Tag: Hikayeler

Süper Cevap…

Ekleyen: Tarih: Tem.17, 2011, Kategorisi: Hikayeler

SÜPER CEVAP

Yasli kadin oldukça dini bütün bir insanmis.. Her sabah kapisinin önüne çikar ve… bagira bagira dua edermis: “Allah’ım bize verdiklerin için sana sükürler olsun!” Ve ardindan her seferinde de yan komsusunun sesi duyulurmus: “Allah yok kadiiin Allah yok!!!”… (HAŞA) Yasli teyze ne kadar sinirlense de yine her sabah dua edermis, öteki komsu da inadindan her seferinde ona öyle bagirirmis.. Neyse.. Bir aksam, komsusu yasli teyzeye bir oyun etmeye kalkmis.. Markete gidip bi sürü meyve sebze, ekmek vs. alip torbalara doldurmus, yasli teyzenin kapisinin önüne birakmis… Ertesi sabah teyze kapiyi açip da yiyecekleri görünce çok sasirmis ve sevinçle bagirmis: “Sana sükürler olsun Allah’ım, bu gönderdigin yiyecekler için sana sükürler olsun!!!” Ve agacin arkasindan onu seyreden komsusu seslenmis: “Allah yok kadiiin Allah yok!!! (HAŞA) O yiyecekleri ben aldiiiiiim!!!” Yasli teyze hiç istifini bozmamis: “Yüce Allah’ım sana ne kadar sükretsem azdır!!!! Hem bu yiyecekleri göndermissin, hem de parasini ŞEYTANA ödetmissin!!!”

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Acının Miktarı Hep Aynıdır…

Ekleyen: Tarih: Mar.24, 2011, Kategorisi: Hikayeler

Acının miktarı hep aynıdır…


Hintli bir yaşlı usta, çırağının herşeyden sürekli şikayet etmesinden bıkmıştı. …Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Yaşamındaki herşeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi.
Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı.
"Tadı nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle "Acı" diye yanıt verdi.
Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerideki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi.
Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu:
"Tadı nasıl?
"Ferahlatıcı" diye yanıt verdi genç çırak."Tuzun tadını aldın mı?" diye soran yaşlı adamı, "Hayır" diye yanıtladı çırağı.
Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:
"Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Acın olduğunda yapman gereken tek şey, acı veren şeyle ilgili duygularını genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."


Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Bakış Açısı…

Ekleyen: Tarih: Mar.14, 2011, Kategorisi: Hikayeler

BAKIŞ AÇISI…

Gözleri görmeyen bir çocuk, sokakta ayaklarının dibinde bir şapka
ile oturuyormuş. Önünde büyükçe bir kâğıt ve kâğıdın üzerinde de bir
yazı varmış:
" Ben körüm! Lütfen yardım edin!"
Şapkanın içinde sadece birkaç adet
demir para varmış. O sırada elinde çantası ile oradan geçmekte olan bir
adam cebinden biraz bozuk para çıkarmış ve onları şapkanın içine
koymuş. Tam gidecekken durmuş ve çocuğun önündeki kâğıdı almış.
Kalemini çıkarmış ve kâğıda bir şeyler yazmış.
Kâğıdı herkesin yazdıklarını görebileceği şekilde koymuş ve yürüyüp
gitmiş. Kısa bir süre içinde şapka dolmaya başlamış. İnsanlar kör
çocuğa daha fazla para vermeye başlamışlar.
Öğleden sonra kâğıttaki yazıyı değiştiren adam, geri gelmiş. Çocuk
adamın yürüyüşünden onu tanımış.
"Siz, sabah yazımı değiştiren kişisiniz
değil mi? Siz gittikten sonra, bugüne kadar hiç dolmadığı kadar çabuk
doldu şapkam. Söyler misiniz ne yazdınız oraya ?"
Adam gülümsemiş. "Sadece doğruyu yazdım. Senin söylediğini farklı bir
şekilde söyledim o kadar." Demiş. Ne mi yazıyormuş kâğıtta?
BUGÜN HARİKA BİR GÜN VE BEN ONU GÖREMİYORUM…
Tabii ki her iki yazı da okuyanlara çocuğun kör olduğunu söylüyor.
Ama ikinci yazıda insanlara kör olmadıkları için ne kadar şanslı
oldukları da hissettiriliyor. Bazen aynı şeyi anlatmak için kullanılan
farklı kelimelerin, insanlar üzerinde uyandırdığı duyguların farklılığını
anlamak ve anlatabilmek gerçekten çok zordur…


Bu Yazıma Yorum Yazın :, D.E.V.A.M.I...

Kuyumcu…

Ekleyen: Tarih: Oca.24, 2011, Kategorisi: Hikayeler

Kuyumcu

Kuyumcu ” özel tavsiye”
Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini ö…ğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip:
"Oğlum" der, "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.

Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar.
İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar .
Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır, evirir çevirir, sonra; "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der.

İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.

Üçüncü defa bir semerciye gider; Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu der" benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm."

En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. "Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?" Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm."
Öğrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:
"Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim."
Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.

Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler..

Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.

Bilge sorar: "Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?"

Öğrenci: "Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık" diye cevap verir.

Bilge hoca çok kısa cevap verir: "Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bilen anlar ve o değerini bilenin yanında kıymetlidir."

Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.

Mesele kuyumcuyu bulmaktadır…

Siz siz olun, arkadaşlıkta, aşkta ve tüm ilişkilerinizde şanssızlıktan yakınmak yerine, sizin değerinizi bilen bir kuyumcunun mutlaka var olduğunu düşünerek yaşayın. O elbet sonunda sizi bulacaktır, belki de bulmuştur ! Elinizdekilere dikkatlice bakma sırası şimdi sizde…

1 Yorum Var :, D.E.V.A.M.I...

Çanta…

Ekleyen: Tarih: Oca.08, 2011, Kategorisi: Hikayeler

ÇANTA

Ön gözünde kuru yemişler, ay çekirdeği, kabak çekirdeği ve belki biraz beyaz leblebi.Hemen yanında bir paket Maltepe sigarası arka gözde bir nüfus kağıdı, İzmir belediyesinin verdiği aşevi kartı, sınır tanımayan doktorların eline tutuşturdukları ilaç karnesi, bir de tanı:Ağır depresyon.
Siyah çantanın en arka gözünde fermuarlı bir bölme.O bölmede kendi gibi derin ,siyah gözlü, uzun kirpikli kuzguni renkli saçlı, cin bakışlı bir oğlan yüzüne bakıyordu.İnsanın şimdi, bir fotoğrafın içinde, foto kamil- gölcük imzalı.
Elif güzel gözlerinden inen, artık anlamını yitirdiği yaşlarla gelen sözlerine büyük bir durulukla şunları ekledi:Bu ümit’im. En küçükleri ve en çirkinleriydi.
Altı çocuğunun dördünü depreme vermiş bir kadının neden bu kadar çığlıksız, bu kadar suskun olabildiği açıktı şimdi.
Elif Güzel yaşamıyordu.Ben ölüyümün fotoğrafı işte buydu ve böylece kazılacaktı kafamızdaki duvarlara.
Öfkenin zamanı geçeli çok olmuştur, açıklamanın zamanı geçmiştir, ah etmenin zamanı da, ağlamanın ,hatırlamanın da. Her şeyin sona ermesi budur işte.Elif Güzel’in sonu gösteren fotoğrafı.Bu son fotoğrafının içinde beni evimle çekin diyecektir Elif Güzel.Kolumuzdan tutup toprağın altına göçmüş olan evinden sağa sola fırlamış eşyaları teşhis edecektir:Bak bu kova benim, şu çekyatın kumaşı ,bu benim terliğim diyerek.
Dört çocuğunun üstüne inen o büyük betonun yanına gidecekti, o betonun ebatlarını söyleyecek, kendi kafasında bir hesap yapacak, şu kadar hafif olsaydı ellerimle kaldırırdım diyeceği normal iki araba kalınlığındaki gri katili bir kez daha, sonra, bir kez daha ve bir kez daha gösterecekti: İştebuiştebuiştebuiştebuiştebuiştebuiştebuiştebuiştebu…belleğin suskunluktan sıkıldığı ,bir sese, bir bardak çaya, kırık dökük bir anıya, yenildiği anlardan biriydi: Anne ekmeğin arasına bir şey katık et de ver.on altı on dört, on bir ve sekiz her seferinde bir sonraki kız olur düşüncesiyle doğurduğu altı evlat, en kolayı Abdurrahman’dı çabucak doğmuştu.Cemal, hep şu yokuşun başında oynardı, enkaz altında elime gelen hangisinin koluydu, hiç bu kadar soğuk olmamıştı kolları, fakirdik ama hiç bu kadar üşütmemiştik, bir hırka giy oğlum, bu yaz gecesi bu ne soğuk oğlum, bu eve kapıcı olarak girmiştik.Beş katlı iznini rüşvetle yedi kata çıkarmış o müteahhit denen katil, dört çocuğumu aldı benden, bana borçlusun, bana borcun çok büyük, ecelinle ölmek senin şansın olacak boyu devrilesice , Ümit, aa benim can oğlum misketlerin nerede, nerede ,nerede, nerede…Femuarı çekti, çantasını bir kez daha omzuna sıkıca astı, gözyaşlarını başörtüsüyle sildi Elif Güzel. Karşısındaki limon sarısı, artık kurumuş, eski bir göbek bağına dönmüş binanın ondaki anılarına boşverdi.Kendinin de anlamadığı bir şeyler mırıldanarak tekrar çadır kente doğru yürümeye başladı, yarın yine bu enkazın yanına geleceği —bir sonraki gün , sonraki gün ve hep aşikar olan bu tarihsiz yeni kimliğine diyecek bir söz bulmaksızın.Vanlı Elif Güzel olarak.Güzel Elif olarak.Ölü Elif Güzel olarak.

Bu Yazıma Yorum Yazın :, D.E.V.A.M.I...

Miras…

Ekleyen: Tarih: Kas.26, 2010, Kategorisi: Hikayeler

"İzgören Akın’a toplantıya gideceğim. Baktım genç kalma ihtimalim
 var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum.
 Tam işyerinin önüne geldik. Ankara’da Bakanlıklar. Diyelim ki. taksi parası
 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım. Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya,
 taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabılmek için bir
 ayak dışarda, inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak. Şoför, para
 üstü varmı diye aranmaya başladı.
 -Üstü kalsın kardeşim"dedim.
 Döndü bana doğru
 -Vaktin varmı ağabey? dedi.
 -Evet" dedim (tek ayağım hâlâ dışarda)

 Dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. Önde bir
 büfe var. Gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. Bana 25 kuruş uzattı. Belli
 ki para bozdurmuş.
 -Birader" dedim,"9.75 değil, 10.50 yazsa istermiydin 50
 krş.benden?"
 -Niye alacağım ağabey 50 kuruşu?
 -Peki niye gittin 25 kuruş için o kadar uğraştın. Üstü kalsın
 demiştim.
 Döndü bana, attı kolunu arkaya :
 -Vaktin varmı ağabey
 -Var
 -Çek kapıyı o zaman

 Muhabbetçi bir taksici ile karşı karşıyayız.
 5 dk.konuştuk. İngiltere’de profösüründen, bilmem kiminden
 eğitimler aldım. O taksicinin 5 dk.da öğrettiklerini, ingiliz hocalar
 haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.
 Ağabey biz Keçiören’de 5 kardeşiz. Babam rençberdi benim, günlük
 yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş
 bulamamışsa, biz eve gelişinden, yüzünden anlardık. Durumumuz hiç iyi
 olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize"Durun
 kalkmayın" derdi. Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.
 "Aha" dedim,"Bizim meslek", seminerci.

 – Ne anlatırdı baban?
 – Hayattta nasıl başarılı olunur ?
 
 O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra
 çocuklarına hayatta başarı teknikleri anlatıyor.
 -Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik
 bir çorapla pantalonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp
 "Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın" diye anlatırken, biz de
 gülerdik. Annem kızardı, "Babanızla alay etmeyin. O, hem dürüst hem de
 çalışkandır" derdi. Yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. Babaları
 birahane işletiyor, ama adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı.
 Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık. O
 amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık, çünkü bize bahşiş
 verirdi. Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye, para falan hak
 getire. Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü.
 Yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartıman, işleyen birahane, dövizler ve
 araziler bıraktı.

 -Bizim baba ne bıraktı biliyormusunuz ?
 -Ne bıraktı?
 -Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı :
 "Evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın…"falan
 filan.

 Ağabey aradan 15 yıl geçti, diğer 2 kardeş cezaevindeler, ne ev kaldı ne
 birahane. Ailesi dağıldı. Biz 5 kardeş, beşimizin Keçiören de taksi
 durağında birer taksisi var hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin
 birer dairesi var. Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki :
 "Asıl mirası bizim baba bırakmış."
 Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri,
 taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık. Her şeyimiz var Allah’a
 şükür.
 Çok duygulandım,veda ettim, tam ineceğim :

 -Dur ağabey, asıl bomba şimdi.
 -Nedir bomban ?
 -Nerede oturuyoruz biliyormusun? O iki kardeşin oturduğu 5
 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz.

Evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir
 miras. Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da
 evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.
"
 A. Şerif İzgören
 
 
 
Evladınıza miras olarak mal degil ,sadece bazı degerleri bırakın onlara
 yeter….

1 Yorum Var :, D.E.V.A.M.I...

İndirim…

Ekleyen: Tarih: Kas.23, 2010, Kategorisi: Hikayeler

 

   Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir
   çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor
   ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir
   dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk
   vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı.
   Hem de güçlükle..
   
   Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt
   kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu.
   
   Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet
   öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı
   fırlayıp:
   
   – Küçükk!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller
   bir harika!.
   
   Çocuk, ona dönerek:
   
   – Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım
   doğuştan eksik.
   
   – Bence önemli değil!. diye, atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan
   yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da imânı.
   
   Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:
   
   – Keşke imanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.
   
   Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:
   
   – Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?
   
   – Çok basit!. dedi, adam. Eğer imanımız yoksa, cennete giremeyiz. Ama
   ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hatta
   sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükafat görecekler…
   
   Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar,
   hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işaret ederek:
   
   – Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?
   
   Çocuk, başını yanlara sallayıp:
   
   – Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!.
   
   – İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20
   liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.
   
   Çocuk biraz düşünüp:
   
   – Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?
   
   – Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa
   satarım.
   
   Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:
   
   – Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu.
   
   ? İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.
   
   ? Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5
   lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım
   gitti!.
   
   Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerdeki
   raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı
   çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını
   giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek
   
   – Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.
   
   – Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere.
   Eski bir ayakkabı, para eder mi?
   
   – Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan
   haberin yok her halde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu
   yüzden ayakkabın, bence en az 30- 40 lira eder.
   
   Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları, üzerinden atabilmiş değildi.
   Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın,
   heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten
   sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:
   
   – Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!..
   
   Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu.
   Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa,
   böyle bir mutluluğu bulamazdı.
   
   Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç
   duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:
   
   – Babam haklıymış!. dedi. Sakat olduğum için, üzülmeme hiç gerek yok!.?
   demişti..

Bu Yazıma Yorum Yazın :, D.E.V.A.M.I...

Herkes Soyuna Çeker…

Ekleyen: Tarih: Eki.08, 2010, Kategorisi: Hikayeler

HERKES SOYUNA ÇEKER

Bir padişah Hızır’ı görmek istiyordu.Bir gün bunun için tellallar çağırttı."Kim bana Hızır’ı gösterirse onu armağanlara boğacağım" dedi.Birçok oğlu uşağı olan fakir bir adam bu işe talip oldu.Karısına dedi ki: "Hanım ben padişaha Hızır’ı bulacağımı söyleyip ondan kırk gün müsade alacağım.Bu kırk gün için padişahtan size ömrünüz boyunca yetecek yiyecek, içecek ve para alırım.

Kırk günün sonunda Hızır’ı bulamayacağım için benim kelle gider, ama siz rahat olursunuz".

Adamın karısı kanaatkar biriydi "Efendi biz nasıl olsa alıştık böyle kıt kanaat geçinmeye,bundan sonra da idare ederiz.Vazgeç bu tehlikeli işten" dedi ama adam kafaya koymuştu.Padişaha gidip Hızır’ı bulacağını söyledi.Bunun için kırk gün izin istedi Hızır’ı bulmak için koşuşturacağı kırk gün zarfında ailesinin geçimi için sarayın ambarından tonlarca yiyecek, içecek ve nakit para aldı.Bunları evine teslim edip kırk gün ortalıktan kayboldu.Kırk günün bitiminde padişahın huzuruna çıkıp herşeyi itiraf etti: ‘Benim aslında Hızır’ı falan bulacağım yoktu.Ailece sıkıntı çekiyorduk,"Hızır’ı bulacağım diye sizden dünyalık almak istedim" dedi.Padişah buna çok kızdı: "Padişahı kandırmanın cezasını hayatınla ödeyeceğini hiç düşünmedin mi?" diye bağırdı.Adam da her şeyi göze aldığını söyledi.Bunun üzerine padişah yanında bulunan üç veziriyle görüş alış verişinde bulundu.Birinci vezire sordu:

– Padişahı kandıran bu adama ne ceza verelim?
– Efendimiz, bu adamın boğazını keselim, etini parçalayıp çengellere asalım.

Bu sırada peyda olan, nurani, ak sakallı bir ihtiyar I.vezirin sözleri üzerine söyle dedi: Küllü şeyin yerciu ila asıhı"

Padişah ikinci vezirine sordu:

– Bu adama ne ceza verelim?

– Hükümdarım bu adamın derisini yüzüp içine saman dolduralım.

Biraz önce ansızın ortaya çıkan ihtiyar yine "Küllü şeyin yerciu ila aslını" dedi.

Padişah üçüncü vezire sordu:

– Ey vezirim sen ne dersin, beni kandıran bu adama ne ceza verelim?

– Padişahım bana göre, bu adamı affedin Size yakışan, sizden beklenen budur.Bu adam önemli bir suç isledi ama sanıldığı kadar da kötü biri değil.Çünkü çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar da iyi yürekli.

Nurani ihtiyar yine söze karıştı: "Küllü şeyin yerciu ila asıhı"

Bu defa padişah o yaşlı zata yöneldi:

– Sen kimsin? İkide bir tekrarladığın o laf ne demektir?

ihtiyar cevap verdi:

– Senin birinci vezirinin babası kasaptı Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bahsetti.Yani aslını gösterdi.İkinci vezirin babası yorgancı idi.Yorgan yastık, yatak yüzlerine yün, pamuk vb doldururdu O da babasına çekti.

Üçüncü vezirin ise babası da vezirdi O da soyuna çekti, büyüklüğünü gösterdi Benim söylediğim söz "Herkes aslına çeker" demektir.Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) işte vezir, Hızır istersen (kendini göstererek) işte Hızır, bu adamı mahcup etmemek için sana göründüm, dedi ve kayboldu.

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Arkadaş mı,Dost mu?

Ekleyen: Tarih: Haz.15, 2010, Kategorisi: Hikayeler

ARKADAŞ MI,DOST MU?

Baba ve oğul konuşuyorlarmış. Babası oğluna sormuş, "Senin kaç tane dostun var?"

Oğlan cevap vermiş: "Ohooo yüzlerce…"

Babası oğluna açıklamış.
 
"Bak oğlum" demiş insanın bir sürü arkadaşı olabilir ama yüzlerce dostu olamaz. Dost dediğin diğer arkadaşlara benzemez. İnsanın hayatı boyunca ancak 1 ya da 2 tane dostu olabilir.
 
Oğlan saçma demiş. Benim bir sürü dostum var ve hepsi beni sever ve her zaman bana yardıma koşacaklarına eminim.
 
Öyle mi demiş babası? O zaman gel seninle bir test yapalım.
 
Adam birkac tane tavuk kesmis ve başka birkaç ıvır zıvır’la birlikte bir çuvala doldurmuş. Çuval’dan kanlar akıyormuş. Şimdi git demiş bu çuvalı arkadaşlarına götür ve onlardan yardm iste. Çuvalı birlikte bir yerlere gömün.
 
Çocuk çıkmış yola, bir arkadaşının kapısını çalmış, arkadaşı elindeki kanlı çuvalı görünce çocuğun yüzüne kapıyı kapatmış, başka arkadaşları bir daha onlarla konuşmamalarını görüşmemelerini rica etmişler, çünkü hepsi çuvalın içinde bir ceset olduğunu sanmış.
 
Oğlan yüzü allak bullak babasına dönmüş olanları anlatmış. Babası demiş; "İşte senin arkadaşlarının dostluğu bu kadar. Şimdi al bu çuvalı
benim dostuma götür."
 
Oğlan tekrar sırtlamış çuvalı düşmüş yola. Babasının dostu kapıyı açıp, oğlanı ter içinde, elinde kanlı bir çuvalla görür görmez etrafa şöyle bir bakmış ve hemen almış içeriye. Sen Ahmet’in oğlusun değil mi demiş? Evet demiş çocuk. Ver elindekini diyerek çuvalı almış. Arka bahçeye çıkarmış, arka bahçede bir çukur kazıp çuvalı gömmüş. Çocuğa su ikram etmiş. Bu arada yetmemiş, gömdüğü yer belli olmasın diye sarımsak ekmiş oraya.
 
Çocuk ben artık gideyim demiş. Adam da babana söyle sarımsak tarlasına gözüm gibi bakıyorum demiş.
 
Çocuk gitmiş babasına durumu anlatmış, gerçekten senin dostun varmış benim ise sadece sıradan arkadaşlarım demiş. Yooo bitmedi demiş babası, şimdi tekrar git dostumun kapısını çal ve açar açmaz yüzüne okkalı bir tokat yapıştır. Çocuk olur mu hiç öyle şey demiş. Olur olur, ancak o zaman anlayacaksın dostluğun ne demek olduğunu.
 
Çocuk çaresiz utana sıkıla tekrar düşmüş yola. Kapıyı çalmış. Babasının dostu kapıya çıkar çıkmaz da babamın size iletmek istediği bir şey var demiş. Nedir o demeye kalmadan çocuk okkalı bir tokat yapıştırmış babasının dostunun suratına. Üzülmüş bir yandan da nasıl vurdum diye.
 
Babasının dostu demiş ki, benim de babana iletmek istediğim bir şey var… Söyle o babana "biz bir tokata satmayız koskoca sarımsak tarlasını" demiş!
 
İşte böyle. Çocuk o zaman anlamış dostluğun değerini ve babasının yüzlerce arkadaşın olacağına bir dostun olsun yeter derken ne demek istediğini…
 
Sen Gülerken yanındakiler de güler,
Ama ağlarken yalnız ağlarsın,
Onun için öyle bir ağaca yaslan ki,
Asla yıkılmasın.
Öyle bir dost edin ki,
Asla bırakmasın.

3 Yorum Var :, D.E.V.A.M.I...

Site içinde Arama

Aşağıdaki Kutudan Site içi Arama Yapabilirsiniz.

Aradığınızı Bulacağınız için Aramaya gerek kalmayacak :)))

Tavsiye Ettiğim Siteler!

Beğendiğim Siteleri Sizlere Tavsiye Ediyorum...