEDİĞİM EN MASUM GÜNAHIMDIN

“ Varlığın acı veriyor olsaydı bana;
Seni ölüme sevmez,
Gelmeyeceğini bile seni beklemezdim hala.
Ben sensizlikte bile "seni yaşıyorum" sevgili… ”

Mevsim, sonbahara akarken ben de sana geliyorum. Elimde yokluğun yüreğimde suskunluğunla sana geliyorum sevgili. Ilık bir Eylül gecesi kentin yorgun kaldırımlarında tanıdık kelimeler arıyorum sevdana dair. Sana dair tek bir kelime yeterdi bana. Tek bir nefes bile gülümsemem için yeterdi bana..Sensizlikte kanarken sol yanım, ben hep seni düşledim zembereği kırılmış zamanın avuçlarında. Seni aradım güneşin sıcak alnında, senin ellerini aradım yağmurun ıslak dualarında.

Sana gelirken toprak yağmur kokuyordu sokaklar ise yalnızlık… Sana çıkan tüm yollar arsız dikenlerle süslenmişti sanki. Ayaklarım kan revan..Bir yanım uçurum bir yanım sensizlik ama her şeye inat sana geliyorum. Hava puslu, etraf ise sensizlik .. Dikenlere aldırmadan yalınayak yürüdüm gecenin dar sokaklarında. Yüreğimle ezdim tüm engelleri, ayaklarımla öptüm yollarındaki ikiyüzlü dikenleri. Her şeye inat sana geliyorum bir elimde mevsimlerin koynundan çaldığım ılık bahar bir elimde bulutların saçlarından arakladığım rüzgar ile .. Bir ömür uzaktan sana geliyorum bir elimde bir avuç gülüş karakışlarda güneş bil diye bir elimde bir yudum umut zifiri karanlıklarda aydınlığa sımsıkı tutun diye. Sana geliyorum sevgili….

Unutmadan sevgili; gittin diye meteliksiz bir intiharın ayakuçlarına boynunu büken bir kukla olmadım hiçbir zaman. Gittiğin gün kansız ve acımasız bir ihtilalin demir kelepçeli zamanlarından kaçıp sen diye ipsiz uçurumlara sığındım. Yokluğunda kimi zaman bir çocuk gibi koynunda ağladım kimi zaman kirpiklerinden ıslak yağmurlara kaçtım. Sensizlikte her gece arsız fırtınalarına göğüs gerdim ve esrarkeş yangınları sen diye koynuma alıp yüreğimde közledim yalnızlığının ıslak çığlıklarını. Evet gittiğin gün sen kokan kelimelerim çıplak kaldı dudaklarımda. Yüreğim gözyaşına asılı kaldı gözkapaklarımda. Ama hiçbir zaman boynumu bükmedim yokluğuna. Pes etmedim sensizlikte kıyılarıma vuran hasret dalgalarına. Direndim, savaştım yalnızlığınla. Kan revan içinde kalsam da, bilmediğim fırtınalarda sensiz savaşsam da ben hiçbir zaman “ yalnızlığına “ yenilmedim sevgili….

Gittiğin günden beri tek bir kelime konuşmadık seninle. Giderken seninle gitti taze baharlarım. Yetim kaldım mevsimlerin koynunda. Gözlerindeki sıcaklığı aradım güneşin sınırsız coğrafyasında. Seni sordum memleketimden göçen turnalara. Ama bulamadım seni. Yüreğimin derinliklerinde. kaybetmiştim seni. Aldığım nefeste, hayata bıraktığım her gülüşte seni aradım. Bulamadım işte. Ucube binaların nemli duvarlarına dayanıp sana ağladım. Dudaklarımı kapatıp kelimelerimle yalnızlığına ağladım. Ama hiçbir zaman ne kadere ne de sana isyan ettim. Gittin diye hiçbir zaman suçlamadım seni. Varlığına küfürler edip arkandan beddualar savurmadım hiçbir zaman. Gitmiştin beni “ sensiz “ bırakarak. Gitmiştin aramızda yaşananları bir kibritle zamansız yakarak. Ama gittin diye hiçbir zaman unutmadım seni. Yokluğuna inat yaşattım seni. Gittin diye bir ikindi vakti kefensiz satırlara gömmedim seni. Varlığın bana hiçbir zaman acı vermedi ki ben seni gidişinle suskunluğuna gömeyim sevgili…Seni “ sen “ diye sevdim ben. Varlığına inat yokluğunda bile sevdim seni. Sana duyduğum sevgim bir günlük olsaydı eğer; seni “ sensizlikte “ bile yaşatmazdım sevgili. Seni hiçbir zaman “ acılarımın metresi ” diye sevmedim ki ben. Ben yüreğindeki sıcaklığı, tenindeki saklı baharları ve gözlerindeki ıslak gözyaşları sevdim. Seni hep " aldığım nefes " bildim. Yüreğime dokunduğun için, yarım bir adamı sevginle tamamladığın için sevdim seni…

Satırlarıma sonvermeden bilmen gereken bazı şeyler var sevdiğim. İyi dinle beni sevgili. Cümlelere değil kelimelere örülmüş anlamları iyi algıla sevgili.. Yokluğunda seni aradım yorgun gecenin gri sabahlarında. Yalnızlığında kanattım fakir kelimelerimi. Dilimde birikmiş ve bir kaç cümleyi geçmeyen itirafım var sana canım. İyi dinle beni şimdi. Sensizlikte “ seni aldattım sevgili “. Yanlış duymadın sevgili. Açık açık utanmadan sıkılmadan seni aldattığımı söylüyorum sevgili. Sensizliğin soğuk gecelerinde seni aldattım. Hem de defalarca… Başucumda bu imkansız sevdanın sevapları dururken ben seni “ günahlarınla “ aldattım sevgili. Yokluğunda kanarken tövbesi yarım kalmış günahlarınla seviştim yalnızlığının buz tutmuş yatağında. Her gece bedenimi ateşlere serip günahlarınla seviştim kan ter içinde. Közlenmiş bedenimle, terkedilmiş yüreğimle tövbesi oldum en masum günahlarının. Seni sensizlikte “ senin günahlarınla “ aldattım sevgili…Sen benden uzaklarda iken bensiz zamanlarda işleyeceğin her günaha bedenimle kefil oldum. Körpe ve filizlenmemiş acılarını satın aldım ömür defterinden. Evet, tüm günahlarını ve bensiz yaşayacağın tüm acılarını satın aldım karşılığını “ yüreğimle “ ödeyerek.

Sen bu satırları benden uzaklarda okurken ben bir kelebek edasıyla baharın ince dallarından binlerce çiçeği yüreğimin eteklerine topluyor olacağım. Bir gün Cennetin taze baharlarında buluştuğumuzda giyineceğin “ beyaz duvağı “ süslemek için en parlak yıldızları çalacağım gecenin kirpiklerinden. Sen benden “ bir ömür “ uzaklıkta yaşarken sensizlikte bile sen varmışçasına sevdana nefes alıyor olacağım. Her gece günahlarınla sevişip güneşle beraber perdelerine gelip yüzüne ilk gülümseyen ben olacağım sevgili… Sen beni unutsan da ben seni yüreğimde yaşatacağım. Uzaklarda bir yerde yaşıyor ve nefes alıyor olmanı en büyük mutluluğum bilip acılarına delicesine yanacağım. Közlenmiş yüreğimle bir sonbahar gecesi ıslak saçlarına yağacağım avuçlarımda güller ile. Gözbebeklerinden yuvarlanıp ayakuçlarına serileceğim. Gülüşlerini nefesim bilip “ sensizlikte “ bile sana yaşıyor olacağım sevgili. Adını yüreğime vurulmuş bir mühür bilip dudaklarında anılan dua olarak hep seninle nefes alacağım sevgili..

“ Sen bana “ bir ömür “ uzakken ben sana bir nefes kadar yakınım sevgili.
Gelmeyeceğini bile bile ben hala seviyorum seni. “

Gün gelecek,
Adımı unutmak zorunda kalacaksın
Puslu gecenin yorgun sabahında.
Bir kibrit çakıp yaşananlara,
Tek tek yakacasın benli hatıraları
Ömür defterinin en masum günahında.

Duvarlarında asılı takvimlerden düşen
Bir gün gibi,
Ağladığında yüreğine gömülen
Bir hüzün gibi
Yavaş yavaş eriyeceğim dudaklarında.
Ama ben sana inat,
Yokluğuna inat,
Bedenimle közleneceğim günahlarında.

Seni benden alan kadere,
Tek bir kelime etmeden
Seni içimde yaşatacağım.
Çünkü ben senin;
“ Bedelini yüreğimle ödediğim
En masum günahındım….”

İsmail Sarıgene

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Senin İçin Öldüm Gülüm…

Ekleyen: Tarih: Tem.06, 2011, Kategorisi: İsmail Sarıgene

  

SENİN İÇİN ÖLDÜM GÜLÜM

Ölmek son değildir gülüm,
Ölüm; kavuşmaktır sevdaya.
Ve yüreginle gurur duy ki;
Bed…enini korkmadan ölüme
Senin için seren bir sevdaya sahip. "

Bir akşam vakti,
Gözlerine yıldızlarla düşüp
Yüreğini " yüreğimle " yıkayacaktım.
Her gülüşünde,
Gözlerinde yeniden açan baharlara,
Delicesine gözlerimle sarılacaktım.
Geldiğimde,
Yangınlar içinde gördüm yüreğini
Alevleri kuşanıp gözlerine,
Kibritsiz tutuşturmuşsun denizlerini.
Ölümü kazıyıp kirpiklerine,
Kuru toprakla kavuşturmuşsun
Vuslat yolcusu dizlerini.

Gözlerini alevle avuçlarıma düşmüşken
Kirpiklerim kuru kalır mı sanıyorsun ?
Gidişini bin hançer diye
Yüreğime delicesine sürmüşken
Bedenim yaşar mi sanıyorsun ?
Vurma hançeri yüreğime,
Akıtma yüreğini ellerime.

Senin yerine,
Ben diz çökeyim Azrail`in gölgesine.
Senin yerine,
Ben göçeyim ateşin sinesine.
Bir tek söz söylemeden sus ne olur.
Bir günahına bedenimi serecek kadar
Bir acına yüreğimi közleyecek kadar
Seviyordum seni.
Yüreğimi " yüreğine " emanet edip
Darağacındaki urganlarını
Senin saçların bilip
Senin yerine,
Gülümseyerek ben ölmeliyim gülüm.

Ve bir gün gelirsen yanıma,
Yeni açmış kır çiceklerini ser üzerime.
Dokunmak istersen toprağıma,
Yüreğinle dokun üşüyen tenime.
Sorma ne olur neden gittin diye,
Bir nefeslik ömrüm vardı;
Cennet kokulu sevdana yüreğimi adayıp
Senin için öldüm be gülüm.

İsmail SARIGENE

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Çiçek Kokulu Yağmurlarda Sevdim…

Ekleyen: Tarih: Haz.24, 2011, Kategorisi: İsmail Sarıgene

ÇİÇEK KOKULU YAĞMURLARDA SEVDİM…

Ben seni,
Bulut benizli çiceklerde sevdim
Dört mevsim gözlerime baharı getirirdin
Avucuma dane dane tomurcukları sererdin
Ben seni,
Seher vakitlerindeki hoyrat rüzgarlarda sevdim
Tanyeri ağarmadan ilk bana gülümserdin
Acılarıma ağlar, dertlerimi dinlerdin

Ben seni,
Yıldızların ay’ la dansında sevdim
Ben seni,
Islak yanaklı serçenin kanadında sevdim
Ben seni,
Utangaç yanaklarında yüreğimde ölümüne sevdim

İSMAİL SARIGENE

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Hayatın En Koyu Kahvesinde Adını Adıma Yanaştırdım…

Ekleyen: Tarih: May.13, 2011, Kategorisi: İsmail Sarıgene

HAYATIN EN KOYU KAHVESİNDE ADINI ADIMA YANAŞTIRDIM

Uzun bir romanın içinden düştü cümlelerim.
Yalın ayak çocukluğumu gözlerinde ararken
Allanıp siyahlanmış yüreğinde buluyorum kayıp Cennetimi..
Sonra bir adım adıyorum sana,
Ve sen koşuyorsun bana..
Biz olurken yürekler,
Bedenlerimiz açıkta kalır..
Umudu giyinmeyi denedikçe,
Büyüdükçe daralacağını farkediyoruz.
Mutluluğu deniyoruz
Olmuyor.
Bedenlerimiz iki cümleye denk geliyor..
Ama yüreklerimiz biz olmayı başarabiliyor..
Sen, ben..
Biz..

Yürüyoruz devrik cümlelerden arındırılmış sevda lugatinde..
Arşınlıyoruz her defasında rafta tozlanmış romanları..
Her nefes alışımızda,
Kendimize bir kahraman beğeniyoruz romanın içinden.
Ve üstümüze giydiriyoruz
Sonra usta bir senaristin
Kavuşmaya en yakın rolünü çalıp
Mutluluğu prova ediyoruz gözlerimizde.

Çocuk oluyoruz..
Elimizde iki fırça,
Geceyi kahvenin en koyu tonuna boyuyoruz.
Hayatın en acı halini çiziyoruz gözlerimize..
Adlarımızın baş harflerinden başlayan
Mutluluklar bağışlıyoruz yetim bulutlara.
Ve karanlığa gözlerimizi emanet ediyoruz..
Kemiklerimiz kavuştuğunda,
Birbirine hasret iki sevdalıya
Yol olmalı gözlerimizde saklı ışık.
Ve toprağa bir iz bırakıyoruz.
El ele tutuşmuş iki yüreğin
Kelimelere sığmayan çığlığını.
Olur da bir gün
Cümleler susar,
Sevda çıplak kaldığında
İşte o iz umuda gebe sevdalara
Bir mutluluğu şahit bilir..

Suskunluğu giyinmiş dudaklarıma sürerken adını,
Bir çift umut beliriyor gözlerimin en ıslak yerinde.
Islak dediğime aldırma,
O nem kavuşmaya edilmiş bir yemin,
Ve yıllarca beklenilmiş bir özlemin
En sesli hali..
Bırak en ıslak yerinde kalsın kirpiklerim..
Ne de olsa gözlerin,
Memleketime güneş diye çöker her sabah.

Şimdi üzerinde görmek istemediğim
O siyah elbiseni giyin..
Acıyı da kondur yüzüne.
Ve çık karşıma..
Alından öpmeye hazır yüreğim
Çığlık çığlığa haykırsın adını..
Ve sıkıysa sus,
Adının yanına adımı yanaştırıp
Biz olduk dediğimde..

Susmanı da sevdamıza katarken,
Ölümün en süslü haliyle geleceğim sana.
Öksürüklerimi boğazıma ilmekleyip
Son kez adını adıma yanaştıracağım..
Seni seviyorum diyeceğim..
Ve bir özür dileyeceğim senden..

Seni seviyorken hiç kavga etmedik sevgili,
Ama sen siyahı giydikçe,
Ben her defasında beyaza özendim..
Giyindim sevdayı..
Ölüme düşürdüm yüreğimi.
Cenneti beklerken gözlerinde,
Cennetin bir köşesinde,
Seni Elif ile karşılayacağız..
Ellerim Elif”in buğday saçlarını okşarken,
Ben gözlerinin kahvesinde,
Cenneti kana kana içiyor olacağım..

07 / Ocak / 2010

İsmail Sarıgene

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Ölümün Öldüğü Bir Şehre Götür Beni…

Ekleyen: Tarih: Oca.28, 2011, Kategorisi: İsmail Sarıgene

Bir gül idim ben,
Kökleri sende var olan.
Bir umud idim ben,
Mutlulukları sadece senin yüreğinde yazılan…

Bir rüzgar kızıyım ben.
Ellerim senin memleketin gibi toz toprak..
Bir sonbahar hikayesiyim ben..
Saçlarım satırlarından bir satır, cümlerinden bir cümle..

ve ben…
hayatın en koyu kahve tonundan
bir çift göz..
O göz ki; bozkır teninden kopup
Senin gözlerinden denizi görebilmiş bir masal..

Bilmiyorum bu mektubumu ne zaman görür ne zaman okursun. Belki de son mektubumdur kim bilir. Yolun sonundayım..Sendelenmekte gövdem. Senin mutluluklarının gölgesine bağdaş kuran yüreğim yavaş yavaş solmakta. Gözlerimin kahvesine "ölüm " çöreklenmiş..Son konuşmamızda " ölecek insanın her isteği yerine gelirmiş " sözüne şakayla karışık " Allah korusun " duasını iliştirmiştin. Gözyaşlarımı kirpiklerimden taşıp dudaklarıma kan diye düşürverdi. Dişlerimle dudaklarımı kemirip susmayı bilerken bıçağın gövdesinde gerçeği saklıyordum senden..Ölüyordum…Ölüme koşuyordu dizlerim..Keşke yalan olsaydı..Keşke…

Uzun zaman sonra bir dost vasıtasıyla sana ulaşıp beni aramanı sağladığımda çalıştığım kurumdaki tüm iş arkadaşlarıma çikolata dağıttım. Ben senin gözlerinde hep çocuktum ya…Sesi duyan yüzümde baharlar açtı oysa. Ölüm kapı eşiğimde mezarımı kazarken, ben senin gözlerindeki papatya bahçelerinde gezinmekteydim. Hatta sana ulaştığımda " onca zaman suskun onca zaman konuşmamışken bu arayış bu çağrı neden " diye kendine sorarken ben ise susmayı tercih ediyordum. Azrail’i ahizeye dayayıp sevdiğin ölüyor diye seslenmeli miydim sana..Hayır hayır..Sen bir ikinci kaybedişe hazır değilsin sevgili..

Bu satırları yazarken kulaklarımda " gurbet kuşu " " gücümüz yetene kadar "şarkıları bana eşlik ediyordu. Ve sen benden uzak bir yerde hayatı solurken ben ölümün şerbetini içirmekteyim dudaklarıma. Oysa seni ne çok özlemiştim ben.Daha ilkokula giderken çekilen resimlerimi, babam ölmeden kayıt altına alınmış aile albümlerimizi, işyerimin, köyümün tüm fotoğraflarını sana gösterecektim…Omuzlarıma yaslanıp beni huzur içinde dinleyecektin..Ama olmadı..Vakit doldu..Kum terazisi tersine döndü..

Ben " benden" düşüyorum…
Bende " ben " ölüyorum…
…..

Seni sevmeyi seviyorum ben..
Ve sevdiğimi özlüyorum…

Varlığımdan bir kırıntı bırakıyorum şimdi..

Son konuşmamızda ne güzel söylemiştin " biz hiç kavga etmedik diye " Oysa bizi birbirimize kavuşmak için hayatla kavga etmiştik biz.Daha fazla yazamadım ey sığlığıma dua genişliği katan kadın..

Gözlerim kıpkırmızı.
Yanaklarımdan taşan bir ıslaklık..
Ellerimde bitmeyen titreklik..

Yazacak o kadar şeyim var ki sana..Düşündüğün gibi değil..Hep dediğin gibi Azime teyze bekliyor seni. Evde tek başına..Hadi git derdin ya..Şimdiki gidişim daha yazmaya yeltensem sana bu mektubu yazdığım internet cafenin içinde bir yetim cocuk gibi ağlayacağım..

Bu bir veda değil bilesin..
Sadece eskisi gibi yazacak gücüm yok ..
Yazacak ellerim titrek,
Yazdıracak yüreğim senin özleminde kor..

Bu seneki doğum gününe sonra da kendi doğum günüme yetişemesem
Ne olur kusura bakma..
Sessizliğim; gövdemin toprağa kefen olmasındadır..
Seni unuttuğumdan değildir..

Ve ardımda sana bir umut bırakıyorum..Ona iyi bak..
Bir de Elif’i..Elif’imizi. Ona göz kulak ol..
Sizi ahirette bekliyor olacağım..
Bir de Can’a…Düşlerinde büyüt onu..

Bana hediye verdiğin deniz kabuklarını ve mor tesbihi anneme emanet ettim. Arada sırada annemi aramayı unutma. Onu aradığında Meleği de soracaksın biliyorum.

* Son olarak sana mesaj olarak attıklarımı derli toplu bu mektubuma iliştirdim..

Kabul eyle gözlerimin kahvesine sevda kadınım..

" Pastel boyalı düşlerim sorguda iken al götür beni buralardan. Ölümün öldüğü bir kentin geçmişi yaralı sokaklarına bırak beni. Çocukluğumda hile yaparak kazandığım bilyeleri bağışlamışken sen bana kağıttan gemiler yapmayı öğret bana. Sonra da gözlerimin kahve renginden binlerce uçurtma. Gözyaşımdaki tuzla gusül ederken yaralarımı, bir şarkıyı fısılda kulaklarıma. Eteklerine doldurduğun bayramlık sevinçlerimi arife sabahı olmadan yetiştir yetim yanıma ve güçsüz kollarıma yüreğini giydirip bir baharı çiz gözlerimin en beyaz bulutuna.

Bayat ekmeğin üzerine sürülmüş acılarla geçiştirilmiş öğle paydoslarında sevdim seni.Gazoz kapaklarından alıntı yaptığım filintalı, şatafatlı sözlerle değil Anadolu’nun küçük bir kasabasının yarı bozuk yarı argo şivesi ile anlattım seni. Soğuk bir kışın izlerini barındıran demir sefer taslarına konmuş yemeklerden önce aç karnına içtim gözlerini. Gasp edilmiş çocukluğumu ararken gözlerinde, koca bir özlem cümlesi oldu sustuklarım.Bilmediğim bir sokakta hayatının bir harfine denk gelecek bir nefesi keşfetmişken tenimde, bir nihavent şarkı olur ömrüm dizlerinin dibinde.

Gecenin karanlığına bir bıçak diye gözlerini sürerken bana ilişmiş ölümün saçlarına nefesini nakışladim. Içimin aynalarına çocukluğumu istiflerken, dudaklarımda senle başlayıp benle biten söz olur gözlerin. Ellerim bir duaya durmuşken, yüzünden geçerim Cennetin üzüm bahçelerine ve ucuz bir gazetenin üçüncü sayfasından kovulmuş mutluluklarim sadece senin yüreğinde var olur."

Seni seviyorum sığlığıma dua genişliği katan kadınım…

Kocaman eyvallah…

08 Mayıs 2009

İsmail Sarıgene

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Ben Seni Bir Romana Konu Ederken / Sen Beni Kendine Bağışla…

Ekleyen: Tarih: Oca.06, 2011, Kategorisi: İsmail Sarıgene

BEN SENİ BİR ROMANA KONU EDERKEN/SEN BENİ BAĞIŞLA

Yine uyanamadım masalına.
Uykularımdan uyanıp
Sesimle örtemedim üzerini..
Bağışla beni..
Bağışla ey sevgili ”

Kayıptı düşlerim.
Hain pusuda şehit verdim yüreğimin yarısını.
Uzaktı mesafelerim.
Kalabalık sanırken etrafımı
Hep yalnızlığa çıkıyordu adımlarım.
Rolleri çalınmış bir hayatın içinde
Unuttum sevdadan umduklarımı.
Karanlıktı perdelerim.
Umudun bir penceresine yıldız kümelerini serdim.
Nefes aldıkça,
Hayatlandım acının en dar safında..

Yalnızlıktı rolüm.
Adıma istiflenmiş tüm rolleri
Ustaca oynadım ben.
Acının repliklerini hiçbir zaman es geçmedim.
Hüzne koynumu açıp
Yataklığına soyundum sonbahar sancılarının.
Tüm cephelerde tek başıma ben savaştım.
Kazanır zannederken
Bir siyah”a bulandı hükmüm.

Sonra sen geldin.
Bir Mayıs gecesi düştün içime.
Yıldızları şahit bildik sevdamıza.
Orta yaş sancılarımı susturamadıkça
Sen taze ömrünü sürüyordun acılarıma.
Eriyordum takvimlerin gölgesine.
Bana istinad edilmiş tüm suçlarını kabullenip
Kan ter içinde sana koştum.
Gecenin en karanlık yerinde
Gözlerinin aydınlığına boyadım beyaz duvağımı.
Sen bana hayat derken,
Ben senin şiirlerinden acıya düşüyordum.

Kadehime düşen nihavent sesimden
Geçiyordum taze çocukluğuna.
Islak mektuplarına işlenmiş
Özlemlerin düğümlerini çözüp
Yağıyordum içine sağnak sağnak.
Ve dua dua içinde sen oluyordum sevgili.

Sesimi kapayıp
Çantamın içinde sakladıkça seni,
Daha da büyütüyordun içimde
Oysa bana ait değildin sen.
Bir ömür kadar uzaktı dudakların.
Yüreğinin en eyvallah”ından öpsem
Islak bir günaha kazınacaktı adım.
Oysa senin ölümünü görüp
Yokluğunda ölmektense
Varlığında ölmeyi diledim gözlerime.
Ve sen bir romana konu okurken
Ben sana bir hayatı bağışladım..
Gel dudaklarıma,
Kana kana iç beni sevgili.

Uykundan feragat edio
En güzel masalını istemiştim senden.
Uyanamadım yine.
Sesimle gelemedim.
Üstünü örtemedim nihavent nefesimle.
Ölü gibiyim sevgili.
Kütük gibi bedenim..
Sancılarım revaçta.
Acılarımı yüreğimden ayıklayıp
Bir dinlensem
Söz verdiğin en güzel masalı dinleyeceğim sesinden.
Ne olur üzme kendini.
Sesimle yüreğimi uyandıramadım yine.
Sen beni “ kendine “ bağışla.

Bilirim ki;
Suskunluğum sende koca bi ömür.
Ve bil ki ey sevgili;
Seni konuşamadığım,
Adını anamadığım her bir an,
Benim ölüme senden önce kavuşmamdır.

Eyvallah yüreğine.
Eyvallah en güzel masalın sahibi sesine..

“ Her bir harfin bende bir Cennet sayfası.
Her nefesin acılarıma bağışlanmış yüreğimin en büyük duası..”

4 Mart 2010

Mavi Bilyeli Adam

İsmail Sarıgene

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Mutluluklarını Sat Bana Ey Çocuk…

Ekleyen: Tarih: Kas.30, 2010, Kategorisi: İsmail Sarıgene

Mutluluklarını sat bana ey çocuk,

Bu gece..
Evet bu gece.
Bana aldığın o rengarenk eteği giyip
Soyundum dudak payı verilmiş acılarımdan.
Filistin’liğimden
Kudüs’lüğümden feragat edip
Çiceklendim senin hep söz ettiğin kır düğünü düşüne.
Rengarenk balonlarınla
Bozkır teninde bir umuda filiz verdim..

Ey tahta arabalı çocuk’luğum,
Mutluluklarını sat bana ey çocuk.
Ne kadar şeker istersen veririm sana.
Yeter ki uzaklığımı unut.
Zamanlığımı reddet.
Uzattığım ellerimi geri çevirme ey çocuk.
Hile ile üttüğün bilyelerin ardından beni de koştur.
Rüzgarı diz çöktür saçlarıma.
Seni / beni doğuran Ağustos sıcağına inat
Nefesinden bir nefesi bana yar et.
Ve ben sussam da sen susma..
Avazın çıktığı kadar,
Dilin döndüğü kadar anlat beni bana..
Çünkü kimse bana masal anlatmadı senden başka.

Ey ölümümü hayatla evlendiren hayat’ım,
Umutlarından bir umut ver ey yar.
Can’ından bir canı canıma paye eyle.
Gözlerinin kahvesinden bir Cenneti bağışla.
Ve yüzüğünde yazılı adımı,
Kavuşmamızın duasına sıvazla.
Ve gögüsle tüm acılarımızı.
Bilirsin sen bana şiirleri yazarken
Ben kütük gibi uzanmışım geçmişin ayak izine.
Kaldır başımı,
Ve eğdirme boynumu.
Ve bir zafere yor bu apansız savaşımı..

Şimdi kapat gözlerini ey çocuk.
Omuzlarının genişliği kadar mutluluklarım.
Bana masallar anlat ey çocuk.
Sonra da şekerler dağıt rastgele.
Ve ben gelene kadar açma yüreğini.
Beni gözlerinde sakla ey çocuk.
Ve ben gelmeden ölme sakın..
Ölme..
Ve gülümseme sakın ölüme.
Sakın ölme işte..

Söz mü ey çocuk..
Mutluluklarını sat bana ey çocuk.
Sat ki;
Sana bir kır düğününü hediye eyleyeyim..
Bir sonbahar günü..
Siyah elbisem ile
Yok yok çocuk..

Ne sonbahar günü olacak kavuşmamız..
Ne de üzerimde sevmediğin siyah…

Bir Ağustos günü;
Hani beni de seni de doğuran ayda
Bir Ağustos günü,
Rengarenk elbisemle koşacağım sana..
Hem de elimde mavi bilyelerinle..
Deniz kabuklarımla..

Söz mü diye sorma çocuk..
Söz verdim..
Söz…

* Şiirin başlığı alıntıdır..

7 Ağustos 2010

İsmail Sarıgene

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Git/Kapılarımı Yüzüme Gömerek…

Ekleyen: Tarih: Eki.17, 2010, Kategorisi: İsmail Sarıgene

Git / Kapılarımı yüzüme gömerek…

Hakkım helaldir artık / gidebilirsin…Ha unutuyordum az daha..Gitmeden içinde birikmiş nice yalnızlıkları savur yüzüme..Babamdan yadigar bırakılmış emanetine yerine getirememiş birisi olarak helalliğimi sardım beyaz duvağa, suratını benden uzaklara çevirebilirsin ..Kapıyı ardına kadar açık bıraktın..Gitmene ramak kalmış..Benim gözlerim artık sana yabancı..Daha fazla rehin kalma güneş girmeyen iki göz hayat evine. Babamın acısını daha saramamışken, bir de senin eksikliğin.. Gel de kendini benim yerime koy. Bir zamanlar dört kalp vardı penceremizin ardında..Ansızın yitirilince canlar, yama bulunmaz ki noksanlığına.. Bir gün gidecektin lakin bu kadar erken bu kadar çabuk beklemiyordum. Belki de sana kızgınlığım biraz da kırgınlığım bundandır; bize sırtını bu kadar çabuk çevirmen, bize bu kadar uzak durman…Hadi git / ben senden gitmeden…Git…

Bit / Gözlerimdeki “ Meleği “ öldürerek…

Git gide uzaklaştın bizden..Aynı evde iki yabancıyız biz. Bizi bize yaklaştıran bir duvar..Ötesi yok işte. Biraz da aynı işyerinde çalışmamız…Sana gitme demeye kalmadan seni başka kıyılara kulaç atarken gördüm..Hatırlıyorum da; sen diğer odada mutluluklara kanatlanırken, ben diğer odada içimdeki “ Meleği “ yüreğimin mezarına defnediyordum. İkilemin ortasında, sensiz kalakaldım öylece..Sen sevinçten ağlarken, ben “ bizi” kaybetmenin derinliğinde boğuyordum kendimi. Sen yeni bir hayata söz verirken ya da “ bize “ yabancılaşırken gözlerim kırmızı bulutlara takılıyordu..Düşen yaşlardan değildi oysa…Düşen sendin..Düşen avuçlarımdan meleğimdi…

————-

Oysa sen daha küçücüktün.. Daha dün aynı bahçede koşuşturan, oyunları bozan ben olsam da hep “ abisine kıyamayıp her şeyi kabul eden “ Meleğimdin sen.Daha gözlerinde yabancılaşmamıştım ben..Şimdi kanatlanma zamanı mı geldi yoksa ben mi yaşlandım anlayamadım..Sus pus içim..İkilem içimdeyim..Küskünlüğüm sana değil; seni benden bu kadar çabuk alan kadere…Bu ayrılık nerden çıktı ey içimdeki melek ? Gitmene bu kadar az zaman mı kaldı ?

Ey küçük meleğim ne çabuk büyüdün sen ?

Beyaz duvağına gözyaşlarımı nakışlıyorum senden habersiz. Kabullenemiyorum gidişini, bizden bu kadar erken vazgeçişini..Daha ben ölmedim be meleğim, nereye kanatlanıyorsun ki..Ya ben ölürsem ve sen gidersen anneme kim bakacak ? Susma cevap ver…Bu kadar çabuk gitmen niye ? Önce babamız terk etti, sıra sende mi..Sen de mi gidiyorsun ?

Tüm bulutları kirpiklerime topladım, tüm yağmurları gömüyorum gözlerime..Gitme desem de gideceksin..Bu ayrılığı bize çoktan biçmişsin anlaşılan..Git hadi..Sana bir Cennet vaat edemeyen bizlere arkanı dönüp git..Dört kelimelik bir ailenin bir kelimesini daha yitirdik velhasıl..Kaldı iki kelime ve yarım kalmış umutlar..

Artık bizde kendini bir fazla hissetmektesin sen..
Vur kapıyı git..
Gitme desen de gideceksin..
Ne de yol yarılanmış..
Oysa bilirdim ki,
Melek’ler hiçbir zaman insanları terk etmezmiş..
Oysa sen..
Bize yabancı,
Bana göre yalancı bir sabaha kanat çırpmaktasın…
Ağlıyorum çünki,
Yangına giden kanatlarını gördükçe,
Bir serçe yüreğinin nazeninliği yüreğim
Kıyılara vuruyor delice…
Git/me Meleğim…
Gitme…

…………

Kim bilir bu satırların yazıldığından bile haberdar olmayacaksın..
Kim bilir bu yürek/ bu ömür,
Senin beyaz duvağını,
Cennete savuracak kanatlarını görmeye yetmeyecek..
Meleğim yuvasını terk etmeden,
Bu ten söz’e hüküm verirken sana son sözüm;
Kırsan da yüreğimi,
Mutluluklar ancak sana yakışır…
Çünkü sen benim mutluluğa ulaşabildiğim kanatlarımsın…

İçten nice mutluluklara Meleğim…
Canım kardeşim / Seni çok özleyeceğim…

22 Mayıs 2008

İsmail Sarıgene
 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Sesimi Soyundum Sesimden / Avuç İçi Özleminde…

Ekleyen: Tarih: Eyl.28, 2010, Kategorisi: İsmail Sarıgene

Sesimi Soyundum Sesimden / Avuç İçi Özleminde

Bu kaçıncı gece/m yokluğuna vakfettiğim
Bu kaçıncı merhem suskunluğuna şifa eylediğim.
Yarı aksak ,
Yarı argo şiveme aldırmadan
Yine bir şiirin ar damarına bastım da geldim sevgili.
Geldim de sesimi soyundum sesimden.
Dudaklarından hayata bağışlanmış
Senli bir şarkısının notasında unuttum harflerimi.
Zamansızlığımıza inat
Gözlerinin hayatına buladım üşengeç yaralarımı.

Annemin terli iken su içme tembihlerine aldırmadan
Kana kana seni içiriyorum
Senin özleminde kan ter içinde kalan dudaklarıma.
Susuzluğum nüksedince en kurak yanımda,
Uzun soluklu cümleler kuruyor
Senli bir şiirlerimin tam alnı ortasına.
Seni anlattıkça,
Bir köyün şiir yüzlü çocuklarının yüzünde
Unutuyorum yüzümü.
Sahi bu kaçıncı yüz/üm çıkarıp çıkarıp
Tekrar tekrar giyindiğim.
Senin göremediğin yüzümü
Geceye gömüp
Sabahına yeniden yüzümü yüzüme giyiyorum sevgili.

Dişlerimin en ağrılı yerine
Adının harflerini şifa diye sürdüm.
Sensizliğimin en ıslak yerine
Gülüşünün en sıcak yerini örttüm.
Sesimi soyundum sesimden
Çıplak alfabemi
Senin adınla giydirdim.
Giydirdim de seni giyindim üzerime.

İçinde adının geçmediği hiçbir cümleye yataklık etmedim ben.
Senden gelmeyen hiçbir zümreye nüfuz etmedim.
Adının geçmediği hiçbir söze itibar etmedim.
Etmedim de
Senin ellerinden gelen ölüme razı geldim sevgili.
Kendimden vazgeçtim de
Senden geçmedim sevgili..
Geçmedim..

“Affet beni sevgili,
Elerimi tuttuğunda terleyen
Avuç içlerini özlediğim için“

26 Mart 2010

Mavi Bilyeli Adam

İsmail Sarıgene

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Site içinde Arama

Aşağıdaki Kutudan Site içi Arama Yapabilirsiniz.

Aradığınızı Bulacağınız için Aramaya gerek kalmayacak :)))

Tavsiye Ettiğim Siteler!

Beğendiğim Siteleri Sizlere Tavsiye Ediyorum...