Archive for Ocak, 2011


Ey Sevgili…

Ekleyen: Tarih: Oca.29, 2011, Kategorisi: Alıntılar

Sevgili!..

Her seher vakti, çiğ damlaları ile ürpererek uyanan kan kırmızısı güller, dönmedin diye, zemherilerde üşüyen kardelenler gibi boyun büktüler….

Sevgili!..

Hani, umut güvercinleri salmıştık ya, vuslat semalarına. Yıllar geçti, hâlâ dönmediler…
Gözbebeklerinden öptüğümüz kumrular küstü sevdalara, gittiğin günden beri sustu dilleri, nağmeler söylemediler.

Sevgili!..

Güvertesine, sevgi gülleri bıraktığımız sevda gemileri vardı ya, alabora oldular hasret fırtınalarıyla, dibe çöktüler…

Sevgili!..

Binbir heyecanın yeşerdiği gönül bahçemize, yarın fideleri ekmiştik hatırlar mısın? Yokluğunda, yağmayı unuttu kırk ikindiler, kuru bir yaprağa döndüler…

Sevgili!..

Her seher vakti, çiğ damlaları ile ürpererek uyanan kan kırmızısı güller, dönmedin diye, zemherilerde üşüyen kardelenler gibi boyun büktüler….

Ey Sevgili!..

Sensiz kalalı, hep hüzünler döküldü kirpiklerimden, ısınmadı içim, meltemler bile yüreğimi üşüttüler…

Alıntı

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Senden Sonrası…

Ekleyen: Tarih: Oca.29, 2011, Kategorisi: Sizlerden Yazılar...

Senden sonrasıni nasıl anlatmalı nasıl yaşamalı , bir bile bilsem….
Yollarımı kaybettim ardından,
O yolların çıktığı kapıları ; Oysa hayatın başında ne güzel yollarım vardı.. Her biri ayrı ayrı kapılara çıkıyordu.
Sevgi kapısıni açacak kalbim vardı; senin sevginle beslenen..
Aşk kapısı oysa; anahtarını senin verdiğin sevgiyle açacaktım,..
mutluluk kapısı
ve diğerleri,, her birini teker teker kaybettim..Senden sonra,
ozlem kavurdu her tarafı  Kalbim buz kesti, senden sonra
sevgi bana yabancı,
aşk bana yabancı,
mutluluk bana yabancı….
Senden sonra neyi yaşayacağımı karıştırdım. Anahtarlar hangi cebimde yada nerede kaybettim bilemiyorum..
Biliyormusun senden sonra korkar oldum, mutlu olmaktan , yada aşkı tatmaktan..
Oysa ne güzel hayallerim vardı. Senden sonra hayaller bir kuş oldu ellerimin arasında uçsuz ufuklara doğru bir daha dönmemecesine uçup gitti…
İçimin hiç bu kadar üşüdüğünü hatırlamıyorum. Kalbim buz kesti senden sonra o kadar uzaksın ki bana oysa yanıbaşımdaydın…
Bir hiçlik kaplamış duygularımı neyle ve nasıl dolduracağımı inan bilmiyorum yada nasıl öğrenecegim, bir okulu yada öğreteni varmı ?Onuda bilmiyorum.
Isyanlarda yüreğim ihtirasların kurbanı olmak daha çok acı çekmek istiyorum…Ta ki acılar kalbimi acıtmayana kadar…..
Hayatımda ilk kez canım yanıyor..
Hayatta ilk kez ağlamaktan korkuyorum, ya gelmezsin diye gözyaşlarımı sıcak ellerinle silmezsin diye korkuyorum.

Hayatımda ilk kez yanlızım hemde hiç olmadığım kadar..
Özlem meğer ne güçlü bir duyguymuş…
Sevgiyi unutmak, aşkı hatırlamak istemiyorum.. ama özlemin yokmu, içimi kavuruyor…
Senden sonra buz kesen kalbimde hissettiğim tek guzel duygu yada içimi ısıtan sey ozlemin..
Bir yunus olmak okyanusun derinliklerine karanliklarina dalmak isterdim..Ta ki yukarıya çıkamayana kadar.. Anılarımı su üstünde bırakıp, derinlerde bir yerde ,güneş görmeyen karanlıklarda yaşamak isterdim..
Yüreğim isyanlarda hemde hiç olmadığı kadar ..
Ne kadarda güzeldi herşey.. Ta ki senden sonrasina kadar.. Bu öyle büyük bir fırtınaki, kurtulmam imkansız..
Yokluğunun verdiği sevgisizlik ,caresizlik her yanımı kaplamış…
Kimsenin beni sevmesini istemiyorum, kalbimin belki sevgisizlikten yaşayamayacağını umuyorum.
Ne garip öyle değilmi gözyaşlarıda faydasız,Hiç bir şey ruhumdaki sensizlikten doğan sevgisizliği unutturamıyor..
..
Yaşamak meğer senmişsin, bunu anlamak sen gidince nasip olacakmış..
Hayatta aldığım en ağır ders bana…
Bir kez için neler vermezdim biliyorsun degil mi?…
Bir kez bana bakman için,bir kez daha gulumsemen icin , bir kez daha "ela gozlum" demen için hayatimi, gerekirse en ağır diyeti ödeyeceğimi bilsem bile,yinede hiçbiri sensizliğin verdiği acıdan daha büyük olamaz cunku..
Aşka beslediğim sevginin kaynağı senmişsin , ,
Hayatımın rengi senmişsin, ,
Sensiz, renksiz bir dünyada yaşar gibiyim.
Oysa maviyi ne çok severdim.Simdi deniz koca bir siyah gozumde,gokyuzu ise kara bir delik..hayallerini bile kuramıyorum mavinin..
Oysalar ve keşkeler senden sonra bana artı kalanlar..
Ne çok yapacak şeyimiz varmış meğer seninle, oysa hiçbirini yapamadık…
Senden sonra batıyorum her geçen gün birazdaha yok oluyorum…
Ortada bir yerlerdeyim, burası neresi yada nereye koşuyorum bilmiyorum.
Bir senden öncesi birde senden sonrası var, ,
Senden sonrasını yaşamak istiyorum.Fakat seninle olan zaman hep engel oluyor hayat o kadar tatsız ki senden sonrasını yaşamak istemiyorum…
 Bir masalda yaşıyorum senden sonra.. Bir rol beğendim kendime sürekli mutluluk oyunu oynuyorum gülücükler atiyorum çevremdeki olmayan insanlara ve duvara astigim 2 resminde mutlulukla gulen gozlerine..Sensizligimle olan senle sohbet ediyorum.Meğer ne kolaymış rol yapmak.Sanki yeniden yasiyorum,hayattayim yeniden…
Sanki sevgiyi yaşıyorum..Oysa senden sonra yaşayamiyorum bu hayatı…
 Ne güzel yollarım vardı..Ama yolların çıktığı her kapıda bir kilit vardı.Anahtarlarinin hepsinide sana vermiştim..

Her kapıyı bana sen açacaktın.Oysa şimdi sen yoksun…
Hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım hayatta ..
Simdi sudan çıkan balığın neler hissettiğini biliyorum…
Bir an dalıyorum,ve kendimi seninle olduğum yerlerde buluyorum.Besiktas Ve Ortakoy arasindaki o yolda..Agaclarin arasindan yururken sarmas dolas umutla,askla.. onlar sahitti askimiza..Kilitlenirdi gozlerimiz birbirine..Kalplerimiz gibi..Saatelerce bakardim o doyamadigim gozlerine..
Ilk kez ramazanın gelmesini istemedim ya da bayram sabahı uyanmak gelmedi icimden..Biliyordum sen yoksun,gulen gozlerin yok,bayram sensiz neye yararki?
Bunu bilmek ayrı katlanmak ayri canımı yakıyor…Senin hayatımda olmayışını bilmek ve bunu kabullenmek zorunluluğu içimi çok eritiyor…
Anlatmak mümkün değil aklıma hep Mevlananın o meşhur lafı geliyor AŞKI sorduklarında BEN olda gör demiş..
Banada sensizliği sorduklarında BEN olda ANLA demek geliyor icimden.Ama kimsenin bunu yaşamasıni istemem….
Her yeni birgün belki bir nebze olsun mutlu ediyor beni, hayatımdan anlarin eksilmesi sona yaklaşmam tek tesellim…
Sensizliğe alışmak istemiyorum..Senin hayatımda olmadığına inanmak istemiyorum..
Bütün bu karmaşanın , bu yaşananların tek sebepi var.Seni deli gibi seviyor olmam ve asla vazgecmeyecek olmam..Biliyorum bir gun geri doneceksin bana .Bu hayatta olmasa dahi baska bir hayatta baska bir vucutta..Hani derdik ya birbirimize "Biz baska vucutlarda zaten beraberdik taniyorduk birbirimizi ASIKTIK"diye`..Sen benim hayatimda zaten hep vardin,Biz zaten hep beraberdik,..Yasamlar gelip
gececek..Ama askimiz inan bana baska vucutlarda can bulacak

SERDAR CELIK

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Üçüncü Tekil Şahıs…

Ekleyen: Tarih: Oca.28, 2011, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

Üçüncü Tekil Şahıs

Davetiyeler, odalar
Ve localar iki kişilik
Ya tek gidersin bi koltukta
Ya biletler; iki kişilik

Ya tek kişiliktir bi yatak
Ya yalnız yatılmaz; iki kişilik
Ya tek taraflıdır bi aşk
O da severse; iki kişilik

Başka kaç kişiyi seversen sev
Bir sevda yalnız iki kişilik
Hele baş başa bi akşamda
Masalar hep iki kişilik

Peki sen kimsin dediler bana
Dedim üçüncü tekil kişilik
Peki dostluk var mı dünyada
Dedim dünya iki kişilik
Çocuktuk çoktuk oysa
Çok üzgünüm şimdilik

Yiğit Güralp

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Ölümün Öldüğü Bir Şehre Götür Beni…

Ekleyen: Tarih: Oca.28, 2011, Kategorisi: İsmail Sarıgene

Bir gül idim ben,
Kökleri sende var olan.
Bir umud idim ben,
Mutlulukları sadece senin yüreğinde yazılan…

Bir rüzgar kızıyım ben.
Ellerim senin memleketin gibi toz toprak..
Bir sonbahar hikayesiyim ben..
Saçlarım satırlarından bir satır, cümlerinden bir cümle..

ve ben…
hayatın en koyu kahve tonundan
bir çift göz..
O göz ki; bozkır teninden kopup
Senin gözlerinden denizi görebilmiş bir masal..

Bilmiyorum bu mektubumu ne zaman görür ne zaman okursun. Belki de son mektubumdur kim bilir. Yolun sonundayım..Sendelenmekte gövdem. Senin mutluluklarının gölgesine bağdaş kuran yüreğim yavaş yavaş solmakta. Gözlerimin kahvesine "ölüm " çöreklenmiş..Son konuşmamızda " ölecek insanın her isteği yerine gelirmiş " sözüne şakayla karışık " Allah korusun " duasını iliştirmiştin. Gözyaşlarımı kirpiklerimden taşıp dudaklarıma kan diye düşürverdi. Dişlerimle dudaklarımı kemirip susmayı bilerken bıçağın gövdesinde gerçeği saklıyordum senden..Ölüyordum…Ölüme koşuyordu dizlerim..Keşke yalan olsaydı..Keşke…

Uzun zaman sonra bir dost vasıtasıyla sana ulaşıp beni aramanı sağladığımda çalıştığım kurumdaki tüm iş arkadaşlarıma çikolata dağıttım. Ben senin gözlerinde hep çocuktum ya…Sesi duyan yüzümde baharlar açtı oysa. Ölüm kapı eşiğimde mezarımı kazarken, ben senin gözlerindeki papatya bahçelerinde gezinmekteydim. Hatta sana ulaştığımda " onca zaman suskun onca zaman konuşmamışken bu arayış bu çağrı neden " diye kendine sorarken ben ise susmayı tercih ediyordum. Azrail’i ahizeye dayayıp sevdiğin ölüyor diye seslenmeli miydim sana..Hayır hayır..Sen bir ikinci kaybedişe hazır değilsin sevgili..

Bu satırları yazarken kulaklarımda " gurbet kuşu " " gücümüz yetene kadar "şarkıları bana eşlik ediyordu. Ve sen benden uzak bir yerde hayatı solurken ben ölümün şerbetini içirmekteyim dudaklarıma. Oysa seni ne çok özlemiştim ben.Daha ilkokula giderken çekilen resimlerimi, babam ölmeden kayıt altına alınmış aile albümlerimizi, işyerimin, köyümün tüm fotoğraflarını sana gösterecektim…Omuzlarıma yaslanıp beni huzur içinde dinleyecektin..Ama olmadı..Vakit doldu..Kum terazisi tersine döndü..

Ben " benden" düşüyorum…
Bende " ben " ölüyorum…
…..

Seni sevmeyi seviyorum ben..
Ve sevdiğimi özlüyorum…

Varlığımdan bir kırıntı bırakıyorum şimdi..

Son konuşmamızda ne güzel söylemiştin " biz hiç kavga etmedik diye " Oysa bizi birbirimize kavuşmak için hayatla kavga etmiştik biz.Daha fazla yazamadım ey sığlığıma dua genişliği katan kadın..

Gözlerim kıpkırmızı.
Yanaklarımdan taşan bir ıslaklık..
Ellerimde bitmeyen titreklik..

Yazacak o kadar şeyim var ki sana..Düşündüğün gibi değil..Hep dediğin gibi Azime teyze bekliyor seni. Evde tek başına..Hadi git derdin ya..Şimdiki gidişim daha yazmaya yeltensem sana bu mektubu yazdığım internet cafenin içinde bir yetim cocuk gibi ağlayacağım..

Bu bir veda değil bilesin..
Sadece eskisi gibi yazacak gücüm yok ..
Yazacak ellerim titrek,
Yazdıracak yüreğim senin özleminde kor..

Bu seneki doğum gününe sonra da kendi doğum günüme yetişemesem
Ne olur kusura bakma..
Sessizliğim; gövdemin toprağa kefen olmasındadır..
Seni unuttuğumdan değildir..

Ve ardımda sana bir umut bırakıyorum..Ona iyi bak..
Bir de Elif’i..Elif’imizi. Ona göz kulak ol..
Sizi ahirette bekliyor olacağım..
Bir de Can’a…Düşlerinde büyüt onu..

Bana hediye verdiğin deniz kabuklarını ve mor tesbihi anneme emanet ettim. Arada sırada annemi aramayı unutma. Onu aradığında Meleği de soracaksın biliyorum.

* Son olarak sana mesaj olarak attıklarımı derli toplu bu mektubuma iliştirdim..

Kabul eyle gözlerimin kahvesine sevda kadınım..

" Pastel boyalı düşlerim sorguda iken al götür beni buralardan. Ölümün öldüğü bir kentin geçmişi yaralı sokaklarına bırak beni. Çocukluğumda hile yaparak kazandığım bilyeleri bağışlamışken sen bana kağıttan gemiler yapmayı öğret bana. Sonra da gözlerimin kahve renginden binlerce uçurtma. Gözyaşımdaki tuzla gusül ederken yaralarımı, bir şarkıyı fısılda kulaklarıma. Eteklerine doldurduğun bayramlık sevinçlerimi arife sabahı olmadan yetiştir yetim yanıma ve güçsüz kollarıma yüreğini giydirip bir baharı çiz gözlerimin en beyaz bulutuna.

Bayat ekmeğin üzerine sürülmüş acılarla geçiştirilmiş öğle paydoslarında sevdim seni.Gazoz kapaklarından alıntı yaptığım filintalı, şatafatlı sözlerle değil Anadolu’nun küçük bir kasabasının yarı bozuk yarı argo şivesi ile anlattım seni. Soğuk bir kışın izlerini barındıran demir sefer taslarına konmuş yemeklerden önce aç karnına içtim gözlerini. Gasp edilmiş çocukluğumu ararken gözlerinde, koca bir özlem cümlesi oldu sustuklarım.Bilmediğim bir sokakta hayatının bir harfine denk gelecek bir nefesi keşfetmişken tenimde, bir nihavent şarkı olur ömrüm dizlerinin dibinde.

Gecenin karanlığına bir bıçak diye gözlerini sürerken bana ilişmiş ölümün saçlarına nefesini nakışladim. Içimin aynalarına çocukluğumu istiflerken, dudaklarımda senle başlayıp benle biten söz olur gözlerin. Ellerim bir duaya durmuşken, yüzünden geçerim Cennetin üzüm bahçelerine ve ucuz bir gazetenin üçüncü sayfasından kovulmuş mutluluklarim sadece senin yüreğinde var olur."

Seni seviyorum sığlığıma dua genişliği katan kadınım…

Kocaman eyvallah…

08 Mayıs 2009

İsmail Sarıgene

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Rengi Kaçan Düşler

Ekleyen: Tarih: Oca.28, 2011, Kategorisi: Sizlerden Yazılar...

Yabancı mevsimlerin cemresiyim ben…
Ezgiler yazarım doğmayan sevdalara, sonra onları da öldürür iliştiririm tırnaklarımla kazdığım ölü topraklara.

Kim bilir hangi şehrin sevdası son yolculuğuna doğru yol almaktadır.
Kesin oralarda mevsim şimdi sonbahardır, sarı yapraklar; ölü sevdaların üzerinde uçuşuyordur ve İki damla yaş gözlerde siyahlara bürünmüş vaziyette son yolculuğuna uğurlanıyordur. Oysaki giden çoktan yükünü almış rahmet dileyerek uzaklaşıyordur başka şehirlere… Bambaşka mevsimlere…

Farkında mısın ey yâr; giden seni, kalansa beni anlatmaktadır. Ne çok benziyor kalanla gidenlerin öyküsü birbirine; yoksa ondan mı tüm şiirler yaşayandan çok okurun yüreğinde dağlanır.

Söylesene yâr! Kim öldürdü bizim sessiz mutluluğumuzu?
Hiç unutmam gidişini, mimlenmişçesine duruyor aklımda. Yaşadığın topraklar sana lanet saçarken, kuşlar bile ağlıyordu halime… Tabii senin bunlardan haberin yoktu! Gerçi olmasının da bir önemi yoktu ya senin için, neyse… Sustum.

Hâlâ aklımda ki sen yanları almıyor gidişinin yersiz sebebini… Nasıl bir gidişti ki bu sende ki, ağıtlarım yıkmıştı duvarımın o mahcup direncini… Biliyorum seninleyken her anım hüzün veriyor yüreğime, ama yokluğun ayrı bir hüzündü sessiz, sensiz, yoksun mutluluğumda!

Zamanın akıntısına bırakırken yüreğimi, az kalsın boğuyordum ölü topraklardaki gözyaşlarımla.. Zaman da senden yana çıktı bu körpe hayatımda… Bitik bir sevdanın ardında noktaya özenircesine durdum önce; sonra izledim seni tüm sükûnetliğimle, ne güzel gülüyormuşsun yâr… Güldüğünde, çiviler çakılırcasına oyuklar oluşuyormuş elmacık kemiklerinde.

Peki ya bense;

Genzime kaçan sözlerini üvezin gölgesine emanet ederken, ihaneti gölge gibi sırtlanıp üstüme seviştirdim bedenimi başka bedenlerle… Ruhumu sorma, o yok! Firar şimdilerde… Bu aralar hayli üzgünüm de, sakın ola ilişme! Düşlerimin rengi rengârenkken, gecenin gölgesini kıskanan griye dönüştü sayende… Uğraşma boşuna, benim düşümün rengi artık budur ve renkleneceği de meçhuldür.

Sahi, senin düşlerinin rengi ne renktir?

Huriye ÖZDEMİR

Bu Yazıma Yorum Yazın D.E.V.A.M.I...

Dost…

Ekleyen: Tarih: Oca.27, 2011, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

DOST

Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın
Mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız
Dokunarak uçalım.

insanlardan buz gibi soğudum,
işte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın.

Cahit Külebi

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Etme/Yılmaz Erdoğan…

Ekleyen: Tarih: Oca.25, 2011, Kategorisi: Video/Klipler

Hülya bu video senin için.Çok sevdiğini bildiğimden ekledim…….SAHRA
Lütfen,videoları izlerken site müziğini sağda sarı yazıların altındaki müzik panelinden kapatınız!

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...


Gizli Dünya…

Ekleyen: Tarih: Oca.25, 2011, Kategorisi: Nisan'ın Şiir Köşesi...

GİZLİ DÜNYA

Sen yazdığım son şiirimsin,
Nasıl başlayacağını bilmediğim,
Bitirmeyi bir türlü beceremediğim…
Sen gittiğim en son şehrimsin,
Gitmeye cesaret edemediğim,
Dönmeyi bir türlü öğrenemediğim…

VE
Sen kalbimin en son durağısın,
Benim ol diyemediğim…
Başkasına veremediğim…

nisan

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Kuyumcu…

Ekleyen: Tarih: Oca.24, 2011, Kategorisi: Hikayeler

Kuyumcu

Kuyumcu ” özel tavsiye”
Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini ö…ğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip:
"Oğlum" der, "Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.

Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar.
İlk önce bir bakkal dükkanına girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar .
Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır, evirir çevirir, sonra; "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der.

İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği nesneye ancak bir beş lira vermeye razı olur.

Üçüncü defa bir semerciye gider; Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu der" benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm."

En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce yerinden fırlar. "Bu kadar değerli bir pırlantayı, mücevheri nereden buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?" Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz?" "Ne istiyorsan veririm."
Öğrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar:
"Ne olur bunu bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim."
Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.

Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler..

Bilge hocasının yanına dönen öğrenci, büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.

Bilge sorar: "Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?"

Öğrenci: "Çok şaşkınım efendim, ne diyeceğimi bilemiyorum, kafam karmakarışık" diye cevap verir.

Bilge hoca çok kısa cevap verir: "Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bilen anlar ve o değerini bilenin yanında kıymetlidir."

Her insanın hayatında varlığını ve değerini bilen, hisseden, fark eden kuyumcular mutlaka vardır.

Mesele kuyumcuyu bulmaktadır…

Siz siz olun, arkadaşlıkta, aşkta ve tüm ilişkilerinizde şanssızlıktan yakınmak yerine, sizin değerinizi bilen bir kuyumcunun mutlaka var olduğunu düşünerek yaşayın. O elbet sonunda sizi bulacaktır, belki de bulmuştur ! Elinizdekilere dikkatlice bakma sırası şimdi sizde…

1 Yorum Var :, D.E.V.A.M.I...

Veda Mektubu…

Ekleyen: Tarih: Oca.24, 2011, Kategorisi: Ustalardan

Veda Mektubu…

”Tanrı bir an için paçavradan  bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen  her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm.Eşyaların maddi yönlerine değil  anlamlarına değer verirdim.Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her  dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm.

İnsan aşktan vazgeçerse  yaşlanır. Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. Başkaları uyurken  uyanık kalmaya gayret ederdim.  Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk  almaya bakardım.Eğer Tanrı bana birazcık can  verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir,sadece vücudumu değil, ruhumu  da tüm çıplaklığıyla açardım.

Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı  nefretimi buzun üzerine kazır ve günesin göstermesini beklerdim.Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti  şiirleri okur ve serenatlar söylerdim.Gözyaşlarıyla gülleri sular,  vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı taç  yapraklarından öpmek isterdim.

Tanrım bir yudumluk yasamım  olsaydı…
Gün geçmesin ki, karsılaştığım  tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim.Tüm kadın ve erkekleri, en  sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk  içinde yasardım.Erkeklere, yaşlandıkları zaman  aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır.Çocuklara kanat verirdim. Ama  uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ise ölümün  yaşlanma ile değil 
unutma ile geldiğini öğretirdim.

Ey insanlar!
Sizlerden ne kadar da çok şey  öğrenmişim.
Tüm insanların, mutluluğun  gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden,dağların zirvesinde yaşamak  istediğini öğrendim. Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını  sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini  öğrendim. Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek ise  yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim.
Mutsuz bir şekilde…

Artık ölebilir miyim?.. ”

Gabriel Garcia Marquez’e ait olduğu bilinen bu mektubun aslında ona ait olmadığı söylenmektedir.

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Kimse Ağlamasın! Baba…

Ekleyen: Tarih: Oca.24, 2011, Kategorisi: Serdar Beki Köşe Yazıları...

Kimse Ağlamasın! Baba…

Ne Müslüm Baba,
Ne Ferdi Baba,
Nede Noel Baba…
Bugün tek baba, Ali Gaffar Okkan baba!

Her diyarın babasızlığına, dem vurayım istedim bu yazımda. Sadece Diyarbakır babasız kalmadı, 10 yıldır…

Babasız kalan Türk Polis teşkilatının, Gaffar Okan’la gelen vizyonu. Höt, dıt, lan, lun, yat arkanı dön erkekliği, şehit Gaffar ile minimize oldu… Sert bakışlı, benim babam senin babanı döver ukalalığı, mantığını, eylemini, Polisin yüreğinden, belindeki yedek cesaretinden söküp, sokakla barıştırdı…

 Simitçi Ahmet, kundura boyacısı Cafer, taksi şoförü Şehmuz, kaldırım dürümcüsü Recep, mahalle berberi Ayhan ve tüm ürkek yürekleri, polisin korkmayacağı lezzete getirdi… Efendiliğiyle, sokağa inişiyle, halden anlayarak kardeş kavgasına nihayet eğletti…

Güvenlik güçlerinin, etten kemikten olduğunu öğretti! Hatırlattı…
10 yıl oldu, ağlıyor… 10 yıl oldu, babasız yetim… 10 yıl oldu, hala gülmüyor asık suratlı olmayı meziyet sayanlar…

Şehit düştüğünde ağladım, sana ve senle yola çıkanlara… Her dökülen gözyaşım, kalbime şifa oldu… Cennetli olduğun için! Bir bir cennet bahçesi hediyeniz olsun.

Sevincim, cennetli olman!
Burukluğum, yetim bıraktıklarının soğumayan feryatları…
Sevincim, 10. Yılında bile evliyalar duası ile dualaşmandan…
Üzüntüm, cellâtlarının hala cirit atmaları!
Rahmetle…

Serdar Beki
25.10.2011

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Aysun,İhmale Kurban!Darısı Bize…Ambulans!

Ekleyen: Tarih: Oca.21, 2011, Kategorisi: Serdar Beki Köşe Yazıları...

Aysun, İhmale Kurban! Darısı Bize… Ambulans!

Ambulans şoförlüğü birçoğumuzun hayatına “Çocuklar Duymasın” dizisinde ki fısfıs İsmail karakteri ile girdi… Dizi Film ya, senaristler yazarken karakteri ambulans ile alakalı değil, Kazanovalıkla haşir neşir ettiler…

Dizi başka, gerçek hayat başka… Elbet! Fısfıs İsmail, Sevgili Süleyman Yağcı dizi setinin dışında, hayat kurtaran Ambulans şoförlüğü yapıyor. Alkışlamak gerekir ki, az buz şöhreti olduğu halde mesleği ile izdivacı devam ediyor.

Birde hayatın içinden, hatta hayatın ta kendisini irdelesek Ambulans ile alakalı ne acı hikâyeler ısırır durur ruhumuzu… Hafızalarımızı yoklarsak, acil siren sesleri eşliğinde trafiği yarıp geçen Ambulansların, hayatımızın çok yerin de olduğunu görürüz… İş adamlarımız, metropol illerde trafik çilesine değmemek için ambulans edinerek, evinden işine işinden evine seyir düzenliyorlar. Yaptılar da…

Hani birde sürekli bir tekerlememiz var “eğitim şart”. Bir de meşhur Eğitimimiz, ambulans şoförlerimize değse hızlı araç kullanmanın dışında, nelere dikkat etmeleri konusunda bilinçlenseler… Şoförün dışında, bir pratisyen, bir hemşire olur. Onlarda tüm yoğunluklarını, bir mesai dolsa  yarışına bıraktığı için, tüm dikkatler ambulans şoförüne ihale edilir…

Hastayı naklederken birçok hayatı kararttıkları, gizli saklı kalıyor… Onda bir kameralara yansıyor, o da pür dikkat şov eşliğinde olur…

Aysun, 31 yaşındaydı, 2008’in Haziran başında gece yarısı, şiddetli karın ağrısı şikâyeti ile alakalı hastaneye kaldırıldı. Ambulans görevlilerinin, O’nu sedyeden düşürmesiyle beyin kanaması geçirdi ve yoğun bakımda 25 gün yaşam mücadelesi verdi, ama başaramadı.

Aysun’un ailesine verilen tek hesap yoğun çaba sarf etmemize rağmen maalesef kurtarılamadı… Başınız sağ olsun! Bumu? Genç yaşında sedye kurbanı olmuş. Ailesi O’nu ülke geleceğine, Aile bireylerine faydalı olsun diye bu yaşa getirmemiş miydi?. Ya Aysun’un hayalleri, elinden alınan yaşamı… Yaşayamadıklarını kim geri verebilir ki artık. Aysun yaşamının baharında sonsuzluğa uğurlanmış ve bir tek sorumlu bulunmamıştır. Dikkatsizlik ve insana insanca davranmamak mı sebep ?…

Şimdi eğitim verilemeyen, eğitim almak aklına gelmeyen, yâda ne eğitimi diye sırf direksiyon sallayarak, Aysun ve yüzlerce Aysun’un sedye mağduriyetine emek verenler, hesapsız cezasız fütursuzca kulaklara zarar, siren sesleriyle aramızda, Aysun’sa yok artık! Aman biz bize dikkat edelim fısfıs İsmail’e bir şey olmasın…

Serdar Beki
21.01.2011

 

Çıplak ayakla yürüdüm karanlıkta,toprakla merhabalaştım…Rüzgarın ince esintisi fısıltıyla konuşurken yapraklar dallarında eşlik etti muhabbetimize.Uzaktan üzerimize düşen ışıkların uzantısı bu muhabbete gölgeleri de dahil etti.Tam bir seramoniydi doğayla kucaklaşmam,konuşmam,onu hissetmem…Rengarenk ışık hüzmeleriyle,bir çok spot eşliğinde sahnede gibiydim.Gözlerim alacakaranlıkta doğayı seçerken alaz belez,yeni geceye dönmüş günü uğurladım hüzünle…Ve…Bir de kardeşimi uğurladım ebediyete…
Gözyaşlarımın tükendiği bu dakikalarda vedalaştım canımla ve bu güzel doğaya teslim ettim O’nu: "O’na iyi bak" toprağım…
          Güle güle canım… Aysun’um…
                                         
         
Elvin Hülya ç.
        28.Haziran.2008

Bu duyarlı ve içten yazınız  için çok teşekkür ediyorum sevgili Serdar Beki…

Aysun kardeşimdi!..

Mesleğinin bilincinde olmayan sağlık çalışanlarını dikkate ve biraz daha insan olmaya davet ediyorum!Hastalar sedyede bağlanarak taşınmalı,o bir eşya değildir,candır.

 

Bu Yazıma Yorum Yazın :, D.E.V.A.M.I...


Site içinde Arama

Aşağıdaki Kutudan Site içi Arama Yapabilirsiniz.

Aradığınızı Bulacağınız için Aramaya gerek kalmayacak :)))

Tavsiye Ettiğim Siteler!

Beğendiğim Siteleri Sizlere Tavsiye Ediyorum...