Hikayeler
Bir Ders…
Ekleyen: Gokyuzu Tarih: Oca.03, 2012, Kategorisi: Hikayeler

BİR DERS
Cherokee kabilesinin yaÅŸlılarından biri hayat, aÅŸk ve evlilik üzerine konuÅŸurken ÅŸunları söylüyor:
“İçimizde iki kurt var ve bunların arasında da korkunç bir savaÅŸ. Kurtlardan biri korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, piÅŸmanlığı, açgözlülüÄŸü, kibiri, kendine acımayı, küskünlüÄŸü, aÅŸağılık duygusunu, yalanları, üstünlük taslamayı ve benciliÄŸi temsil ediyor.
DiÄŸeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylaÅŸmayı, cömertliÄŸi, dinginliÄŸi, alçak gönüllülüÄŸü, nezaketi, yardımseverliliÄŸi, dostluÄŸu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor.”
Gençlerden biri “hangi kurt kazanacak?” diye soruyor ve yaÅŸlı adam kısaca cevap veriyor:
“BESLEDİĞİNİZ”
Alıntı
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.İZİNSİZ YAYINLANAMAZ,KOPYALANAMAZ…
Baba Sen misin?..
Ekleyen: patiklipire Tarih: Eyl.21, 2011, Kategorisi: Hikayeler

BABA SEN MİSİN ?
Bir akÅŸam geç saatte karanlık sokakta yürürken çalılıkların arkasından boÄŸucu çığlık sesleri duydum. YavaÅŸlayıp sesi dinlediÄŸimde, duyduklarımın boÄŸuÅŸma sesleri olduÄŸunu anladım. Ağır hırıltılar, yırtılan kumaÅŸ sesleriydi bunlar. Bir kızın saldırıya uÄŸradığını fark ettim. Müdahale etmeli miydim? Kendi güvenliÄŸim için endiÅŸelenmiÅŸtim ve bu gece yeni yolu tercih ettiÄŸim için lanet okudum. Sadece, en yakın telefona gidip polisi mi aramalıyım diye düÅŸündüm. Sonsuza kadar sürecekmiÅŸ gibi gelmesine raÄŸmen, aklımı başıma almam sadece birkaç saniyemi almıştı. Bu arada kızın sesi gittikçe zayıflıyordu. Hızlı bir ÅŸekilde hareket etmem gerektiÄŸini biliyordum. Nasıl bırakıp gidebilirdim?
Sonunda kararımı verdim. Kendi hayatımı riske atsam bile, bu meçhul kıza sırtımı dönemezdim.
Cesur ve atletik bir erkek deÄŸildim. Güçlü biri olduÄŸumu söylemek de imkânsızdı. O gücü nereden bulduÄŸumu bilmiyorum; ama kıza yardım etmeye karar verdikten sonra gücümün arttığını hissettim. Çalılıkların arkasına koÅŸtum ve saldırganı kızın üstünden çektim. Yere düÅŸtük, biraz boÄŸuÅŸtuk, sonra da saldırgan benden kurtulup kaçtı.
Ağır ağır soluyarak yukarı tırmandım ve aÄŸacın arkasına çömelmiÅŸ hıçkırarak aÄŸlayan kıza yaklaÅŸtım. Karanlıkta yüzünü tam seçemiyordum. Onu daha çok korkutmamak için biraz uzaktan konuÅŸtum.
"Tamam, geçti" dedim yavaÅŸça. "Adam gitti. Åžimdi emniyettesin."
Uzun bir sessizlik oldu. Sonra, hayret ve ÅŸaÅŸkınlıkla ÅŸu sözleri duydum:
"Baba, sen misin?
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.İZİNSİZ YAYINLANAMAZ,KOPYALANAMAZ…
Yıllar Önce Bir Milli EÄŸitim Bakanının Gerçek Hikayesi…
Ekleyen: SAHRA Tarih: Ağu.11, 2011, Kategorisi: Hatıra Defteri...

Hasan Ali Yücel
Yıllar Önce Bir Milli EÄŸitim Bakanının Gerçek Hikayesi
Yıllar önce bir Milli EÄŸitim Bakanının odasının kapısı çalındı. İçeriden kararlı ve tok bir ses " girin" diye seslendi.
Oldukça mütevazi döÅŸenmiÅŸ odaya iki tane lise talebesi girdi. Tombul yanaklı olan Milli EÄŸitim Bakanının yanına yanaÅŸarak " Babacığım merhaba. Elini öpmeye geldik Gazi ile beraber" diyerek arkadaşını gösterdi.
Mezun olmuÅŸlardı iki samimi arkadaÅŸ liseden. Gazi ve Can. Bakanın elini öptükten sonra masanın karşısındaki koltuklara oturdular.
Tombul yanaklı çocuk söz aldı, Babacığım biliyorsun okulumuzu her ikimiz de baÅŸarı ile bitirdik. Ve bir yıldır para biriktiriyorduk. EÄŸer senin de iznin olursa Bakanlığın bursundan yararlanıp Amerika’ya okumaya gitmek istiyoruz." Bakan küçük bir sessizlikten sonra " OÄŸlum biraz dışarı çıkar mısın? Bizi arkadaşınla bir iki dakika yanlız bırak" dedi.
OÄŸlu dışarı çıktıktan sonra uzun boylu çocuÄŸa ÅŸöyle dedi. Bak evladım,ben sizler gibi baÅŸarılı öÄŸrencilerin yurt dışında öÄŸrenim görmesini her zaman desteklerim. Fakat bir bakan olarak oÄŸlumu Amerika’ya gönderirsem, bunu baÅŸkaları farklı deÄŸerlendireceklerdir. Bu yüzden sadece sana burs vereceÄŸim. Gerekli iÅŸlemlerin yapılması için talimatı veririm az sonra. Hayırlı olsun deyip dışarı çıkmasını söyledi talebenin.
Heyecan içinde kapının önünde bekleyen bakanın oÄŸluna sarıldı çocuk. " Can sana bir iyi, bir kötü haberim var. Baban bana burs verdi ama senin gitmeni onaylamıyor.
Tombul yanaklı çocuk elini cebine atıp bir mendil çıkarttı. İçi para dolu olan mendili arkadaşına verip, "al bunları Gazi. Nasıl olsa bana lazım deÄŸil bu para artık" dedi, bir yıldır biriktirdiÄŸi parayı arkadaşına uzattı.
OÄŸlunun geleceÄŸini bile ülkesinden sonra düÅŸünen onurlu Milli Egitim Bakanımızı Sayın Hasan Ali Yücel Bey’i saygıyla anıyoruz.
OÄŸlu Can büyük edebiyatçı Can Yücel’dir.
Onun lise arkadaşı Gazi ise dünyanın en ünlü beyin cerrahlarından Prof.Dr. Gazi YaÅŸargil’dir.
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.İZİNSİZ YAYINLANAMAZ,KOPYALANAMAZ…
Hanım Bana Bir Karpuz Getirirmisin?
Ekleyen: Miray Tarih: Tem.31, 2011, Kategorisi: Hikayeler

Hanım bana bir karpuz getirir misin ?
Evvel Zaman içinde Memleketin Birinde 90 yaÅŸlarında fakat çok dinç ve genç görün…ümlü bir adam yaÅŸarmış? Çevresinde bulunan herkes ona çok özenir ve sorarlarmış ‘ Bu gençliÄŸin sırrı nedir’ diye. İhtiyar delikanlı güler geçermiÅŸ her soruldukça bu soruya.. ama sorular sık , soranlar çoÄŸalınca cevap vermek vacip olmuÅŸ sanki.
DüÅŸünmüÅŸ nasıl… anlatırım bu sırrımı kolayca herkese. Sonra karar vermiÅŸ tüm meraklıları yemeÄŸe davet etmeye evine.
"Bu davette size sırrımı açıklayacağım” demiÅŸ. Herkes merakla davete gelmiÅŸ. Yemekler yenilmiÅŸ, içilmiÅŸ, sohbetler edilmiÅŸ vakit iyice gecikmiÅŸ. Ama gençlik sırrı ile ilgili tek kelam edilmemiÅŸ. Herkes konu ne zaman açılacak diye merek ederken Adamcağız huri gibi sevimli hanımına seslenmiÅŸ:
- "Hatun, ÅŸu kilerden bir karpuz getirir misin bize sana zahmet!.." Hanım hemen doÄŸrulmuÅŸ kilere giderek kaÅŸ ile göz arasında gidip bir karpuz getirmiÅŸ. Adamcağız ÅŸöyle eliyle bir vurmuÅŸ tık tık diye sonra da:
" Bu olmamış hanım, güzel çıkmayacak, baÅŸka getirir misin bir zahmet" demiÅŸ. Hanım onu götürmüÅŸ bir tane daha getirmiÅŸ. Adam onu da bir yoklamış yine beÄŸenmemiÅŸ.
“ Hanım sana yine zahmet olacak ama bu da olmamış baÅŸka bir tane getirir misin “ demiÅŸ, BaÅŸka istemiÅŸ?. Bu böylece üç dört sefer daha tekrarlamış.
Neyse misafirleri ve de siz Aziz okuyucuları sıkmamak için !!! Dedemiz beÅŸincide karpuzu beÄŸenmiÅŸ ve karpuz kesilmiÅŸ, misafirlere ikram edilmiÅŸ?. Herkes karpuzunu afiyetle yerken bizim dedecik sormuÅŸ. "Eeee ?.
ArkadaÅŸlar iste benim gençliÄŸin sırrı burada anladınız mı??
Herkes birbirinin yüzüne bakmış. Kimse biÅŸey anlamamış.."Aman dede demiÅŸler nerde? Anlamadık biz bu sırrı!" Dedecik gülmüÅŸ."Efendiler" demiÅŸ "O gördüÄŸünüz karpuz kilerde bir tanecikti, tekti. Ben hanıma git de baÅŸka getir dedikçe o kilere gidip geliyor aynı karpuzu getiriyordu. Bir kere bile "aman be adam , deli misin nesin ÅŸu tek karpuzu ne taşıttırıyorsun bana defalarca.." demedi.
Beni sizin önünüzde mahcup duruma düÅŸürmedi. İşte ben bütün gençliÄŸimi bu hanımıma borçluyum. Biz birbirimizi hiç baÅŸkalarının önünde zor duruma düÅŸürmeyiz. Aile içindeki hiçbir ÅŸeyi dışarıya yansıtmayız. Hep birbirimize destek olur, dert ortağı olur, yardım ederiz. Birbirimizle ilgili olan problemleri yine birbirimize anlatırız. İyi kötü her olayı da birlikte paylaşırız.’ DemiÅŸ.
Alıntı
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.İZİNSİZ YAYINLANAMAZ,KOPYALANAMAZ…
Süper Cevap…
Ekleyen: sensiz asla Tarih: Tem.17, 2011, Kategorisi: Hikayeler

SÜPER CEVAP
Yasli kadin oldukça dini bütün bir insanmis.. Her sabah kapisinin önüne çikar ve… bagira bagira dua edermis: “Allah’ım bize verdiklerin için sana sükürler olsun!” Ve ardindan her seferinde de yan komsusunun sesi duyulurmus: “Allah yok kadiiin Allah yok!!!”… (HAÅžA) Yasli teyze ne kadar sinirlense de yine her sabah dua edermis, öteki komsu da inadindan her seferinde ona öyle bagirirmis.. Neyse.. Bir aksam, komsusu yasli teyzeye bir oyun etmeye kalkmis.. Markete gidip bi sürü meyve sebze, ekmek vs. alip torbalara doldurmus, yasli teyzenin kapisinin önüne birakmis… Ertesi sabah teyze kapiyi açip da yiyecekleri görünce çok sasirmis ve sevinçle bagirmis: “Sana sükürler olsun Allah’ım, bu gönderdigin yiyecekler için sana sükürler olsun!!!” Ve agacin arkasindan onu seyreden komsusu seslenmis: “Allah yok kadiiin Allah yok!!! (HAÅžA) O yiyecekleri ben aldiiiiiim!!!” Yasli teyze hiç istifini bozmamis: “Yüce Allah’ım sana ne kadar sükretsem azdır!!!! Hem bu yiyecekleri göndermissin, hem de parasini ÅžEYTANA ödetmissin!!!”
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.İZİNSİZ YAYINLANAMAZ,KOPYALANAMAZ…
Sevgi,BaÅŸarı,Zenginlik…
Ekleyen: Miray Tarih: Haz.23, 2011, Kategorisi: Hikayeler

SEVGİ,BAŞARI VE ZENGİNLİK
Hayatınızda önceliÄŸi zenginliÄŸe mi, baÅŸarıya mı yoksa sevgiye mi verirsiniz? Sevgiye fırsat verirseniz, diÄŸerlerinin de birlikte geleceÄŸini göz ardı etmemelisiniz…!
AlışveriÅŸe gitmek üzere evden çıkan bir kadın, kapısının karşısısındaki kaldırımda oturan bembeyaz sakallı üç yaÅŸlıyı görünce önce duraksadı, sonra onları, tüm içtenliÄŸiy…le evine davet etti. Kadının davetine yaÅŸlılardan biri yanıt verdi: "Biz hiçbir eve üçümüz birlikte gitmeyiz" dedi. Ve kısa bir duraksamadan sonra, bir açıklama yaptı: "SaÄŸ yanımdaki bu arkadaşımın adı, Zenginlik’tir" dedi. "Bu yanımda oturan arkadaşımın adı BaÅŸarı, benim adım ise Sevgi’dir."
Kendini ve arkadaÅŸlarını tanıttıktan sonra Sevgi, kadına ilginç bir öneride bulundu:
"Şimdi evinize gidin ve eşinizle başbaşa verip, bir karara varın" dedi.
"İçimizden yalnızca birimizi davet edebilirsiniz evinize. Hangimizi davet etmek istediÄŸinize karar verin, sonra gelin kararınızı bize bildirin.
" Kadın Sevgi’nin önerisini eÅŸine anlattığında, adam "Aman ne güzel, ne güzel" dedi.
"Hangisini davet edeceÄŸimizi bize bıraktıklarına göre, biz de içlerinden Zenginlik’i davet ederiz ve evimiz de bir anda zenginliÄŸe kavuÅŸmuÅŸ olur."
EÅŸinin kararına itiraz etti kadın: "BaÅŸarı’yı davet etsek, daha mantıklı bir karar vermiÅŸ olmaz mıyız, kocacığım?" dedi.
Sonra tekrar baÅŸ baÅŸa verdiler. "Aslında galiba en iyisi Sevgi’yi davet etmek. Hem ona yardımcı olmak bize de mutluluk verecek" kararını verdiler. Bu karar üzerine kadın kapıyı açtı ve üç yaÅŸlıya birden sordu: "İçinizde hanginiz Sevgi idi? Onu davet etmeye karar verdik. Lütfen buyursun…" Sevgi ayaÄŸa kalktı, eve doÄŸru yürümeye baÅŸladı. ArkadaÅŸları da ayaÄŸa kalktılar ve Sevgi’nin arkasından eve doÄŸru yürümeye baÅŸladılar.
Kadın büyük bir ÅŸaÅŸkınlık ve heyecan içinde, Zenginlik ile BaÅŸarı’ya sordu:
"Siz niçin geliyorsunuz? Hani sadece biriniz gelebilirdi?" dedi. Kadının sorusuna, üç yaÅŸlı birlikte cevap verdiler:
"EÄŸer içimizden yalnızca Zenginlik veya BaÅŸarı’yı davet etmiÅŸ olsaydınız, diÄŸer ikimiz dışarıda bekleyecektik" dediler.
"Fakat siz Sevgi’yi davet etttiniz. Bu durumda üçümüz birden gelmek zorundayız evinize. Çünkü Sevgi’nin olduÄŸu her yerde, biz zenginlik ve baÅŸarı da her zaman onun yanında oluruz…
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.İZİNSİZ YAYINLANAMAZ,KOPYALANAMAZ…
Satılık Köpek…
Ekleyen: patiklipire Tarih: Haz.23, 2011, Kategorisi: Hikayeler

SATILIK KÖPEK
Satılık Köpek Yavruları" ilanının hemen altında küçük bir çocuÄŸun başı gözüktü v…e çocuk dükkan sahibine sordu:
-"Köpek yavrularını kaça satıyorsunuz?"
Dükkân sahibi:
-"30 dolarla 50 dolar arasında değişiyor fiyatları" dedi.
-"Benim 2 dolar 37 sentim var" dedi çocuk:
-"Bir bakabilir miyim yavrulara"
Dükkân sahibi gülümsedikten sonra bir ıslık çaldı ve köpek kulübesinden beÅŸ tane yumak halinde yavru çıktı.
Yavrulardan biri arkadan geliyordu. Küçük çocuk yürümekte zorluk çeken sakat yavruyu iÅŸaret edip sordu:
-"Bunun nesi var?"
Dükkân sahibi onun kalça çıkığı olduÄŸunu ve hep sakat kalacağını açıkladı. Küçük çocuk heyecanlanmıştı.
-"Ben bu yavruyu satın almak istiyorum.”
Dükkân sahibi:
-"Hayır o yavruyu satın alman gerekmiyor. EÄŸer gerçekten istiyorsan o yavruyu sana bedava veririm"
Küçük çocuk birden sinirlendi. Dükkân sahibinin gözlerinin içine dik dik bakarak:
-"Onu bana vermenizi istemiyorum."
-"O da diÄŸer yavrular kadar deÄŸerli ve ben fiyatını tam olarak ödeyeceÄŸim."
-"Aslında ÅŸimdi size 2 dolar 37 cent vereceÄŸim ve geri kalanını ayda 50 cent ödeyerek tamamlayacağım."
Dükkân sahibi çocuÄŸu ikna etmeye çalıştı:
-"Bu köpeÄŸi gerçekten satın almak istediÄŸini sanmıyorum."
-"Bu yavru hiçbir zaman diÄŸer yavrular gibi koÅŸup, zıplayamayacak ve seninle oynayamayacak."
Bunun üzerine küçük çocuk eÄŸildi, pantolonunu sıvadı ve büyük bir metal parçasıyla desteklediÄŸi sakat bacağını dükkân sahibine gösterip, tatlı bir sesle:
-“Ben de çok iyi koÅŸamıyorum ve bu yavrunun kendisini çok iyi anlayacak bir sahibe gereksinimi var" dedi.
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.İZİNSİZ YAYINLANAMAZ,KOPYALANAMAZ…
Gül İle Suyun AÅŸkı…
Ekleyen: Elvin Hülya Ç. Tarih: Haz.04, 2011, Kategorisi: Hikayeler, Video/Klipler
Videoları İzlerken site müziÄŸini saÄŸda sarı yazıların altındaki müzik panelinden kapatınız!
Gül ile Suyun AÅŸkı
Günün birinde bir gülle su karsilasir ve arkadas olurlar. İlk önceleri arkadaÅŸlik olarak devam eder bu durum. Tabiki zaman lazimdır birbirini tanimak icin. Gel zaman git zaman gül o kadar mutlu olur ki bu arkadasliktan ve birliktelikten,mutluluktan ici icine sigmaz artik ve anlar ki suya asik olmustur. Hayatinda ilk kez asik olan gül, burcu burcu acar ve etrafa kokular sacar. Suya dönüp der ki birgün, sevgili su, seni sevdigim icin böylesine degistim, actim ve etrafa kokular sactim, yalnizca seni sevdim diye. Öyle zaman gelir ki artik su da icinde güle karsi birseyler hisetmeye baslar. Zanneder ki güle asik oldum. Günler ve aylar birbirini kovalar ve gülü sevdigini zanneden su,artik eskisi kadar ilgilenmez gül ile. Gül ise "acaba su beni artik sevmiyor mu" diye düsünmeye baslar. Cünkü suyun kendisine olan bu ilgisizligi onu üzmeye baslamıstir. Icin icin bu soruyu sorar kendine. Birgün gül suya der ki , biliyormusun ben seni cok seviyorum. Su, bende seni seviyorum der. Aradan zaman gecer ve gül yine suya seni seviyorum der. Su siradan bir ifadeyle "ben de" der. ama gül bu sözde sevgiyi hissedemez. Bu siradanlasma gittikce sürer ama gül sabirla hep "seni cok seviyorum " der suya. Ama artik öyle bir duruma gelir ki gül, etrafa o güzel kokuyu sacamaz ve burcu burcu acan dalları solmaya yüz tutar. Kendini toparlayarak ve son kez suya "biliyormusun seni hala cok seviyorum" der göz yaslari icerisinde. Su da ona döner ve yine o bildik ironik ve umursamaz edası ile "üff söyledim ya ben de seni seviyorum diye" der. Gün gelir gül yataklara düser. Cok hastalanmistir gül,rengi solmus cehresi sararmistir gülün. Yataklardadir artik. Su ise basinda bekler gülün, yardimci olabilmek icin onu cok seven ve sevdigini her firsatta söyleyen sevgili dostuna. Ama bellidir ki artik gül ölecektir. Ve son kez zorlukla basini döndürerek suya der ki " biliyormusun seni ben gercekten seviyorum ve senin bilemedigin kadar sevdim üstelik" Cok hüzünlenir su bu durum karsisinda ve son care olarak bir doktor cagirir. Nedir sorun diye doktor’a sorar. Doktor muayene eder gülü. Muayeneden sonra söyle der : "Hastanin durumu ümitsiz, artik elimizden birsey gelmez" Su merak eder kendisini bu kadar cok seven gülün ölümüne sebep olan hastalik nedir diye, ve sorar doktora "hastaligi nedir ki sevgili dostumun" diye. Doktor söyle bir bakar suya ve der ki "Gülün bir hastaligi yok dostum, hic dikkat etmemissin galiba sevgili dostuna, bu gül sadece susuz kalmis, ölümü onun icin der" ve anlar ki su artik, sevgiliye sadece seni seviyorum demek yetmemektedir. ama artik cok gectir. Sevdiklerinize, gec olmadan onları sevdiginizi söylemekle kalmayin gösterin,Güller solmasin.
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.İZİNSİZ YAYINLANAMAZ,KOPYALANAMAZ…
Bugün Onların DoÄŸum Günü OlduÄŸunu Nerden Anladın…
Ekleyen: patiklipire Tarih: May.11, 2011, Kategorisi: Hikayeler

Bugün onların doÄŸum günleri olduÄŸunu nerden anladın?"
Fırına geldiÄŸimde, ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir dostum olan fırıncı,
"B…iraz bekleyeceksin hocam" dedi. “İki-üç dakikaya dek çıkartıyorum.”
Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye yaÅŸlıca bir adamın girdiÄŸini gördüm.
EskimiÅŸ ceketinin sol yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe topallıyordu. Sel…am verdikten sonra
"Ekmeklerimi alayım" dedi. “Benim ikizler acıkmıştır.”
Fırıncı, adamın kendisine uzattığı torbayı alarak tezgahın altına eÄŸildi ve bir gün öncesine ait olduÄŸu anlaşılan ekmeklerden dört beÅŸ tane koydu.
Ekmeklerden kimilerinin altı yanmış, kimileri de her nedense biçimini kaybetmiÅŸti. Fırıncıya doÄŸru sokularak,
"Neden taze ekmek vermiyorsun?" diye sordum. "Biraz sonra çıkacak ya!.."
Fırıncı,
"Bozuk ekmekleri kendisi istiyor" dedi. "Çok yoksul olduÄŸundan ona yarı fiyatına veriyorum."
"Kim bu adam?" diye sordum.
"Kore gazilerinden" dedi. "OÄŸluyla gelini bir trafik kazasında vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor, hem de çok az bir maaÅŸla."
Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve küçük de olsa birÅŸeyler yapmak istiyordum.
"Aradaki farkı ben vereyim" dedim. "Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler.”
Fırıncı, önerimi kabul etti ve biraz sonra çıkan sıcak ekmekleri büyük bir umursamazlıkla adamın torbasına doldururken
"Çok ÅŸanslısın hacı amca" dedi. "Çocuklar için bugün sana pasta gibi ekmek vereceÄŸim.”
YaÅŸlı adam, bir evlat sevgisiyle kucakladığı torbayı göÄŸsüne bastırırken,
" ALLAH senden razı olsun evladım. " dedi. “Bugün onların doÄŸum günleri olduÄŸunu nereden anladın?"
HAYAT DEVAM EDİYOR DOSTLAR. ELİMİZDEKİ NİMETLERİN DEĞERİNİ İYİ ANLAYALIM
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.İZİNSİZ YAYINLANAMAZ,KOPYALANAMAZ…
Acıdaki Hikmeti Görebilmek…
Ekleyen: Elvin Hülya Ç. Tarih: Nis.19, 2011, Kategorisi: Hikayeler
ACIDAKİ HİKMETİ GÖREBİLMEK
YaÅŸlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleÅŸtirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki iÅŸlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduÄŸunu söylüyordu. ÖdediÄŸi fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.
Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına ÅŸöyle dedi;
"Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle deÄŸildim. YaÅŸadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.
Kadın ÅŸimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuÅŸuyordu!
Kekeleyerek: "Nasıl? Anlayamadım?" diyebildi yaşlı kadın.
"Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoÄŸurdu. ÇektiÄŸim sıkıntılara dayanamayıp:
"Yeter! Lütfen dur artık!" diye bağırmak zorunda kaldım.
Ama usta sadece gülümsedi ve; "Daha deÄŸil!" diye cevapladı beni.
"Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:
"Lütfen beni bu ÅŸeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!"
Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:
"Henüz deÄŸil!"
"Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu ÅŸimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan ÅŸöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek"
Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:
"Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!"
"Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve "Daha deÄŸil!" diyordu.
"Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Åžimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuÅŸtum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.
"Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya baÅŸladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.
"Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!" dedim. Onun cevabı ise aynıydı: "Henüz deÄŸil!"
"Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doÄŸru yürümeye baÅŸladı. Korkudan ölecektim. "Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!" diye bağırdım.
Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. "Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!" diye düÅŸündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine "Daha deÄŸil!" diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.
"Tam son nefesimi vermek üzere olduÄŸumu düÅŸünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliÄŸe kavuÅŸmuÅŸtum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta ÅŸöyle dedi:
"Åžimdi tam istediÄŸim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?"
Ona "Evet" dedim.
Bir ayna getirip önüme koydu. GördüÄŸüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve "Bu ben deÄŸilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım."
"Evet bu sensin!" dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüÄŸün ÅŸeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.
EÄŸer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.
Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.
Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.
Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.
Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.
Åžimdi arzu ettiÄŸim her ÅŸey var üzerinde."
Ve ben kahve fincanı, ÅŸu sözlerin aÄŸzımdan çıktığını hayretle fark ettim:
"Ustam! Sana güvenmediÄŸim için beni affet!
Bana zarar vereceÄŸini düÅŸündüm.
Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.
Bakışım kısaydı, ama ÅŸimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.
Benim sıkıntı ve acı diye gördüÄŸüm ÅŸeyleri bana verdiÄŸin için teÅŸekkür ederim…
TeÅŸekkür ederim."
* * * * * *
Usta fincanı, Yaratıcı insanı şekillendirir.
Yeter ki acı da ki hikmeti görelim.
Kahrın da hoÅŸ, lûtfun da hoÅŸ demesini bir öÄŸrenebilsek…
Alıntı: Sait Çamlıca-EÄŸitimci/Yazar
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.İZİNSİZ YAYINLANAMAZ,KOPYALANAMAZ…
Hayata Hep Güzel Bakmak…
Ekleyen: Editor Tarih: Nis.10, 2011, Kategorisi: Hikayeler

Hastahanenin bir koÄŸuÅŸunda üç kötürüm bulunuyordu. Bunlardan koÄŸuÅŸa ilk gelen pencerenin önüne, ikincisi ortaya, üçüncüsü ise kapı kenarına yatırılmıştı..
Ortadaki hasta iyimser bir adam olduÄŸu için, neÅŸeli konuÅŸmalarıy la ötekileri eÄŸlendiriyor ve kederlerini azaltmaya çalışıyordu..
SoÄŸuk bir kış gecesi, pencerenin yanındaki hasta öldü…. Onu kaldırdık tan sonra ortadaki hastayı pencerenin önüne, kapının yanındakinide ortaya yatırarak, boÅŸalan yere yeni bir hasta getirdiler..
Pencerenin önüne alınan iyimser hasta, dışarıda gördüklerini anlatmaya baÅŸladı..
Yol kenarındaki parkı, dev çınar aÄŸaçlarını, cıvıldaÅŸan kuÅŸları iÅŸlerine koÅŸan insanları, neÅŸeli çocukları ve karşı daÄŸlardaki çiçek dolu tarlaları uzun uzun anlatarak, çaresiz durumdaki arkadaÅŸlarını rahatlatıyordu..
Adam kısa bir süre sonra, gelip geçenlere isimler takmaya baÅŸladı. Öteki hastalar, artık sabah iÅŸe gidenlerin, seyyar satıcıların ve akÅŸam vakti yorgun argın eve dönenlerin öykülerini dinleye dinleye, onları gözleri önünde canlandırıyordu..
Kısa bir süre sonra hastahanenin ruha ağırlık veren havası dağılmış ve türlü geçmek bilmeyen can sıkıcı saatleri tatlı öyküler doldurmuÅŸtu..
Bir gün ortadaki hastanın aklına bir fikir geldi. EÄŸer pencerenin önündeki hastaya birÅŸey olursa oraya kendisi geçecek ve onun öykülerini dinlemektense, dışarıdaki renkli ve canlı yaÅŸamı kendi gözleriyle görecekti.. Bu düÅŸünce günlerce kafasına yer etti. Yattığı yerden hep bunu düÅŸünüyor ve çareler araÅŸtırıyordu..
Sonunda onuda buldu Pencerenin önündeki hastaya bazen kalp krizleri geliyordu. Adam bu durumda komodinin üzerindeki ilacına güçlükle uzanıyor ve odada hasta bakıcı olmadığından ilacı kendisi alıyordu..
Bir gece, pencere önündeki hastaya yine bir kriz geldiÄŸinde, ortadaki hasta büyük bir gayretle doÄŸrularak onun ilacını devirevirdi. ÅžiÅŸe yere düÅŸmüÅŸ ve paramparça olmuÅŸtu..
Ertesi sabah, pencerenin önündeki hastayı ölü buldular. Ve onu kaldırdıktan sonra, ortada yatan hastayı cam kenarına geçirdiler..
Adam göreceÄŸi manzaranın heyecanıyla dışarıya baktığında beyninden vurulmuÅŸa döndü.!
Pencerenin bir kaç metre ötesinde, simsiyah bir duvardan baÅŸka hiç birÅŸey yoktu..
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.İZİNSİZ YAYINLANAMAZ,KOPYALANAMAZ…
BeÅŸ Dakika Daha Baba…
Ekleyen: YUREGiMiN GETiRDiGi YERDEYiM Tarih: Nis.10, 2011, Kategorisi: Hikayeler

GüneÅŸli bir gündü. Kadın parkta yanında oturan adama “Bakın, salıncakta sallanan ÅŸu kırmızı kazaklı çocuk benim oÄŸlum” dedi.
Adam gülümseyerek “Güzel bir oÄŸlunuz var” dedi. “DiÄŸer salıncaktaki mavi kazaklı çocukda benim oÄŸlum”
Sonra saatine baktı ve “Heyyy, Todd, sanırım artık gitme zamanı” diye seslendi oÄŸluna.
…
Çocuk salıncakta yükselirken “BeÅŸ dakika daha baba, lütfen yalnızca beÅŸ dakika daha” diye karşılık verdi babasına.
Adam başını “peki” anlamında sallayınca çocuk neÅŸeyle sallanmaya devam etti.
Dakikalar sonra adam ayaÄŸa kalkarak tekrar seslendi oÄŸluna “Todd, artık gidelim mi, ne dersin?”
Çocuk yine gitmeye isteksiz “Ne olur baba, beÅŸ dakika daha, lütfen, beÅŸ dakika daha” diye bağırdı babasına.
Adam” Tamam” deyince çocuk kahkahalar atarak sallanmaya devam etti.
Sonunda kadın dayanamadı ve sesinde gizli bir hayranlıkla “Ne kadar sabırlı bir babasınız” dedi .
Adam gülümsedi kadına. “Sabır deÄŸil yaptığım bayan” dedi. “Büyük oÄŸlum Tommy’yi geçen yıl burada sarhoÅŸ bir sürücünün çarpması sonucu kaybettim. Buraya yakın yolda bisiklet sürüyordu. Tommy’e hiç yeterince zaman ayırmamıştım. Oysa ÅŸimdi onunla beÅŸ dakika daha fazla birlikte olabilmek için herÅŸeyi yapardım. Todd’la aynı hatayı yapmayacağıma söz verdim kendi kendime..
O her “BeÅŸ dakika daha baba” dediÄŸi zaman, oyun oynamak için beÅŸ dakika daha kazandığını düÅŸünüyor, oysa iÅŸin gerçeÄŸi ne biliyor musunuz? Ben onu oyun oynarken beÅŸ dakika daha fazla izleyebiliyorum, asıl kazanan benim”
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.İZİNSİZ YAYINLANAMAZ,KOPYALANAMAZ…
Nereden GeldiÄŸini Unutmayacaksın…
Ekleyen: Editor Tarih: Nis.07, 2011, Kategorisi: Hatıra Defteri...

Nereden Geldiğini Unutmayacaksın!
Ünlü basketbolcu Hidayet TürkoÄŸlu esiyle birlikte, Eminönü’nde geziyordu. Önce akvaryumcuları dolaÅŸtılar, Kapalıçarşı, Nurosmaniye, Yerebatan Sarnıcı, Ayasofya, Sultanahmet, Topkapı Sarayı, Gülhane Parkı derken, Yeni Caminin önüne kadar geldiler. Orada bağıra bağıra simit satan bir çocuk vardı. Basketbolcu birden durakladı…
Sonra simitçiye yaklaÅŸtı:
– Simit’in kaça koç ?
- 300 bin abi. Çıtır çıtır….
- Tezgahta kaç simit var ?
- 70-80 tane var herhalde…
- Hepsini alsam ne tutar ?
- Seksen desek 24 milyon.
- Al sana 30 milyon… Farz et ki hepsini aldım…
-SaÄŸ ol abi… saÄŸ ol…
Basketbolcu üç onluk çıkartıp simitçinin önüne bıraktı. EÅŸi ÅŸaÅŸkındı. Üç beÅŸ adım yürümüÅŸlerdi ki eÅŸine yaklaşıp fısıldadı.
- Hidayet sen deli misin ?
- Yooo
- Peki yemediğimiz simitlerin parasını niye verdin ?
- BoÅŸ ver sorma.
- Diyelim ki soruyorum. Hem de ısrarla soruyorum.
- Öyleyse söyleyeyim.
- Lütfedersiniz beyefendi.
- Tablanın kenarı dikkatini çekti mi ?
- Hayır.
- Baksan görecektin. Tahtaya bir isim kazınmıştı.
- Nasıl bir isim ?
- Hidayet !
- Yoksa ?
- Evet o tezgah, eskiden benimdi.
(Bu hikayeyi Hidayet tv8 de katıldığı bir programda kendisi anlatmıştır..)
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.İZİNSİZ YAYINLANAMAZ,KOPYALANAMAZ…
Acının Miktarı Hep Aynıdır…
Ekleyen: METNN Tarih: Mar.24, 2011, Kategorisi: Hikayeler

Acının miktarı hep aynıdır…
Hintli bir yaÅŸlı usta, çırağının herÅŸeyden sürekli ÅŸikayet etmesinden bıkmıştı. …Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. YaÅŸamındaki herÅŸeyden mutsuz olan çırak döndüÄŸünde, yaÅŸlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi.
Çırak, yaÅŸlı adamın söylediÄŸini yaptı ama içer içmez aÄŸzındakileri tükürmeye baÅŸladı.
"Tadı nasıl?" diye soran yaÅŸlı adama öfkeyle "Acı" diye yanıt verdi.
Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerideki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi.
Söyleneni yapan çırak, aÄŸzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu:
"Tadı nasıl?
"Ferahlatıcı" diye yanıt verdi genç çırak."Tuzun tadını aldın mı?" diye soran yaÅŸlı adamı, "Hayır" diye yanıtladı çırağı.
Bunun üzerine yaÅŸlı adam, suyun yanına diz çökmüÅŸ olan çırağının yanına oturdu ve ÅŸöyle dedi:
"YaÅŸamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının acılığı, neyin içine konulduÄŸuna baÄŸlıdır. Acın olduÄŸunda yapman gereken tek ÅŸey, acı veren ÅŸeyle ilgili duygularını geniÅŸletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.İZİNSİZ YAYINLANAMAZ,KOPYALANAMAZ…
Dünyanın En Güzel Tablosu…
Ekleyen: Aksam Gunesi Tarih: Mar.23, 2011, Kategorisi: Hikayeler

Tabloları ile ün yapmış bir ressam, günün birinde en güzel yapıtını yapmaya karar verdi. Konu bulmak için kent dışında dolaÅŸmaya çıktı. Ressamı tanıyan biri, "Böyle nereye gidiyorsun, dostum?" diye sordu.
Ressam, "Bilmiyorum, dünyanın en güzel ÅŸeyinin resmini yapmak istiyorum" diye yanıt verdi. "Belki siz dünyanın en güzel ÅŸeyinin ne olduÄŸunu söyleyebilirsiniz."
Adam biraz düÅŸündükten sonra, "Kolay" dedi. "Dünyanın neresine giderseniz gidin, en güzel ÅŸeyin inanç olduÄŸunu göreceksiniz."
Ressam yanıt vermeden yoluna devam etti. Daha sonra çok saygı duyduÄŸu bir adama rastladı. Ona dünyanın en güzel ÅŸeyinin ne olabileceÄŸini sordu. İkinci adam da bir süre düÅŸündükten sonra ÅŸunları söyledi:
"Dünyanın en güzel ÅŸeyi aÅŸktır. Yoksulları zenginleÅŸtiren, gözyaÅŸlarını tatlılaÅŸtıran, azı çok yapan o deÄŸil midir? AÅŸksız hiçbir ÅŸey güzel olamaz."
Ressam dünyanın en güzel ÅŸeyini aramaya devam etti. Yolda giderken rastladığı yorgun bir askere de aynı ÅŸeyi sordu. Asker kendisine ÅŸunları söyledi:
"Dünyanın en güzel ÅŸeyi barıştır. En çirkin ÅŸeyi de savaÅŸ… Barış olan yerde her zaman güzellik bulabilirsiniz."
O zaman ressam ÅŸöyle düÅŸünmeye baÅŸladı.
"Dünyanın en güzel ÅŸeyleri; inanç, aÅŸk ve barış ise onların resmini nasıl bulabilirim?"
Başını sallayarak evine döndü. Kapıdan içeri girince dünyanın en güzel ÅŸeyini bulmuÅŸtu. Çocukların gözünde inanç, eÅŸinin gözünde aÅŸk, evinde barış ve mutluluk hüküm sürüyordu.
Bunlardan ilham alan ressam dünyanın en güzel ÅŸeyinin resmini yaptı.
İşi bitince boyalarını ve fırçalarını topladı. Daha sonra tuvalin örtüsünü kaldırarak, uzun uzun seyretti yapıtını; kendine güvenen bir aile reisi, mutlu bir kadın ve böyle mutlu bir ortamda yüzleri pırıl pırıl parlayan çocuklar, ışık oyunlarıyla dolu sıcak bir ortamda resmedilmiÅŸlerdi.
Ressam, daha sonra tablosuna "Evim" adını verdi.
John Minum
YAZI,ŞİİR VE ÇİZİMLERİN HER HAKKI SAKLIDIR.İZİNSİZ YAYINLANAMAZ,KOPYALANAMAZ…
