Hikayeler
Bilezik…
Ekleyen: Elvin Hülya Ç. Tarih: Mar.19, 2011, Kategorisi: Hatıra Defteri...

Kucağında küçük bir köpek vardı.
Veteriner Tıp Merkezi’nin önünde dolanıp durdu bir süre.
Arada bir köpeÄŸini okÅŸuyor, hasta köpeÄŸi tüm acılarına raÄŸmen o okÅŸadıkça başını kaldırıp sahibini koklayarak öpüyordu.
Ve içeri girdiler.
Adam Karabük’te bir apartman görevlisiydi, adı; Oktay Özkul.
KöpeÄŸi Colly’nin çok hasta olduÄŸunu anlattı, köpeÄŸi başını kaldırıp "Neler oluyor?.." der gibi onları dinledi.
Sevgili Veteriner Hekim AteÅŸ, köpeÄŸi muayene etti. Kafasında tümör vardı ve ciddi bir ameliyat gerekiyordu.
Üstelik hemen…
KöpeÄŸin sahibi o an elini cebine soktu, bir bilezik çıkarttı. "Bu karımın tek bileziÄŸi, çabuk gelelim diye bozdurmaya vakit bulamadım, bunu verebilir miyim?.." dedi.
Hekim AteÅŸ’in gözleri doldu.
Adam aÄŸladı…
Ve küçük köpek ameliyat edilmek üzere içeri alındı.
*
Van’daki vahÅŸete, Åžanlıurfa’da dört ayağı insan tarafından kesilmiÅŸ kediye, her an yurdun dört bir yanından gelen kötü-dehÅŸet verici haberlere takılmışken…
Bir anda küçük köpeÄŸini tedavi ettirmek için karısının tek bileziÄŸini alıp koÅŸan Karabük’ten Oktay’ın boynuna sarıldım, taa uzaktan uzaktan…
Onun yüce bir insan olduÄŸunu düÅŸündüm.
Ona, "Sen insanlığın yüz akısın" dedim, duysa da duymasa da…
Onu yüzünü görmeden sevdim…
Onunla aynı ulustan olmaktan, aynı topraklarda yaÅŸamaktan, onunla vatandaÅŸlığı paylaÅŸmaktan gurur duydum…
*
Yazının tam burasında VTM’yi aradım:
Colly’nin durumu iyi. Ameliyat çok iyi geçmiÅŸ, kafası sargılar içinde öyle oturuyormuÅŸ.
Gözü kapıda…
Çünkü ben bunları bilirim; canları çok yansa da onların akılları sevdikleri insandadır, öyle beklerler…
VTM bileziÄŸi almadı, tüm masrafları karşıladı.
Belki yakında Colly, sahibinin kucağında evine dönecek.
Kolunda tek bilezik, ama yüreÄŸinde hazineler taşıyan annesinin… Belki apartman görevlisi, ama insanlığın en yüce mertebesinde beylerbeyi olan babasının yanına…
Bekir CoÅŸkun
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Milli Ruh…
Ekleyen: Elvin Hülya Ç. Tarih: Mar.18, 2011, Kategorisi: Hatıra Defteri...

MİLLİ RUH
Dönemin BaÅŸbakanı Sayın Turgut Özal zamanında… gerçekleÅŸmiÅŸ bir olay ÅŸöyle anl…atılır: Japon eÄŸitim uzmanları gelmiÅŸ ve ülkemizin eÄŸitim sistemini incelemiÅŸ, Sayın Özal’ın bürokratlarının da hazır bulunduÄŸu bir ortamda raporlarını sunmuÅŸ ve sonuç olarak ÅŸunu söylemiÅŸlerdi: “Sizin eÄŸitim sisteminizde milli ruh yok!” Turgut Özal’ın “Nasıl?” sorusu üzerine ÅŸunu anlatmışlardı: “Biz Japonya’da okula baÅŸlayacak çocuklarımıza milli ruh ÅŸoklaması yaparız. Onları önce toplu halde hızlı trenlere bindirir, dev fabrikalarımızı, teknoloji merkezlerimizi gezdirir ülkemizin gücünü gösteririz. Sonra da bu yavrularımızı alır HiroÅŸima ve Nagazagi’ye götürür, orada atom bombası atılan ve yıllardır ot dahi bitmeyen alanları gösterir deriz ki: EÄŸer siz çalışmaz, bilinçlenmez ve az önce gördüÄŸünüz teknolojiye sahip olmak için çalışmazsanız sonunuz böyle olur.”
Bürokratlardan biri atılır: “Ama bizim HiroÅŸima’mız yok ki!”
Japon uzmanın cevabı tokat gibidir: “Sizin Çanakkale’niz on HiroÅŸima eder!”
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Tuzlu Kahve…
Ekleyen: taes Tarih: Mar.14, 2011, Kategorisi: Hikayeler

Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birÅŸeydi. O gün peÅŸinde o kadar
delikanlı vardı ki… Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oÄŸlanın davetine ÅŸaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köÅŸedeki ÅŸirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuÅŸamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı…
“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.
“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”
Yan masalardan bile ÅŸaÅŸkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye baÅŸladı.
Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin tuzlu suyunun tadı aÄŸzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluÄŸumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum… Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki…”
Bunları söylerken gözleri nemlenmiÅŸti delikanlının… Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düÅŸünen, evini
arayan, evini sakınan biri… Ev duyusu olan biri… Kız da konuÅŸmaya
baÅŸladı. Onun da evi uzaklardaydı. ÇocukluÄŸu gibi…
O da ailesini anlattı. Çok ÅŸirin bir sohbet olmuÅŸtu… Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel baÅŸlangıcı olmuÅŸtu tabii…
BuluÅŸmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduÄŸu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaÅŸadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu…
Onun böyle sevdiÄŸini biliyordu çünkü…
40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Åžöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduÄŸum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.
İlk buluÅŸtuÄŸumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
ÅŸeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı aÄŸzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
iliÅŸkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemiÅŸti. Sana gerçeÄŸi anlatmayı
defalarca düÅŸündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Åžimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok…
İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluÄŸu idi ve ben bu mutluluÄŸu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herÅŸeyi yeniden yaÅŸamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da…”
YaÅŸlı kadının gözyaÅŸları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir ÅŸey?” diye soracak oldu..
Gözleri nemlendi kadının…
””Çok tatlı!..”” dedi..
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Bakış Açısı…
Ekleyen: kadir Tarih: Mar.14, 2011, Kategorisi: Hikayeler

BAKIÅž AÇISI…
Gözleri görmeyen bir çocuk, sokakta ayaklarının dibinde bir ÅŸapka
ile oturuyormuÅŸ. Önünde büyükçe bir kâğıt ve kâğıdın üzerinde de bir
yazı varmış:
" Ben körüm! Lütfen yardım edin!"
Åžapkanın içinde sadece birkaç adet
demir para varmış. O sırada elinde çantası ile oradan geçmekte olan bir
adam cebinden biraz bozuk para çıkarmış ve onları ÅŸapkanın içine
koymuÅŸ. Tam gidecekken durmuÅŸ ve çocuÄŸun önündeki kâğıdı almış.
Kalemini çıkarmış ve kâğıda bir ÅŸeyler yazmış.
Kâğıdı herkesin yazdıklarını görebileceÄŸi ÅŸekilde koymuÅŸ ve yürüyüp
gitmiÅŸ. Kısa bir süre içinde ÅŸapka dolmaya baÅŸlamış. İnsanlar kör
çocuÄŸa daha fazla para vermeye baÅŸlamışlar.
ÖÄŸleden sonra kâğıttaki yazıyı deÄŸiÅŸtiren adam, geri gelmiÅŸ. Çocuk
adamın yürüyüÅŸünden onu tanımış.
"Siz, sabah yazımı değiştiren kişisiniz
deÄŸil mi? Siz gittikten sonra, bugüne kadar hiç dolmadığı kadar çabuk
doldu ÅŸapkam. Söyler misiniz ne yazdınız oraya ?"
Adam gülümsemiÅŸ. "Sadece doÄŸruyu yazdım. Senin söylediÄŸini farklı bir
ÅŸekilde söyledim o kadar." DemiÅŸ. Ne mi yazıyormuÅŸ kâğıtta?
BUGÜN HARİKA BİR GÜN VE BEN ONU GÖREMİYORUM…
Tabii ki her iki yazı da okuyanlara çocuÄŸun kör olduÄŸunu söylüyor.
Ama ikinci yazıda insanlara kör olmadıkları için ne kadar ÅŸanslı
oldukları da hissettiriliyor. Bazen aynı ÅŸeyi anlatmak için kullanılan
farklı kelimelerin, insanlar üzerinde uyandırdığı duyguların farklılığını
anlamak ve anlatabilmek gerçekten çok zordur…
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Kaşıkçı Elmasının Hikayesi…
Ekleyen: SAHRA Tarih: Åžub.12, 2011, Kategorisi: Hikayeler

Müverrih RaÅŸit Beyden: 1699 yılında İstanbulda EÄŸrikapı çöplüÄŸünde dolaÅŸan baldırı çıplak takımından bir adam yuvarlak taÅŸ bulur. Bir yaymacı kaşıkçıya giderek üç tahta kaşığa deÄŸiÅŸir. Kaşıkçı götürür, bu taşı bir kuyumcuya 10 akçaya satar. Kuyumcu taşı arkadaÅŸlarından birine gösterir; kıymetli bir elmas olduÄŸu anlaşılınca beriki sus payı ister. Aralarında kavga çıkar. Mesele Kuyumcubaşıya akseder. Kuyumcubaşı kavgacıların eline birer kese akçe vererek taşı alır. Fakat bu sefer de olayı sadrazam Köprülüzade Fazıl Ahmet PaÅŸa duyar, taşı kendisi için satın almaya hazırlanırken, mesele PadiÅŸaha akseder. Dördüncü Mehmet bir Hattı Hümayun ile elması Sarayı Hümayuna getirtir ve Saray elmastraşına verilir. EÄŸrikapı çöplüÄŸünde bulunan taÅŸ iÅŸlenince meydana 48 kratlık nadide bir elmas çıkar. Kuyumcubaşıya Kapıcıbaşılık rütbesiyle bir kese bahÅŸiÅŸ ihsan olunur.
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Bitmeyen Sevgi…
Ekleyen: sensiz asla Tarih: Åžub.01, 2011, Kategorisi: Hikayeler

Bitmeyen Sevgi
Genç adam ellerinde bir buket çiçek, sahile koÅŸarak geldi… Gözleri ÅŸöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince ilk gördüÄŸü banka oturup sevdiÄŸini beklemeye baÅŸladı. Ellerinde yine her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiÄŸi çiçekler bunlardı. Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller… Sanki dalından yeni koparılmış gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor, aÅŸk kokuyor en önemliside özlem ve hasret kokuyordu güller… Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki aÄŸlıyor gibiydiler. Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuÅŸuyormuÅŸ gibi, " Neden aÄŸlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum " dedi. Az sonra sevdiÄŸini göreceÄŸi için kalbi yine deli gibi atmaya baÅŸlamıştı. Ne zaman onu düÅŸünse, onunla buluÅŸacağını hayal etse kalbi yine böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu. Senelerdir birbirlerini sevmelerinde raÄŸmen ikiside sevgisinden hiç birÅŸey kaybetmemiÅŸti.. Onları hiç birÅŸey ayıramazdı… Ne hasret, ne ayrılık, nede ölüm… Genç adam telaÅŸla saatine baktı. SevdiÄŸi yine geç kalmıştı, 1 dakika geç kalmıştı. Üstelik o, sevdiÄŸini bekletmemek için dakikalarca önce koÅŸarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu. Oysa o her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu. Herkesin bir kusuru olurmuÅŸ diye düÅŸündü… Ve gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denize dikti.. Denizin sonu yok gibiydi, tıpkı sevdiÄŸi kıza olan aÅŸkı gibi denizinde sonu yoktu. SonsuzluÄŸa uzanıyordu…Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü. Kendi aralarında sözleneceklerdi. Delikanlı öncebunu sevdiÄŸine açmış, sonrada gidip 2 tane yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari, onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok biraz daha beklerim diye düÅŸündü. Güllerin yaprakları nedense hala yaÅŸlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları. HerÅŸey bu kadar güzelken neden aÄŸlıyorlardı ki ? İşte az sonra sevdiÄŸi gelecek, ona sarılacak, kucaklaÅŸacaklardı…Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliÄŸe ilk adımlarını atacaklardı. Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiÄŸine kavuÅŸmak için can atıyordu… Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuÅŸan martılara… Ne kadar güzel dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam. EndiÅŸelenmeye baÅŸlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hemde çok… Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte hergün burada buluÅŸmak için sözleÅŸmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak, denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı ? O zaman neden gelmemiÅŸti yine ??… Aklına kötü düÅŸünceler gelmeye baÅŸladı. Hayır.. hayır..olamazdı. SevdiÄŸine birÅŸey olamazdı. Onsuz hayat yaÅŸanmazdı ki… O ölse bile devamlı benimle yaÅŸar diye düÅŸündü genç adam. Bunun düÅŸüncesi bile hoÅŸ deÄŸildi. Gözlerini yere indirdi. GözyaÅŸlarını kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya baÅŸladı bakışlardan. Artık bıkmıştı… Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba diye düÅŸünmeye baÅŸladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi. 7 senedir hergün bu sahildeydi, sevdiÄŸini bekliyordu. Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu. Gözlerinden 1 damla daha yaÅŸ güllerin üzerine damladı… Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gidiyim diye mırıldandı…Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiÅŸ olurdu… Genç adam ayaÄŸa kalktı.SevdiÄŸiyle buluÅŸmak üzere, yeÅŸil tepenin ardındaki kabristana doÄŸru yürümeye baÅŸladı…
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Kuyumcu…
Ekleyen: LAZRAiL Tarih: Oca.24, 2011, Kategorisi: Hikayeler

Kuyumcu
Kuyumcu ” özel tavsiye”
Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiÅŸtirdiÄŸi öÄŸrencisinin seviyesini ö…ÄŸrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip:
"OÄŸlum" der, "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öÄŸren, gel bana bildir.
ÖÄŸrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye baÅŸlar.
İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve "Åžunu kaça alırsınız?" diye sorar .
Bakkal parlak bir boncuÄŸa benzettiÄŸi nesneyi eline alır, evirir çevirir, sonra; "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der.
İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.
Üçüncü defa bir semerciye gider; Semerci nesneye ÅŸöyle bir bakar, "Bu der" benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaÅŸ dediÄŸimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm."
En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öÄŸrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. "Bu kadar deÄŸerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?" ÖÄŸrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm."
ÖÄŸrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya baÅŸlar:
"Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim."
ÖÄŸrenci emanet olduÄŸunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öÄŸrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.
Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öÄŸrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düÅŸünceler içinde geriye dönmeye baÅŸlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruÅŸturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diÄŸer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her ÅŸeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kiÅŸiler..
Bilge hocasının yanına dönen öÄŸrenci, büyük bir ÅŸaÅŸkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.
Bilge sorar: "Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?"
ÖÄŸrenci: "Çok ÅŸaÅŸkınım efendim, ne diyeceÄŸimi bilemiyorum, kafam karmakarışık" diye cevap verir.
Bilge hoca çok kısa cevap verir: "Bir ÅŸeyin kıymetini ancak onun deÄŸerini bilen anlar ve o deÄŸerini bilenin yanında kıymetlidir."
Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.
Mesele kuyumcuyu bulmaktadır…
Siz siz olun, arkadaÅŸlıkta, aÅŸkta ve tüm iliÅŸkilerinizde ÅŸanssızlıktan yakınmak yerine, sizin deÄŸerinizi bilen bir kuyumcunun mutlaka var olduÄŸunu düÅŸünerek yaÅŸayın. O elbet sonunda sizi bulacaktır, belki de bulmuÅŸtur ! Elinizdekilere dikkatlice bakma sırası ÅŸimdi sizde…
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Madenci Hikayesi…
Ekleyen: Miray Tarih: Oca.20, 2011, Kategorisi: Hikayeler

MADENCİ HİKAYESİ
Madenci sıcak bir yaz günü güneÅŸin altında çalışırken, birden sıcağın onu daha verimli çalışmasından alıkoyduÄŸunu farketmiÅŸ ve o an "güneÅŸ benim çalışmamı engelliyor. O zaman benden daha güçlü" diye düÅŸünmüÅŸ.
Güce de çok önem verdiÄŸi için o an GÜNEÅž olmayı dilemiÅŸ Allah’tan.
Allah, madencinin isteÄŸini kabul etmiÅŸ ve madenci güneÅŸ olmuÅŸ.Bütün dünyayı ışınıyla aydınlatmış, heryeri kavurmuÅŸ gücünü herkese göstermiÅŸ.
Fakat bir gün güneÅŸin önüne bulut gelmiÅŸ.Bizim madenci çok sinirlenmiÅŸ bu iÅŸe. Çünkü bulut güneÅŸin ışınlarını kesiyormuÅŸ ve madenci "bulut güneÅŸten daha güçlü ben bulut olmak istiyorum" demiÅŸ
ve o an bulut olmuÅŸ madenci.
Yağmurlar yağdırmış, seller bastırmış, şimşekler yaratmış.
Güçlü olduÄŸu için halinden memnunmuÅŸ.
Ama fazla uzun sürmemiÅŸ mutluluÄŸu. Çünkü bu sefer de rüzgar bulutu
sürüklemiÅŸ ve bizim madenci yine düÅŸünmüÅŸ ki "rüzgar bulutu sürükleyebiliyorsa o zaman en güçlüsü rüzgar", "ben rüzgar olmak istiyorum" demiÅŸ
ve rüzgar oluvermiÅŸ o an.
Madenci rüzgar ÅŸeklinde fırtınalar estirmiÅŸ, denizleri coÅŸturmuÅŸ, kasırgalar yaratmış. Ama bu seferde eserken karşısına koca bir taÅŸ kütlesi çıkmış. Bir bakmış "bu nasıl bir ÅŸey ki benim rüzgarımı kesiyor?" diye düÅŸünmüÅŸ. O taÅŸ kütlesi aslında bir daÄŸmış. Ve Allah’tan son bir dilekte bulunmuÅŸ. Bir daÄŸ olmayı istemiÅŸ.
Madencinin isteÄŸi kabul olmuÅŸ ve sonsuza kadar daÄŸ olarak yaÅŸamaya karar vermiÅŸ. Çünkü dünyadaki en güçlü ÅŸey daÄŸ olduÄŸunu düÅŸünmeye baÅŸlamış.
Madenci daÄŸ olarak hayatından memnun bir ÅŸekilde yaÅŸarken birden bir rahatsızlık hissetmiÅŸ. Bir ÅŸey içini kemiriyormuÅŸ.
Derken dağ onu rahatsız eden şeyin ne olduğunu bulmuş;
onu rahatsız eden, içini kemiren bir madenciymiÅŸ.
insanın hayatta acılarının ve üzüntülerinin tek nedeni kendisidir
ALINTI
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Oyun Biter…
Ekleyen: Aksam Gunesi Tarih: Oca.16, 2011, Kategorisi: Hikayeler

İş adamı tıraÅŸ olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir. Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler. Berber, iÅŸ adamının kulağına fısıldar; "Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et ÅŸimdi…" Berber çocuÄŸa seslenir: "Ali, buraya gel!". Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber iÅŸadamının kulağına sessizce, "bak ÅŸimdi" diye fısıldar ve bir elinde beÅŸ yüz bin, diÄŸer elinde beÅŸ milyonluk bir banknot olduÄŸu halde çocuÄŸa sorar: "Hangisini istiyorsan alabilirsin?"
Çocuk dalgın dalgın bir beÅŸ yüz bine bir de beÅŸ milyona bakar ve sonunda beÅŸ yüz binlik banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır. Berber iÅŸadamına döner ve gülerek: "Gördün mü? Sana söylemiÅŸtim." der.TıraÅŸ bitince iÅŸadamı sokaÄŸa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali’yi görür. Yanına giderek, neden beÅŸ milyonluk deÄŸil de, beÅŸ yüz binlik banknotu aldığını sorar.Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir :
- Eğer beş milyonluğu alırsam oyun biter!"
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Çanta…
Ekleyen: Linda Tarih: Oca.08, 2011, Kategorisi: Hikayeler

ÇANTA
Ön gözünde kuru yemiÅŸler, ay çekirdeÄŸi, kabak çekirdeÄŸi ve belki biraz beyaz leblebi.Hemen yanında bir paket Maltepe sigarası arka gözde bir nüfus kağıdı, İzmir belediyesinin verdiÄŸi aÅŸevi kartı, sınır tanımayan doktorların eline tutuÅŸturdukları ilaç karnesi, bir de tanı:Ağır depresyon.
Siyah çantanın en arka gözünde fermuarlı bir bölme.O bölmede kendi gibi derin ,siyah gözlü, uzun kirpikli kuzguni renkli saçlı, cin bakışlı bir oÄŸlan yüzüne bakıyordu.İnsanın ÅŸimdi, bir fotoÄŸrafın içinde, foto kamil- gölcük imzalı.
Elif güzel gözlerinden inen, artık anlamını yitirdiÄŸi yaÅŸlarla gelen sözlerine büyük bir durulukla ÅŸunları ekledi:Bu ümit’im. En küçükleri ve en çirkinleriydi.
Altı çocuÄŸunun dördünü depreme vermiÅŸ bir kadının neden bu kadar çığlıksız, bu kadar suskun olabildiÄŸi açıktı ÅŸimdi.
Elif Güzel yaÅŸamıyordu.Ben ölüyümün fotoÄŸrafı iÅŸte buydu ve böylece kazılacaktı kafamızdaki duvarlara.
Öfkenin zamanı geçeli çok olmuÅŸtur, açıklamanın zamanı geçmiÅŸtir, ah etmenin zamanı da, aÄŸlamanın ,hatırlamanın da. Her ÅŸeyin sona ermesi budur iÅŸte.Elif Güzel’in sonu gösteren fotoÄŸrafı.Bu son fotoÄŸrafının içinde beni evimle çekin diyecektir Elif Güzel.Kolumuzdan tutup toprağın altına göçmüÅŸ olan evinden saÄŸa sola fırlamış eÅŸyaları teÅŸhis edecektir:Bak bu kova benim, ÅŸu çekyatın kumaşı ,bu benim terliÄŸim diyerek.
Dört çocuÄŸunun üstüne inen o büyük betonun yanına gidecekti, o betonun ebatlarını söyleyecek, kendi kafasında bir hesap yapacak, ÅŸu kadar hafif olsaydı ellerimle kaldırırdım diyeceÄŸi normal iki araba kalınlığındaki gri katili bir kez daha, sonra, bir kez daha ve bir kez daha gösterecekti: İştebuiÅŸtebuiÅŸtebuiÅŸtebuiÅŸtebuiÅŸtebuiÅŸtebuiÅŸtebuiÅŸtebu…belleÄŸin suskunluktan sıkıldığı ,bir sese, bir bardak çaya, kırık dökük bir anıya, yenildiÄŸi anlardan biriydi: Anne ekmeÄŸin arasına bir ÅŸey katık et de ver.on altı on dört, on bir ve sekiz her seferinde bir sonraki kız olur düÅŸüncesiyle doÄŸurduÄŸu altı evlat, en kolayı Abdurrahman’dı çabucak doÄŸmuÅŸtu.Cemal, hep ÅŸu yokuÅŸun başında oynardı, enkaz altında elime gelen hangisinin koluydu, hiç bu kadar soÄŸuk olmamıştı kolları, fakirdik ama hiç bu kadar üÅŸütmemiÅŸtik, bir hırka giy oÄŸlum, bu yaz gecesi bu ne soÄŸuk oÄŸlum, bu eve kapıcı olarak girmiÅŸtik.BeÅŸ katlı iznini rüÅŸvetle yedi kata çıkarmış o müteahhit denen katil, dört çocuÄŸumu aldı benden, bana borçlusun, bana borcun çok büyük, ecelinle ölmek senin ÅŸansın olacak boyu devrilesice , Ümit, aa benim can oÄŸlum misketlerin nerede, nerede ,nerede, nerede…Femuarı çekti, çantasını bir kez daha omzuna sıkıca astı, gözyaÅŸlarını baÅŸörtüsüyle sildi Elif Güzel. Karşısındaki limon sarısı, artık kurumuÅŸ, eski bir göbek bağına dönmüÅŸ binanın ondaki anılarına boÅŸverdi.Kendinin de anlamadığı bir ÅŸeyler mırıldanarak tekrar çadır kente doÄŸru yürümeye baÅŸladı, yarın yine bu enkazın yanına geleceÄŸi —bir sonraki gün , sonraki gün ve hep aÅŸikar olan bu tarihsiz yeni kimliÄŸine diyecek bir söz bulmaksızın.Vanlı Elif Güzel olarak.Güzel Elif olarak.Ölü Elif Güzel olarak.
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Terzi…
Ekleyen: elf77 Tarih: Ara.20, 2010, Kategorisi: Hikayeler

Genç adam iyi bir terziymiÅŸ. Bir dikiÅŸ makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uÄŸraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soÄŸuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuÅŸ ve çıkan yangın onun felaketi olmuÅŸ.. Artık ne bir iÅŸi varmış ne de parası. Günler boyu iÅŸ aramış ama bulamamış… Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eÅŸyalarıyla sokakta bulmuÅŸ kendini…
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köÅŸedeki parktan baÅŸka gidecek yeri yokmuÅŸ. Bir sabah iÅŸ arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soÄŸuktan bitkin bir ÅŸekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaÅŸmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan ÅŸoförü kızgınlıkla yana itmiÅŸ arabadan inen yaÅŸlı adam,
"Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiÅŸ.
Zengin bir iÅŸadamı olduÄŸu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüÅŸ. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuÅŸ dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üÅŸüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düÅŸünmeye baÅŸlamış.
Oysa terzinin düÅŸlediÄŸi paltonun sıcaklığı deÄŸilmiÅŸ. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaÅŸtan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun ÅŸekilde dikilmediÄŸini düÅŸünüyormuÅŸ. YaÅŸlı iÅŸadam, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,
"Hayır, teÅŸekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düÅŸünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduÄŸunuzdan ÅŸiÅŸman göstermiÅŸ" diye yanıt vermiÅŸ terzi.
YaÅŸlı adam bu cevabı alınca hayli ÅŸaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediÄŸi halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuÅŸ.
"SoÄŸuktan titrerken nasıl böyle bir ÅŸeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaÅŸlı adam,
"Ben terziyim" yanıtını alınca
"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaÅŸma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuÅŸ. Böyle yetenekli bir insanın iÅŸsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaÅŸlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiÅŸ. Bunun karşılığında tek istediÄŸi kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiÅŸ. Terzi yeniden bir iÅŸe hem de kendi iÅŸine baÅŸlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya baÅŸlamış. Bu arada yaÅŸlı iÅŸadamı da desteÄŸini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kiÅŸilerle tanıştırarak yeni sipariÅŸler almasını saÄŸlıyormuÅŸ. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüÅŸmüÅŸ, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya baÅŸlamış. Terzi artık "ünlü iÅŸadamı" diye anılır olmuÅŸ.
Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiÅŸ. Terzi çok büyük bir iÅŸ baÄŸlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiÅŸ ve uçaÄŸa yetiÅŸmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaÅŸlı adam birden fenalaÅŸmış, kalp krizi geçiriyormuÅŸ. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını saÄŸlamış. Yeni iÅŸadamımız ise büyük iÅŸi kaçırmak istemediÄŸi için uçaÄŸa yetiÅŸmiÅŸ. YaÅŸlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuÅŸ. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koÅŸtururken bir türlü yaÅŸlı adamı ziyarete gidememiÅŸ.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiÅŸ ki bu sefer de utancından yaÅŸlı adamın kapısını çalamaz olmuÅŸ. Bir süre sonra terzinin iÅŸleri yolunda gitmemeye baÅŸlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaÅŸlı adama koÅŸmuÅŸ hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiÅŸ ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiÅŸ.
Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaÅŸar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiÅŸ. O çevrede kimse ona güvenip iÅŸ vermeyince, çıkınını alan oduncu, eÅŸeÄŸine binip yola koyulmuÅŸ.
AÄŸaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiÄŸini duymuÅŸ. Başını kaldırınca konuÅŸanın bir bülbül olduÄŸunu görmüÅŸ. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm, ÅŸimdi öyle bir büyü yapacağım ki eÅŸeÄŸin çok güzel ÅŸarkı söylemeye baÅŸlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiÅŸ.
Gerçekten de eÅŸek birbirinden güzel ÅŸarkılar söylemeye baÅŸlamış. Oduncu o ÅŸehir senin bu kasaba benim dolaşıp eÅŸeÄŸine ÅŸarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuÅŸ. Oduncu ve ÅŸarkı söyleyen eÅŸeÄŸi bütün ülkede ünlenmiÅŸler. Bir gün yine bir gösteriye yetiÅŸmek için koÅŸtururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuÅŸ oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiÅŸ. Åžöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiÅŸ, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri baÅŸladığında ise eÅŸeÄŸi her zamanki gibi güzel ÅŸarkılar söylemek yerine sadece bir eÅŸeÄŸin çıkarabileceÄŸi sesleri çıkarmış.
Oduncu kendisini ÅŸarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduÄŸunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. KeÅŸke güzel giysiler dikerken dostluk ipliÄŸini koparmasaydın…"
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiÅŸ terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuÅŸ…
Dostluk iplerinizi koparmamanız dileÄŸiyle…….
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
İnci mi Pirinç mi?
Ekleyen: SAHRA Tarih: Ara.13, 2010, Kategorisi: Hikayeler

İNCİ Mİ,PİRİNÇ Mİ?
“Bir horoz gezinirken gökkuÅŸağı gibi renkleri olan bir inci tanesi görmüÅŸ. Hırsla üzerine atılmış, topraktan çıkarmış ve yutmaya çalışmış. Ancak bu parlayan nesnenin pirinç tanelerinin prensesi olmadığını anlayınca onu geri tükürmüÅŸ. İncinin ne olduÄŸunu anlamaya çalışmış, ama baÅŸaramamış. Bunun üzerine inci dile gelmiÅŸ ve horoza seslenmiÅŸ: ben parlak ve deÄŸerli bir inciyim. Åžahane bir kolyeden kazayla bu bahçeye düÅŸtüm. Hiç bir yerde, hiç bir okyanusta benim gibi ÅŸahane bir inci daha yoktur. Sadece raslantı beni senin ayaklarına itti. İnsanlar beni denizdeki kum gibi görmezler. Bana aklın gözüyle baksaydın, binlerce hayran olunacak ÅŸey ve güzellik görürdün. Bu sözler karşısında horoz gururla ötmüÅŸ: Åžurada seni bir pirinç tanesiyle deÄŸiÅŸecek birisi olsaydı, hemen deÄŸiÅŸirdim.” Karnınız açsa, açlığınızı güzel sözler doyurmaz.
Gerçekten de bazen istenen, özlenen daha basittir. Size ve ihtiyaçlarınıza daha uygundur. Yerine ve zamanına göre de paradan daha deÄŸerli, paranın satın alamayacağı ÅŸeyler vardır. Büyük hedeflerin peÅŸinde koÅŸarken, hep çok daha ileriye bakarken, bastığınız, geçtiÄŸiniz yerlere dikkat edin. Belki de bulunduÄŸunuz noktada, size tüm yaÅŸamınız boyunca mutluluk verecek bir kiÅŸi, olay, sizi bekliyordur. Ama tabii öyküde olduÄŸu gibi bazen beklentiler uygun düÅŸmez. BaÅŸkası için muhteÅŸem olan, size bir anlam ifade etmez. O zaman, ne istediÄŸini bilen bir kiÅŸi olarak, hayattan çok da büyük istekleri olmadan yaÅŸamayı tercih etmeniz gerekiyor. Tevekkül, razı olmak, mutluluÄŸu kolayca yakalamanızı saÄŸlar. Hırs ise gözünüzü karartabilir. Lokmanızı çiÄŸnerken zevk almıyorsanız, dünyanın en güzel yemeÄŸini de önünüze koysalar,yine zevk almazsınız. Åžimdi buradan bakın nasıl bir noktaya sıçrayacağız birlikte. Hayatta karşınıza çıkan kiÅŸi, dünyanın en güzel kadını ya da en yakışıklı erkeÄŸi olabilir. Ama size uygun deÄŸilse o, boÅŸuna hayal kurmayın. Siz, sizinle aynı kumaÅŸtan olanıseçin. Sosyal, kültürel düzeyiniz, aile yapılarınız, yetiÅŸme biçiminizaynı olsun. Böylece birbirinizi daha iyi anlarsınız. Åžunu da unutmayın. Pirinç tanesini bulursanız kaçırmayın. Kaçırırsanız da üzülmeyin. BaÅŸka pirinç taneleri var. Hayatta onu sevdim, bir daha sevemem diye düÅŸünmeyin yani. O denli sevgisiz bir dünyada yaşıyoruz ki, size birazcık sevgi, yakınlık, ilgi gösteren bir baÅŸkasını
kolayca aşık olabileceÄŸinize inanın. KaybettiÄŸiniz aÅŸkın ardından aÄŸlamayın. BulduÄŸunuzun keyfini çıkarın. Åžimdi hayat tercihinizi yapın ÅŸu soruyu sorarak kendinize. İnci mi pirinç mi?
OÄŸuzhan Akay
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Yürekteki Yanık…
Ekleyen: Elvin Hülya Ç. Tarih: Ara.06, 2010, Kategorisi: Hikayeler

Genç kız, el aynasında makyajını kontrol etti; “-Gayet iyi.” dedi. GüzelliÄŸinden emindi.Çevresindeki erkeklerin pervane olmasından zaten biliyordu güzel olduÄŸunu. Hayatın tadını çıkaran, rahat yaÅŸayan biriydi.
Cep telefonu çaldığında , akÅŸam arkadaÅŸlarıyla hangi eÄŸlence yerine gideceÄŸine karar vermeye çalışıyordu. Telefondaki numaraya baktı, arayan annesiydi.
- Alo…kızım, nasılsın ?
- İyiyim anne. Ne oldu *
- Sana bir surprizim var.
- Surpriz mi ?
- Evet.Çok eski bir arkadaşım, dostum ÅŸehrimize gelmiÅŸ….
- Eee kimmiÅŸ.
- Kim olduğu surpriz. Fakat, onu senin almanı istiyorum.
- Ben mi ?
- Evet, senin iÅŸ yerine yakın olan parkı biliyormuÅŸ. Parka gitmesini ve seninle buluÅŸmasını söyledim. Senin de parka gidip onu almanı istiyorum.
- Anne, ben böyle ÅŸeyleri sevmem, kendin halletsen.
- Kızım 1-2 saatlik bir iÅŸim var. Ayrıca seni bebekliÄŸinden tanıyan bir arkadaşım. Seni görünce mutlaka çok sevinecektir.
- Amaaan. Peki peki… Nasıl tanıyacağım.
-Evden çıkarken üzerine giydiklerini tarif ettim.O parkta bazı oturaklar piknik masası ÅŸeklinde. Parkın sinema tarafı giriÅŸindeki ilk piknik masasına otur. O gelince seni bulacak.
-Tamam anne ..tamam…
- Kızım senden her gün mü bir ÅŸey istiyorum.Üniversiteyi bitireli, hele de iÅŸe gireli bir fatura yatırmaya bile göndermedim.
- Hemen darılma, tamam dedim ya…
- O nasıl tamam demekse… neyse, hadi o zaman, izin al da çık, bekletme. Ben de iÅŸlerimi bitirip hemen geleceÄŸim.
**** **** **** **** **** **** **** **** **** ****
Genç kız , izin alıp çıktı.Kısa bir yürüyüÅŸten sonra parka vardı. Bu parkta daha önce hiç oturmadığını farketti. ArkadaÅŸlarıyla hep paralı,lüks eÄŸlence yerlerine giderlerdi.
Annesinin tarif ettiÄŸi, giriÅŸteki ilk masayı buldu, boÅŸ olan kısmına oturdu. Masanın diÄŸer tarafında bir köylü kadınla, küçük kız oturuyordu. Onlarla aynı yerde bulunmaktan utandığını hissetti. “-Annemin arkadaşı çabucak gelse de, ÅŸunlardan kurtulsam” diye düÅŸündü.
Köylü kadın çekinerek seslendi;
- Afedersin kızım, bir şey sorabilir miyim ?
“Kızım” diye seslenmesi iyice sinirlerini bozdu.
- Ne var, adres mi soracan !..
Sert çıkış karşısında kadın sesini alçalttı;
- Hayır kızım, başka bir şey soracaktım.
- Sizin gibi cahiller ya adres sorar, ya para ister.
Köylü kadının kızaran yüzüne aldırmadı bile. O sırada şık ve lüks giyimli, orta yaÅŸlı bir kadının uzaktan yaklaÅŸtığını gördü. “-Nihayet.” diye düÅŸündü. AyaÄŸa kalkıp kadını karşılamaya çalışırken, kadın yanlarından geçip gitti. Somurtarak geri oturdu.
Yanındaki küçük kıza daha sıkı sarılmış köylü kadının gözünden bir damla yaşın süzüldüÄŸünü gördü.Kadın gözyaşını saklamak için diÄŸer tarafa dönünce bir yüzündeki büyük yanık izi göründü. Genç kız manalı manalı güldü;
- Bak kolayca gözyaşı dökebiliyorsun, yüzünde de çirkin bir yanık izi var. Burda ne bekliyorsun geç bir köÅŸeye aç mendilini aÄŸla… Fakat aÄŸlamaya benden bir ÅŸey koparacağını sanma, tamam mı…
Kadın dayanamadı;
- Cahil deyip duruyorsun. Ne cahilliÄŸimi gördün. Tanımadığım bir kadına, torununun yanında hakaret mi ettim !
- Oooo… laf yapmayı da biliyormuÅŸ
-Anlaşıldı kızım, sen üniversite bitirmiÅŸ, çok ÅŸey öÄŸrenmiÅŸ olabilirsin ama insanlıktan sınıfta kalmışsın. Torunumu okutmak için uÄŸraÅŸacaktım. Fakat seni görünce vazgeçtim.
YaÅŸlı kadın, küçük kızı alıp masadan kalkarken, boÅŸalan yere doÄŸru şık giyimli bir kadın yaklaÅŸtı. Cevap vermek için hazırlanan genç kız zengin giyimli, şık kadını görünce uzaklaÅŸan yaÅŸlı kadına cevap vermekten vazgeçti. YaÅŸlı kadın geriye bakmaya çalışan küçük kızın başını eliyle engelledi.
**** **** **** **** **** **** **** **** **** ****
Bir süre sonra, genç kızın annesi parkta yanına geldi.
- Merhaba kızım, Zeynep teyzen nerde ?
- Kimse gelmedi anne. En son bir bayan geldi, yanıma oturdu. O da sadece dinlenmek için gelmiÅŸ biriymiÅŸ.
- Allah Allah !… giyindiklerini çok iyi tarif etmiÅŸtim, seni nasıl bulamadı anlamadım. Yanında küçük bir kız olacaktı.
Genç kız bir an durakladı.
-Küçük bir kız mı ?
- Evet
- Anne !. biz zengin, kültürlü insanlarız. Herhalde arkadaşın da zengin, kültürlü biridir, deÄŸil mi ?
- Kültürsüz deÄŸil ama zengin deÄŸil.
- Sakın bana köylü bir kadın olduÄŸunu söyleme.
- Köyden gelen kadına ne denir ki !..
- Oh… iyi iyi, köylü kadınları karşılamaya beni gönderiyorsun.
- Kızım, o kadına bir borcumuz vardı. O zamanlarda borcumuzun karşılığı bir ÅŸey veremedik. " – Gün gelir, bir ihtiyacım olduÄŸunda , ben kapınızı çalarım". Dedi ve iÅŸte bu gün kapımızı çaldı.
-Ne istiyormuÅŸ ?
- Torununu okutmamızı istiyor. Baban ÅŸimdi arabayla gelip hepimizi alacak, kayıt için okula götürecek.
- Anne , o köylü kadına ne borcun olabilir ki, anlayamadım ?
Annesi, kızının öfkeli ses tonuna dayanamadı;
- Kızım, sen bebekken biz köydeydik.
- Eee…
- Sana yıllar önce bahsetmiÅŸtim, köydeyken evimiz yandı, biz de inekleri,atları,tarlaları neyimiz varsa hepsini satıp köyden göçtük, demiÅŸtim.
-Evet, hatırladım.
- O yangınla ilgili bir ayrıntıyı, seni üzülebilir veya seni evde yalnız bıraktığımız için darılabilirsin korkusuyla anlatmamıştık.
- Herhalde ÅŸimdi anlatacaksın…
- Baban evde yoktu, ben de su doldurmaya köy pınarına gitmiÅŸtim. Lodos mu ne diyorsunuz, iÅŸte o rüzÄŸar bazen ters esiyormuÅŸ, yukardan aÅŸağı filan. Sen beÅŸikte uyuyorken rüzÄŸar bacadan içeri esince közler ocaklıktan tahtalara sıçramış, yangın baÅŸlamış. Pınar yerinden dumanları görüp koÅŸtuÄŸumda alevler heryeri sarmıştı. Birazdan yıkılacak gibi görünen eve yine de girmek için atıldığım anda Zeynep teyzen kucağına seni almış olduÄŸu halde dışarı fırladı. O sahneyi hiç unutamam; onun kucağından seni aldığımda o çığlıklar atıyordu…
- Niçin ?
- Seni kurtarırken, saÄŸ tarafı yanmıştı. Gelince görürsün saÄŸ yanağında ağır bir yanık izi var. Çok acı çekti çook. Dur aÄŸlama, seni bu kadar üzeceÄŸini bilmiyordum. Tamam kızım, bak makyajın akıyor, aÄŸlama. Hah !.. baban da geldi. Fakat Zeynep teyzen hala bizi bulamadı…
Ahmet Ünal Çam
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Åžeytan Hatasını Nasıl Bilmez…
Ekleyen: elf77 Tarih: Ara.06, 2010, Kategorisi: Hikayeler

ŞEYTAN HATASINI NASIL BİLMEZ
KISSADAN HİSSE
Günlerden birgün ÅŸeytanın yolu bir köye düÅŸmüÅŸ.
Keyfi yerinde olan ÅŸeytan sırtını bir aÄŸaca dayamış ve buzağısı kazığa baÄŸlı olan ineÄŸini saÄŸan genç bir kadını uzaktan izlemiÅŸ.
Şeytan kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş.
Buzağı bu az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış debelenmiÅŸ ve boynundaki ip çözülmüÅŸ
KoÅŸarak annesini emmeye giden buzağı süt kovasını devirmiÅŸ
SaÄŸdığı süt ziyan olunca sinirlenen genç kadın eline geçirdiÄŸi odunu buzağıya vurunca yavru yere yığılmış.
Yavrusuna saldırılan inek kayıtsız kalamayıp bir tekmede kadını yere serip öldürmüÅŸ.
Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineÄŸin ´gelinini öldürdüÄŸünü görüp ineÄŸi tüfekle vurmuÅŸ.
Silah sesini duyan koca , karısını yerde cansız yatar babasınıda elinde tüfekle görünce silahını çekip babasını öldürmüÅŸ.
Kısa bir süre sonra gerçeÄŸi öÄŸrenen genç adam , bu kadar acıya dayanamayıp intihar etmiÅŸ.
Bütün bu olayları bir kenardan izleyen ÅŸeytan
"BU FELAKETİDE BANA YÜKLERLER,BUZAÄžININ İPİNİ GEVÅžETMEKTEN BAÅžKA BEN NE YAPTIM ŞİMDİ" demiÅŸ.
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
Miras…
Ekleyen: taes Tarih: Kas.26, 2010, Kategorisi: Hikayeler

"İzgören Akın’a toplantıya gideceÄŸim. Baktım genç kalma ihtimalim
var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaÅŸ. O anlatıyor ben dinliyorum.
Tam iÅŸyerinin önüne geldik. Ankara’da Bakanlıklar. Diyelim ki. taksi parası
9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım. Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya,
taksici üstünü arıyormuÅŸ gibi yapar, siz de para üstünü alabılmek için bir
ayak dışarda, inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak. Åžoför, para
üstü varmı diye aranmaya baÅŸladı.
-Üstü kalsın kardeÅŸim"dedim.
Döndü bana doÄŸru
-Vaktin varmı ağabey? dedi.
-Evet" dedim (tek ayağım hâlâ dışarda)
Dörtlülere bastı, trafik dört ÅŸerit akıyor, indi araçtan. Önde bir
büfe var. Gitti oraya, bir ÅŸeyler konuÅŸup geldi. Bana 25 kuruÅŸ uzattı. Belli
ki para bozdurmuÅŸ.
-Birader" dedim,"9.75 deÄŸil, 10.50 yazsa istermiydin 50
krÅŸ.benden?"
-Niye alacağım ağabey 50 kuruşu?
-Peki niye gittin 25 kuruÅŸ için o kadar uÄŸraÅŸtın. Üstü kalsın
demiÅŸtim.
Döndü bana, attı kolunu arkaya :
-Vaktin varmı ağabey
-Var
-Çek kapıyı o zaman
Muhabbetçi bir taksici ile karşı karşıyayız.
5 dk.konuÅŸtuk. İngiltere’de profösüründen, bilmem kiminden
eÄŸitimler aldım. O taksicinin 5 dk.da öÄŸrettiklerini, ingiliz hocalar
haftalarca verdikleri derslerde öÄŸretemediler.
AÄŸabey biz Keçiören’de 5 kardeÅŸiz. Babam rençberdi benim, günlük
yevmiyeye giderdi; artık inÅŸaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iÅŸ
bulamamışsa, biz eve geliÅŸinden, yüzünden anlardık. Durumumuz hiç iyi
olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize"Durun
kalkmayın" derdi. Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuÅŸma yapardı.
"Aha" dedim,"Bizim meslek", seminerci.
- Ne anlatırdı baban?
- Hayattta nasıl başarılı olunur ?
O gün inÅŸaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra
çocuklarına hayatta baÅŸarı teknikleri anlatıyor.
-Babam iÅŸe gidince büyük aÄŸabeyimiz onu taklit ederdi, delik
bir çorapla pantalonun ceplerini çıkarır, dört kardeÅŸi karşısına alıp
"Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın" diye anlatırken, biz de
gülerdik. Annem kızardı, "Babanızla alay etmeyin. O, hem dürüst hem de
çalışkandır" derdi. Yan evde iki kardeÅŸ var, onların babası zengin. Babaları
birahane işletiyor, ama adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı.
Bizim yeni hiç bir ÅŸeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık. O
amca mahalleden geçerken biz 5 kardeÅŸ ayaÄŸa kalkardık, çünkü bize bahÅŸiÅŸ
verirdi. Babam eve gelince ayaÄŸa kalkmazdık. Çünkü hediye, para falan hak
getire. AÄŸabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü.
Yandaki baba iki çocuÄŸa 5 katlı bir apartıman, iÅŸleyen birahane, dövizler ve
araziler bıraktı.
-Bizim baba ne bıraktı biliyormusunuz ?
-Ne bıraktı?
-Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı :
"Evladım iÅŸinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın…"falan
filan.
AÄŸabey aradan 15 yıl geçti, diÄŸer 2 kardeÅŸ cezaevindeler, ne ev kaldı ne
birahane. Ailesi dağıldı. Biz 5 kardeÅŸ, beÅŸimizin Keçiören de taksi
durağında birer taksisi var hepimizin birer ailesi, çoluk çocuÄŸu, hepimizin
birer dairesi var. Geçenlerde büyük aÄŸabeyimiz bizi topladı ve dedi ki :
"Asıl mirası bizim baba bırakmış."
Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri,
taksimetrenin yazmadığı 10 kuruÅŸu evimize sokmadık. Her ÅŸeyimiz var Allah’a
ÅŸükür.
Çok duygulandım,veda ettim, tam ineceÄŸim :
-Dur ağabey, asıl bomba şimdi.
-Nedir bomban ?
-Nerede oturuyoruz biliyormusun? O iki kardeÅŸin oturduÄŸu 5
katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz.
Evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir
miras. Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da
evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.
"
A. Åžerif İzgören
Evladınıza miras olarak mal degil ,sadece bazı degerleri bırakın onlara
yeter….
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.
