Archive for Nisan, 2011

Ruhumuzla Buluşmak…

Ekleyen: Tarih: Nis.28, 2011, Kategorisi: Ustalardan Yazılar...

Ruhumuzla Buluşmak

 Meksika’da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.

 Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyor ve sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.

 Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor; “hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik? “

 Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki; “çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetismesini bekledik…”

 Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve “niye” ile başlayan daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor İnkalar’ın yaşlı torunu.

 Çünkü bu aptal hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. Çocuğunu kaybeden annelerin çılgınlığında bir sağa bir sola saldırıyoruz hepimiz, ama bir farkla, biz neyi aradığımızı bile bilmiyoruz… Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki cok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız.

 Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremiz de kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hic kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur. Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki?

 Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim… İşte bu yüzden icimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz. İşte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp,çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz… Gerçekte hIz çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe , ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte!

 Bence doğanın kara bir laneti bu. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor. Milan Kundera “yavaşlık” adlı kitabında; ”yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur” diyor.

 Telefon hızlılık mesela, konusulanları, söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Ben kendi adıma her zaman yavaşlıktan yanayım. Mesela uçaklardan hiç hoşlanmam, yeni bir şehre, yeni bir iklime hazırlanmaya, hatta hayal kurmaya bile vakit bırakmıyor bana ”Küt” diye başka bir hayatın içine giriveriyorum. Ve en kötüsü de dönüşler, daha ayrılığın hüznünü bile yaşamadan İstanbul’da olmak sahiden de cok tatsız. Tabii ki ruhumun beni terk edip oralarda kalması da cok normal. Oysa trenler karanlık geceyi yırtan keskin düdüğü, uykuda olanlara yolculuk düşleri gösteren kara trenler… Dağları bölen, nehirlerle yarışan, köprülerden geçen, agaçları selamlayan, cocuklara el sallayan, güne bakanlara göz süzen, geçmişin hüznünü, geleceğin umudunu yaşatan, yolcularına yepyeni dostluklar hazırlayan kara trenler var bir de.

 Uçak değil, tren olmak istiyorum. Böylece ruhum benden hiç ayrılmaz. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var?

 Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş…
Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, basarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda…

Can DÜNDAR

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

HAFTANIN KONUSU…

Ekleyen: Tarih: Nis.27, 2011, Kategorisi: AYIN KONUSU

Bu hafta töre cinayetlerine değinmek istedik.Özellikle kadınlar üzerinde uygulanan baskı ve eziyeti vurgulamanızı istiyoruz!

Sözlerin Sultanı

2 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Kendimi Kabe’ne Asacağım Huuuu!

Ekleyen: Tarih: Nis.24, 2011, Kategorisi: Orhan Afacan Şiirleri...

KENDİMİ KABE’NE ASACAĞIM HUUUU!

Lebbeyk,lebbeyl dedim uıydum emrine
Misafir olarak geldim Kabe’ne
Ümit,şüphe,korku doldu kalbime
Affetmezsen ben ne yapacağım Hu..!
Kendimi Kabe’ne asçsğım Hu..!

Aldanıp dünyanın zevkle,süsüne
Bulaştım günahın her türlüsüne.
Sarıldım Kabe’nin bak örtüsüne
Affetmezsen ben ne yapacağım Hu..’! ! !
Kendimi Kabe’ne asacağımHü..! !

Olmasın ateşe odun bu beden.
Dönmeyeceğim Hu.. artık tövbeden.
Affın için geldim Gaziemir’den.
Affetmezsen be ne yapacağım Hu..!

Kurtarırım belki kendi postumu…
Anamı,babamı,eşle dostumu
Komşularımla,çoluk çocuğumu
Affetmezsen ben ne yapacağım Hu…!
Kendimi Kabe’ne asağım Hu…!


Orhan Afacan 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Mutluluk Söz Verdi/Orhan Afacan(Güfte)…

Ekleyen: Tarih: Nis.24, 2011, Kategorisi: Şarkı Sözleri..., Video/Klipler

mutluluk söz verdi | izlesene.com

Değerli üyelerimizden ORHAN AFACAN’a bu güzel güfte için teşekkür ediyoruz…Sözlerin Sultanı

Videoları izlerken site müziğini sağda sarı yazıların altındaki müzik panelinden kapatınız!

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Milletvekili Olmayacağım…

Ekleyen: Tarih: Nis.24, 2011, Kategorisi: Serdar Beki Köşe Yazıları...

Milletvekili Olmayacağım

Aday adaylığı süzgecinden kırk takla atarak geçip, lider beğenisiyle aday olacağım. Dağ, taş olan memleketime deniz getireceğim yalanı, her oy verene bir kadro zırvalığı, destek veren her iş adamına iş, akçeli dayanışma sözü… Başı sonu olmayan vaatlerle, hasbelkader seçileceğim. Ve çıkıp milletin teveccühü diye, şişen pazılarımı göstereceğim…
Yok, Yok! Kusur kalsın.
Alacağım Üç kuruşluk maaşı… Merkezden, ilçelerden, köylerden gelen seçmenlere çay, çorba, konaklama gideri olarak harcayacağım halde, Ayaklı gazetelerin (dedikoducular), diline düşeceğim. Sessiz kurşunların, ”göz değmelerin” hedefi haline geleceğim… TBMM lokantasında ucuz yemeklerimle, herkesin iştahını kabartacağım…
Yok, Yok! Kusur kalsın.
Liderimin bir lafına bakacak, koskoca 4 yılım olacak ki, hazır ol vaziyetim kusursuz olsun. Genel kurulda, tek tip kıyafetimle ayrıcalıksız kalacağım, sağ elim her daim yukarı aşağı kalkacak. Okullu yıllar, Askerliğimin bir bölümü hep sıkmıştır beni, tekrarı gıcık yapar…
Yok, Yok! Kusur kalsın.
İki süslü cümle edeceğim diye 2-3 dakikalık konuşma için, günlerce ayna karşısında kendimi eğiteceğim, her türlü şaklabanlık eşliğinde. Kürsüye çıkmak için yapmayacağım yalakalık kalmayacak. Neymiş; Meclis TV’ye çıkacağım, işte bende konuştum diye etrafa rüzgâr-fırtına atacağım…
Yok, Yok! Kusur kalsın.
Ankara yolculuğumda yâda Ankara’dan kaçışlarımda, VIP yolcusu olarak biznes class ta uçacağım. Portakal suyu içe içe yolculuk yapacağım
Hani bildiğimiz meyve suyu, beni özel, önemli kişi kılacak ya! Arka sırada oturan vatandaşı, benden küçük gösteren ön koltuk…
Yok, Yok! Kusur kalsın.
Yatıp kalkacağım aradan 4 yıl geçecek, liderim beni aday göstermeyecek, zaten ben istemedim yalanının arkasına sığınacağım. Küfür yemeyen Aile bireyim kalmayacak. Vekillik bitince, hiçbir baltaya sap olmayarak, emekli maaş ile okey masasında nargile tüttüreceğim…
Yok, Yok! Kusur kalsın.
Asil kalmak, vekil olmaktan daha evladır. Siz siz olun, bir gün sizi azledecek halktan olmaya devam edin.
Yani; “Sel Gider, Kum Kalır”

“”    “”   “”
Başkan Olmalıyım

Sıralanmış seçim, seçilme vaatleriyle değil! Sırf siyaset yapmak için, siyaset değil! Merkeze dayalı baskı dayatmaları ile değil! Bunun adamı, şunun yamağı değil! Asıl olan, Halk konseyi kararları ile… Deniz getirilemeyecek kadar şeffaf-akılcı… Ne yalan vaatler, ne kadro, ne kayırma… Oğluma iş, aş! Balık ısmarlama vampirliği… Daha zengin, daha kaliteli bir yaşam için, bir kürekte benden, yeme yerine… Balık tutmaya öğrenci olan her bireyle bir olup…
Memleketim için
“Başkan Olmalıyım”.
Gıptayla baktığım, yaşayarak ezber ettiğim… Metropol illerden aldığım hizmet ilhamı ile “doyduğum” kente değil, “doğduğum” kente “Başkan olmalıyım”. Sosyal yoksunluğa, Alt yapı fukaralığına, Yeşilken çöl gebeliğine, Çözülmeyene bir kördüğümde benden çabası değil, Çözülmesi mümkün, elzem olana ivedilikle bir el atmak için…
Memleketim için,
“Başkan Olmalıyım”.
Yaşanılacak yaşanmışlıklara bir set çekip, keyif kedere hadi oradan deyip, Ahmet’in külahını Mehmet’in kafasına takan siyaset tacirlerine karşı! İmkânların tavan yaptığı dönemlerde, hizmeti beceriksizliğe dönüştürenlere karşı! Memleketimin gelişimini hak olarak görmeyenleri kınadığım ve tarihin sorgulamasını beklemeden…
Memleketim için
“Başkan Olmalıyım”
Her şey hayalperestlikten uzak, gerçek için!
Her şey vaatsiz geleceği olan Bingöl için!

Kaleme aldığım bu yazımı; İlime, güzeller güzeli memleketim ”Bingöl”’e Hizmet edeceğine emin olduğum,
“ Ş İ M D İ L İ K” ismi bende saklı Memleket sevdalısına atfen yazdım.

Serdar Beki/www.serdarbeki.com

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Bir Kadın Gittiğinde…

Ekleyen: Tarih: Nis.23, 2011, Kategorisi: Alıntılar

Kadınlar gittiklerinde arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar.
Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde ‘yetim-öksüz’ kalan çok olur:
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler…
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.
Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.
Sık sık boynunu büker ’sarıkız’.
O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.
Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz.
Bir kadın gittiğinde…
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci.. .
Bir anne gider…
Bir dost…
Bir arkadaş…
Bir sevgili…
Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde.
Hep böyle olur bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar, dualar yetim kalır.
Kapı eşiğindeki ‘Dikkat et…’ duyulmaz, annesi gitmiştir ‘geç kalma’nın.
Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.
Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında.
Ve bir kadın gittiğinde pek çok ‘yetim’ bırakmıştır arkasında
.

2 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Direniyorum/Rafet El Roman…

Ekleyen: Tarih: Nis.22, 2011, Kategorisi: Video/Klipler

rafet el roman – direniyorum / yeni klip | izlesene.com

Video klipleri izlerken site müziğini sağda sarı yazıların altındaki müzik panelinden kapatınız!

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Sen Gideli Kaç Saat Oldu…

Ekleyen: Tarih: Nis.21, 2011, Kategorisi: Alıntılar

Sen gideli kaç saat oldu? Kaç gün geçti, kaç hafta..? Saymadım.. Bana yüzyıllar …geçmiş gibi geliyor. Son anda sen giderken gözlerinin buğusunu bıraktın.. Şimdi sis içinde bütün dünya. Çiçekler gözyaşlarımı içti, sen onları kırağı sanırsın, çiy sanırsın.. Oysa hepsi benim gözyaşlarımla ıslak..

Sevgilim özlüyorum seni.. Bir balta indirildi, içimden bir ağaç köküyle devrildi. Gözlerimden akan yaştan belli değil mi, içim kanıyor. Özlem bir bulut gibi sarıyor beni, kuşatıyor . Seni sevmek bir sonsuzluk gibi büyüyor içimde. Haftanın her gününe, geçen her saate senin adını verdim. Senin adınla başlıyor mevsimler, yıllar sen varsan içinde, geçerli…

Özlem bir yağmur gibi yağıyor üstüme. Damlalar yüreğime vuruyor. Gecenin karanlığında bir başınayım. Uykularım bölük pörçük. Bütün rüyalarımda sen.. gözlerim kapanır kapanmaz gözlerin yaklaşıyor. Sonra bir rüzgar alıp seni, benden uzaklara götürüyor.

Geceler boyu sabahlayıp uğruna, boşluğa düştüğüm sevdiğim, bir tanem, gözbebeğim.. Yüreğimden mühürlendim sana.. Şiirler havalanıyor kuşlar gibi, şarkılar ağlıyor yokluğuna.. Sevgilim hayatı sende buldum ben, tükenirsem sen tüketirsin beni.

Yoksun, gittin, tek başına koydun… Bu nasıl bir özlemdir, kendi gövdem ateşten bir gömlek.. yanıyorum.. Yetti artık, yetiş n’olur dayanamıyorum.

Alıntı

2 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Acıdaki Hikmeti Görebilmek…

Ekleyen: Tarih: Nis.19, 2011, Kategorisi: Hikayeler

 

 

 ACIDAKİ HİKMETİ GÖREBİLMEK

Yaşlı kadın, bir antika dükkanından aldığı yüzyıllık fincanı özenle salon vitrinine yerleştirdi. Fincanın biçimi, üzerindeki işlemeler, renkler onun bir sanat eseri olduğunu söylüyordu. Ödediği fiyatı hatırladı; hayır, hiç de pahalıya almamıştı.
 Hayranlıkla fincanı seyretmeye devam etti. Derken, birden fincan dile geldi ve kadına şöyle dedi;
 "Bana hayranlıkla baktığının farkındayım. Ama bilmelisin ki, ben hep böyle değildim. Yaşadığım sıkıntılar beni bu hale getirdi.
 Kadın şimdi hayret içindeydi. Önündeki kahve fincanı konuşuyordu!
 Kekeleyerek: "Nasıl? Anlayamadım?" diyebildi yaşlı kadın.
 "Demek istiyorum ki, ben bir zamanlar çamurdan ibarettim ve bir sanatkâr geldi. Beni eline aldı, ezdi, dövdü, yoğurdu. Çektiğim sıkıntılara dayanamayıp:
 "Yeter! Lütfen dur artık!" diye bağırmak zorunda kaldım.
Ama usta sadece gülümsedi ve; "Daha değil!" diye cevapladı beni.
"Sonra beni alıp bir tahtanın üzerine koydu. Burada döndüm, döndüm, döndüm. Döndükçe başım da döndü. Sonunda yine haykırdım:
"Lütfen beni bu şeyin üzerinden kurtar. Artık dönmek istemiyorum!"
Ama usta bana bakıp gülümsüyordu:
 "Henüz değil!"
 "Derken beni aldı ve fırına koydu. Kapıyı kapayıp ısıyı arttırdı. Onu şimdi fırının penceresinden görebiliyordum. Fırın gitgide ısınıyordu. Aklımdan şöyle geçiyordu: Beni yakarak öldürecek"
Fırının duvarlarına vurmaya başladım. Bir taraftan da bağırıyordum:
"Usta usta! Lütfen izin ver buradan çıkayım!"
"Pencereden onun yüzünü görebiliyordum. Hala gülümsüyor ve "Daha değil!" diyordu.
 "Bir saat kadar sonra, fırını açtı ve beni çıkardı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum, fırının yakıcı sıcaklığından kurtulmuştum. Beni masanın üstüne koydu ve biraz boyayla bir fırça getirdi.
 "Boyalı fırçayla bana hafif hafif dokunmaya başladı. Fırça her tarafımda geziniyor ve bu arada ben gıdıklanıyordum.
 "Lütfen usta! Yapma, gıdıklanıyorum!" dedim. Onun cevabı ise aynıydı: "Henüz değil!"
 "Sonra beni nazikçe tutup yine fırına doğru yürümeye başladı. Korkudan ölecektim. "Hayır! Beni yine fırına sokma, lütfeeen!" diye bağırdım.
 Fırını açıp beni içeri iteleyip kapağı kapattı. Isıyı bir öncekinin iki katına çıkardı. "Bu sefer beni gerçekten yakıp kavuracak!" diye düşündüm. Pencereden bakıp ona yine yalvardım, ama o yine "Daha değil!" diyordu. Ancak bu defa ustanın yanaklarından bir damla gözyaşının yuvarlandığını gördüm.
 "Tam son nefesimi vermek üzere olduğumu düşünüyordum ki, kapak açıldı ve ustanın nazik eli beni çekip dışarı çıkardı. Derin bir nefes aldım, hasret kaldığım serinliğe kavuşmuştum. Beni yüksekçe bir rafa koydu ve usta şöyle dedi:
 "Şimdi tam istediğim gibi oldun. Kendine bir bakmak ister misin?"
Ona "Evet" dedim.
 Bir ayna getirip önüme koydu. Gördüğüme inanamıyordum. Aynaya tekrar tekrar baktım ve "Bu ben değilim. Ben sadece bir çamur parçasıydım."
"Evet bu sensin!" dedi usta. Senin acı ve sıkıntı diye gördüğün şeyler sayesinde böyle mükemmel bir fincan haline geldin.
Eğer seni bir çamur parçası iken üzerinde çalışmasaydım, kuruyup gidecektin.
Döner tezgahın üstüne koymasaydım, ufalanıp toz olacaktın.
Sıcak fırına sokmasaydım, çatlayacaktın.
Boyamasaydım, hayatında renk olmayacaktı.
Ama sana asıl güç ve kuvveti veren ikinci fırın oldu.
Şimdi arzu ettiğim her şey var üzerinde."
 Ve ben kahve fincanı, şu sözlerin ağzımdan çıktığını hayretle fark ettim:
 "Ustam! Sana güvenmediğim için beni affet!
 Bana zarar vereceğini düşündüm.
Beni benden fazla sevip iyilik yapacağını fark edemedim.
Bakışım kısaydı, ama şimdi beni harika bir sanat eseri yaptığını görüyorum.
Benim sıkıntı ve acı diye gördüğüm şeyleri bana verdiğin için teşekkür ederim…
Teşekkür ederim."        

* * * * * *

Usta fincanı, Yaratıcı insanı şekillendirir.
Yeter ki acı da ki hikmeti görelim.
Kahrın da hoş, lûtfun da hoş demesini bir öğrenebilsek…
Alıntı: Sait Çamlıca-Eğitimci/Yazar

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Huriye,Nuriye ve Dürüye…

Ekleyen: Tarih: Nis.18, 2011, Kategorisi: Fıkralar...

Huriye,Nuriye veDüriye :

Huriye, Nuriye ve Düriye 75-80 yaşlarında, çok eski ü…ç arkadaştır.
Bir gün Huriye, Nuriye’ye telefon eder ve Düriye ye gitmeye karar verirler.
Biraz muhabbetten sonra Düriye kahve yapar ve içerler.
Biraz sonra Düriye yine ay kusura bakmayın unuttum, birer kahve yapayım da içelim der.
Huriye ve Nuriye birşey demezler ve içerler. Aradan biraz zaman geçer.
Düriye yine size bir kahve bile yapmadım hemen yapayımda içelim der ve yapar getirir.
Bizimkilerde yine itiraz yok.
Akşama doğru Huriye ve Nuriye kalkarlar, yola düşerler.
Yolda bastonları ile yavaş yavaş yürürken aralarında şu konuşma geçer;
Huriye :
– Kız Nuriye, gördün mü Düriye yi..!!! Ne kadar pinti olmuş.
Bize bir kahve bile ikram etmedi.
Nuriye : Kıızzz Düriye yi ne zaman gördün ??

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Bir Gün…

Ekleyen: Tarih: Nis.15, 2011, Kategorisi: Elvin Hülya Ç.Şiirleri

BİR GÜN

Vazgeçilmez olduğunu düşündüğün anlarında,
senden vazgeçirecek biri çıkar birgün…
Kendini onun karşısında
atlastan kumaş zannettiğinde
bir çul değerinde olduğunu
anlarsın bir gün…
Ona türlü eziyeti layık gördüğünde,
duygularını yerlerde sürüdüğünde,
Süründüğünün farkına varırsın birgün…
Ona vereceğin değeri dirhemle ölçerken
çakıl taşlarına layık gördüğün sevgiyi,
elmaslara boğanların var olabileceğini
görürsün bir gün…
Bir çift güzel sözü ondan esirgeyip,
sırf seni seviyor diye,
acı çektirmek ister gibi,
başka gönüllere bol keseden döktüğünde,
onun yüreğine sevda şiirlerini gönlüyle dizeni,
sen satırlardan okursun bir gün…
Ne kadar sürer bıraktığın yalnızlık,
ne kadar kalır kozasında acılar?
Onu kelebeğe dönüştürecek zaman gelir birgün…
O kelebek,tek gün yaşamayı göze alır,
gönlünde ölür o sevdanın
ve orada kalır,
ardından bakakalırsın birgün…

Elvin Hülya Ç.
15 Nisan 2011/05:07

2 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Aşk…

Ekleyen: Tarih: Nis.15, 2011, Kategorisi: Ustalardan Yazılar...

 

” Aşk ”

Hani biriyle tanışırsın, çevrende görmeye alıştığın insanlardan çok farklı biri….
Öyle biri ki her şeyi bambaşka bir gözle görür ve seni de bakış açını değiştirmeye yöneltir.
Dünyaya onun gözleriyle bakmaya başlarsın. İçine ve dışına da. Etkilenirsin….
Etkilenmek ne kelime, büyüsüne kapılırsın.
Gene de ilk başlarda araya bir mesafe koyabileceğini,
yüreğini kontrol altında tutabileceğini zannedersin.
Oysa rüzgâr sandığın fırtınadır.
Sınır sandığın yer oynak ve kaygan bir zemindir.
Bir bakmışsın, farkında bile olmadan açılmış, karadan uzaklaşmışsın.
Okyanusun tam ortasındasın…

Elif Şafak

2 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Ezber Bozan Liste “Değişim”…

Ekleyen: Tarih: Nis.15, 2011, Kategorisi: Serdar Beki Köşe Yazıları...

 

Ezber Bozan Liste “Değişim”

Bu Seçim, Cumhuriyet Tarihinin En Önemli Seçimi Olacaktır”
Türkiye seçimini yapıyor. Asalak muamelesi yapanlara, hayır diyor… Ergenekon ile sıradan vatandaş yarışıyor! Genç nüfus, hiçe sayılmaya dur diyor. İçimizde dolaşan çürükleri ayıklıyor. Seçim zamanı-değişim zamanı. Hem de bağıra bağıra! Seçiyor.

Değişim, susamışlığı ile ortada, gün beyan… Tüm kurumlar değişim ayarında! Statükoyu kınından çıkmış kılıç olarak görenler, Hangi yöne yürüyeceğini şaşırmışlardır. Ulusal yaşanmışlıklara bakınca, değişim şartı aşikâr. Kutuplaşmalara meydan vermeyecek aklıselimler, Artık, varlık göstermeli…

Değişim silsilesi, AK Partinin eseridir. Seversiniz, sevmezsiniz,  Desteklersiniz, desteklemezsiniz… Doğru tektir!  Geçmişten hatırlarız ki, değişimlere kapalıydık… Şimdilerde uyandık. Gün-aydınlandık. Çıraklık, kalfalık, ustalık devri geçti… Amenna. Zaman “ehil” olana destek zamanı Yani, zaman! Top yekûn değişim zamanı. Derken…

Karşımıza öyle bir aday tablosu çıktı ki;  Bingöl için değişim, askıda kalabilir.
Aslında gidenler, sizi hayal kırıklığına uğratmıyor. Sadece siz, yanlış insanlar üzerinde hayal kuruyorsunuz. Gelenler, gidenleri arattırır mı?  Doğrusu arattırdığı, tarihle aşikâr. Getirecekleri ile götürecekleri terazide denk olsa…  Amenna!  Ya tersi olsa… Vay halimize, Vay!

Birçok senaryolar yazıldı, çizildi Cevdet yılmaz, Antep-Urfa adayı oldu Kazım Ataoğlu, İkinci sıraya oturtuldu Yusuf Coşkun, bir vardı bir yoktu. Merkezde Turan Bozgan, listenin başına geçti. Genç’te Enver Fehmioğlu, 2. sıradaydı hep. Kuzey ilçesinde ise Abdulhakim Koçin, Ercan Arslan vardı. Tutmadı, zaten bu güne dek hiçte tutmamıştı.

“Cevdet Yılmaz” “Eşref Taş” “Şahin Bingöl” Üçlüsü Aday oldu. Ak Parti Yönetimi, Senarist siyasilerin, Ayaklı gazetelerin, ezberini bozdu. Tabi ki; bu ezberle, başka bir ezberin iştahı kabarmazsa! Bu liste ile Ak Parti Bingöl’den beklediği Oyu alamayabilir

Buda Bağımsız aday, “İdris Baluken’i” İştahlandıracak. Ak Parti Bingöl’ü Şampiyon İlan edecekse, tekerrürden! Seçim startını, Bingöl’den vermeli, Dışarıdan takviye ile sıkı bir çalışma yapmalıdır. Liste sıralaması ile ters köşe olanlar, küs olacaksa ki küsler.
Ak Parti için, zor bir seçim olacak Bingöl’de. Bir Olmazsa olmaz, hâsıl olmuştur ki;

“Kazım Ataoğlu” ve “Fevzi Berdibek’in” desteği olmadan… Ak Parti, 3 vekili rüya olarak görebilir.  Ak Parti Genel Başkanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Gönül alarak, çalışmaları yönünde… Kazım Ataoğlu ve Fevzi Berdibek’i canla başla,  Çalışmaları hususunda, Razı etmelidir.

Mamafih, olmaya ki;
Gitme zamanı gelmişse, “Dur!” demenin…
Zaman geçmişse, “Dön!” demenin hiçbir anlamı olmayacaktır.

Serdar Beki

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Yorumlar!

Ekleyen: Tarih: Nis.14, 2011, Kategorisi: Duyurular!

Sevgili Dostlar,

Yorumları yazıların altında "Bu Yazıma Yorum Yazın"kısmından okuyabilirsiniz.

Üyelerimizin çok değerli yorumları mevcut,okunmaya değer…Bilgilerinize…

Elvin Hülya Ç.

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...


Site içinde Arama

Aşağıdaki Kutudan Site içi Arama Yapabilirsiniz.

Aradığınızı Bulacağınız için Aramaya gerek kalmayacak :)))

Tavsiye Ettiğim Siteler!

Beğendiğim Siteleri Sizlere Tavsiye Ediyorum...