Archive for Aralık, 2010

Mutlu Yıllar…

Ekleyen: Tarih: Ara.30, 2010, Kategorisi: Duyurular!

 

Sevdiklerinizle Birlikte Geçireceğiniz

Huzur,Sağlık,Sevgi ve Mutluluk dolu bir 2011 Diliyoruz

Sözlerin Sultanı Ailesi

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Bekle Yine Gelirim…

Ekleyen: Tarih: Ara.29, 2010, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

BEKLE YİNE GELİRİM

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa
Bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
Ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
Yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka
Hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler.

Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
Ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü

Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
"Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
Tükürsek cinayet sayılıyor artık
Ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların

Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
Tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense
Ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
Alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
Kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
Ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
Okuduğum bütün kitaplar paramparça
Çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
Bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
Bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
Sarmaşık aydınlar, arabesk hüzünler
Bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma

Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
Ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
Kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
Biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
Ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
Dizginlerini koparan bir at sanki bu
Soluk soluğa kalıyorum her sonbahar
Ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
Bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
Bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
Ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim

Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
Bir gün gelirsek hangi kent güzelleşmez
Şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
Geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
Sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü
İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün…

Ahmet Telli

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Konfüçyüs’e Sordular…

Ekleyen: Tarih: Ara.29, 2010, Kategorisi: Güzel Sözler

KONFÜÇYÜS’ e SORDULAR

– Bir memleketi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?

  Büyük filozof şöyle cevap verdi:

– Hiç şüphesiz, dili gözden geçirmekle işe başlardım.
  Ve dinleyenlerin şaşkın bakışları karşısında sözüne devam etti:

– Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz.
  Düşünceler iyi anlatılamazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz.
  Ödevler gereği gibi yapılamazsa, töre ve kültür bozulur.
  Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar.
  Adalet yoldan çıkarsa şaşkınlık içine düşen halk,
  ne yapacağını,nereye varacağını bilmez.
  İşte bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir.

 

 

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Güzel Sözlerden…

Ekleyen: Tarih: Ara.27, 2010, Kategorisi: Güzel Sözler

Her yaLan unutuLuyor zamanLa,Her yara kabuk bağLıyor.
Gidenler arkalarında kırık kaLpLer bırakıyor beLki.
Ama zamanLa o yangınLarda sönüyor..
Gün geliyor sadece SEN kaLıyorsun ve ne giden geri geLiyor
ne de döktüğün gözyasi onLara değiyor..
O yüzden eğer bu hayatta iLLa kıymet biLmek gerekiyorsa
sadece kıymetini biL..
………Bosver; Her rüya güneşLe sona eriyor…

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Nerde O Eski Türk Filmleri…

Ekleyen: Tarih: Ara.27, 2010, Kategorisi: Serdar Beki Köşe Yazıları...

Nerde o eski Türk filmleri

Son dönemde bir dizi furyasıdır gidiyor. Çokta iyi oluyor, kötümü… Hayır! Büyük bir sektör, işsizliktense iyidir… İşsizliği azaltıyor, genç beceriler artıyor, bizlerde ay çekirdeği, patlamış mısır eşliğinde kurulup koltuğa, kanepeye izliyoruz… Buraya kadar her yer sütliman, değme keyfime…

Birde madalyonu tersine çevirip bakma ihtiyacı doğdu. İşlenen konular ve mekânlar içler acısı, Türk Aile yapısı ile bağdaşmayan hatalar zinciri.

Lüks oteller, yalılar, rezidanslar, bol camlı gökdelenler, ultra lüks arabalar, cafeler… Dersin ülke lüks arenası. Benim Ülkemde gecekondu var, mütevazı yaşamlar var, memur hayatlar var, izlenecek Vizonteleler var. Haberdar olana lafım… Bihaber olanlara da sivrisinek saz melodisi gerek. Bakıyorsun konu ihtiras, aile şirketleri, miras davaları, özel okullu gençler, Aşiret ağaları, mafya çatışmaları, İstihbarat ağabeyliği. Liste uzarda uzar.

Şimdi; lüks oteller yerine, motel pansiyon kullanılsa… Denize nazır yalılar yerine, Üsküdar Doğancılarda ki aparman daireleri kullanılsa… rezidans yerine, gecekondu işlense… Gökdelenler yerine sirkecideki pasajlar, ofis olsa… Lüksün sınırlarını zorlayan jeepler yerine, orta halli binekler yolları işgal etse… Bir çayın, beş on lira olduğu cafeler yerine, Ümraniye’de bir kıraathane yada bir pastane de çay, çorba içilse… Memleket gerçeği daha çıplak işlenmez mi?

İhtiras sadece Etiler’de yok, Çankaya’nın her noktasında, Keçiören’in her mahallesinde var… Aile şirketleri Maltepe’de, Sincan’da, üçteker arabalarının üzerinde de mevcut…  Miras kavgaları Pursak’larda, Emek’te gani… Özel kolejler kusur kalsa, Etlik’te ki liselerde, neler var neler… Aşiret Ağaları sadece Mardin’de yok, Saman pazarında Ağa babaları var… Mafya her yerde, dizi izleyen kolları açık yürüyor, şaşırıp babasına bile “kardeşş” diyor… İstihbarat dersen, memleket simitçi kaynıyor, köşe başı… Demem şu ki, Canım Ülkem sadece lüküs hayattan, janjanlı hallerden, denize nazır paşa konaklarından ibaret değil. Biri yer biri bakar, kirlilik üşütür.

Hababam sınıfı, Turist Ömer, Davaro, Katillerde ağlar, Al Yazmalım, 1975 ten Aşk-ı Memnu, Çalıkuşu, Zübük, Bugünün Saraylısı, dizi ve filmleri uzatılabilir. Bu eserlerin mekânları, kıyafetleri, kalitesi çabuk unutulmuş… Denemesi bedava, gelin, daha taze yayını sona ermiş bir dizinin tekrarını izleyelim. Birde, yıllanmış bir dizinin tekrarını seyredelim… Bıkkınlık vermeyecek lezzet ortaya çıkar. Hayatın gerçekleri ile hayal gücünün farkına varmaktır sanat. Sanatı Akçe ile ilintilendirenler, bir daha düşünmeli. Bir eser, soğuk servis edildiği müddetçe lezzetli olur. Sıcak servis edilen eserler, bir kez ağız yakar. Bir daha da lezzetlenmez…

“Kendi oynadıkları diziyi izlemeyen oyuncular, Kemal Sunal’ın serilerini, defaten aynı lezzetle izlerler”

Serdar BEKİ
25.12.2010
 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Ben Seni Bilirim…

Ekleyen: Tarih: Ara.25, 2010, Kategorisi: Elvin Hülya Ç.Şiirleri

BEN SENİ BİLİRİM

Ben senin Haydarpaşa garında
        kollarını açarak koşuşunu da bilirim,
uyurken sarılıp öpüşlerini de…
Ben senin şevkatinin sıcaklığının
        kaç derece olduğunu da bilirim.
Ateş basardı ilginden,
ter basardı…
Ben senin gözlerindeki sevginin  
        kilometreler süren sonsuzluğunu da bilirim,
bitmek bilmezdi yollar…
Tütmeyen bacalara odun atar sevdam.
Çatılar aktığında dam aktarır ellerim.
Tırnaklar kürek olur harcını karar yuvaların…
Ben senin mecburiyetlerini de bilirim,
korkularını da…
Ben senin cehennem ateşi aşk tarlalarına
        öbek öbek sevda ektiğini de bilirim.
Binlerce gonca gül dolu…
Ben seni bilirim…

Elvin Hülya Ç.                                                    
24.Aralık.2010

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Varmıyım Senin İçin ?

Ekleyen: Tarih: Ara.24, 2010, Kategorisi: Nisan'ın Şiir Köşesi...

VARMIYIM SENİN İÇİN

Beni nereye koyuyorsun böyle?
Neresinde yaşıyorum yüreğinin?
Varmıyım senin için?
Gecelerinin masalsı düşü benmiyim,yoksa kendin mi?
Beni sığdırabiliryor musun ? İçine
Hangi yola baksam tünel;
sonsuz uçurumlar gibi dipsiz
Ve kuyuhani içinin aynasıdır ya sevdiğin,
Benim aynamda karanlık aksetmekte…
Öyleyse bende anlarım ki bende yokum sende…
Beni nerede yaşatıyorsun söyle?
cennetin miyim senin,
amber kokulu bahçelerinde gezindiğin?
Yoksa kaybolduğun kör kuyun mu,
dehliz yalnızlıklarını yitirdiğin?
Artık anlamsız geliyor tüm sorular…
Yanıtlarını bir gün verecek olsan bile.
Bende bir şeyler buram,buram.
Bende çok şey ılık,ılık…
Bende sen acıtarak,kanayarak eksiliyor…
Ben seni bunca zamana ağırlayamazken,
ruhumda aitsizliğim çaresiz çoğalıyor…
Ve görüyorüm aynada yüzü silinmiş süretimi,
Sen bende herşeysin ama
ben sende yitiyorum için,için…
Beni nerelerde arıyorsun öyle?
Yüreğine sor birde
Mutlaka cevabı gelecektir sessizliğinin…

nisan
22/12/2010

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Gülüşün…

Ekleyen: Tarih: Ara.22, 2010, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

GÜLÜŞÜN
 
Gülüşünde bir mana var,
Saklayamazsın.
Sarılışında ne düşler,
Ne düşükler,
Sakınamazsın.

Aynı yolları,
Kimsesiz mekanları,
Birlikte özleme hasreti…
Yalnızlığımın dert ortağı gastrit…

Gülüşünde bir mana var,
Saklayamazsın.

Bütün iç savaşlarda,
Rehin alındı bu yürek
Kandıramazsın.

Hangi çekilişin
Büyük ikramiyesi bu,
En uzak sevişmelerin
Yeni yetme utancı.
Lakin aşk,
Biraz da utanmaktır yaşamaktan,
Sakınamazsın…
Yeni yetmelik işine gelince:
O zaten hepimizin gizli öznesi
Türkçede var.
Bazı dillerde yok.

Gülüşünde bir mana var,
Saklayamazsın.
Kime niyet kime felaket bu aşk,
Anlayamazsın.

Ödümüz patlıyor acı çekmekten
Oysa;
Biraz da acıdır,
Aşkın mayası.
Kaçınamazsın.

Gülüşündeki manayı saklayamazsın.
Tutunacak yerimiz yok,
Resmi tutanaklarda.

Gülüşünde bin yıllık hasret var,
Saklayamazsın.
……………………..
Bu yazık karşılaşmanın
Alnımıza çakılıyor anafikri:

Aşka cesaretimiz yoksa
Başka zaman görüşürüz!
 
Yılmaz Erdoğan

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Sen Vardın!

Ekleyen: Tarih: Ara.21, 2010, Kategorisi: Nisan'ın Şiir Köşesi...

SEN VARDIN

Sen varken,çocuklar gibi şen,
Bahar rüzgarları gibi hoyrattım…
Seni yaşadıkça,yaşayasım gelir,
Sana hiç doyamazdım.
Deli taylar gibi koşar,
Masum görünen dalgalar gibi coşardım.
Çünkü sen vardın, bana anlam katardın…
Çünkü sen vardın,beni ben yapardın…
Sen varken, hiiç birşey zor gelmezdi bana,
Hüzün,keder nedir ki?
Sen varken,benim yanımda…
Umutla bakardım, ben her zaman hayata,
Ağlamak nedir? bilmezdim,
Salkım,salkım gözyaşı dökmezdim.
Hayata asla isyan etmezdim.
Çünkü sen vardın, beni hayata bağlardın.
çünkü sen vardın, bana Aşkı,Sevdayı yaşattın…
Duygularımın tetiklediği kalbim,
senin için çarpardı.
Seni arzuladığımda bedenim ateş olur,
Kor olur yanardı…
Beynimden geçen her sen,
Dilime şarkılar söyletir,şiirler yazdırırdı…
Çünkü sen vardın,yaşadığımın farkındaydım.
Bir kere sen vardın, beni ben yapardın.
Sen varken, bütün suskunluğum bozulurdu,
Karanlık karmaşam bir son bulurdu,
Aydınlığa teslim olurdu…
Haykırırdım delice,
İşte benim,burdayım,yaşıyor ve hayattayım diye
Çünkü sen vardın, beni hayata bağlardın…
Bir kere sen vardın,beni ben yapandın


nisan
21/12/2010

 

2 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Keşke…

Ekleyen: Tarih: Ara.21, 2010, Kategorisi: Serdar Beki Köşe Yazıları...

Keşke

Elime geçen her haritadan kendime yer baktığımda, sevgiliye olan susamışlığım boğazıma düğümlenir… Gezdiğim, gezmek için çaba harcadığım tüm yerler, beni hep bir kokuya çekti, susamışlığım, açlığım, peşinden koştuğum sevdalar beni bir aşkta topladı…

Konuştuğu zaman rüzgârın bile hürmetle sustuğu, çocukların attıkları taşların bile ağladığı sevgiliye sevdalandım… Ahlak, Hoşgörü, Adalet, Şefkat Öğreticisi Efendimize, sadık olamamanın hüznü, her yastıkta göz nemimi kuruttu… Dünya nimetlerinin peşinden koşturduğum zamanlarımı, asıl sevdaya ayırmamanın, fakirliği içinde, keşke leştim…

Keşke / Keşke / Keşke
Bir gün eğer Kâinatın efendisine kavuşsam…
Nutkumun tutulacağı, dizlerimin tir tir titreyeceği, gözyaşlarımın tsunamiye taş çıkaracağı, utancımdan boynumun tutulacağı kesin.

Olsun!.. Bir kez görmek için, tüm utançlarımdan boynumun kırılmasına razıyım… Tüm dünyanın kuruluş sebebi olan sevgiliye yakın olmak, önünde hürmetle eğilmek, nefesinden doygunluğa ulaşmak, bakışlarından cennetlenmek, bir sözünden dünyayı yutmak… Hep, O’na laik bir ümmet ferdi olacağım diye uyurum, kalkınca şeytanın atı iştahımı kabartır. Her gecenin sabahı, aynı hayal ve hüsran…
Yani utanç tablosuna, bir çarpı daha koyma yarışı beni yakınında olan sevgiliye uzak tutuyor… Dünyalıklarım, ahiretimi engellemek için adeta yarış içinde… Şan şöhret, mal mülk koşu parkurunda, tespih yerine her daim hırslarım geçiyor. Aslında hep korkuyla merak etmişimdir, ansızın bir gece rüyama gelse Resulullah…

Hangi yüzle, hangi duruşla karşısına çıkarım bilmiyorum.
Birkaç saniyelik rüyamda görsem, ömrüm boyunca kokusu bende kalsa
Mübarek ayaklarına kapansam, şefaat dilensem, nurundan istifade etsem, yüzüme bir şefkat tokadı atsa ve ben yüzümü asla yıkamasam…

Bu ne büyük bir şeref olurdu… Bu ne büyük bir onur olurdu…
Bu ne büyük bir lezzet olurdu… Bu ne büyük bir ders olurdu…

Keşke / Keşke / Keşke
1439. kez Allah Sevgilisini yâd etme ömrü ile ödüllendirilen bizler, ne derece şükretsek azdır.

Efendime, Allah’ın Sevgilisine ümmet olanların halkasına eklenen, günün bekleyeni olmak arzusu ve sabrı ile…

 

Serdar Beki

09.12.2010
www.serdarbeki.com

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Terzi…

Ekleyen: Tarih: Ara.20, 2010, Kategorisi: Hikayeler

Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş.. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış… Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini…
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,
"Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış.
Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,
"Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi.
Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam,
"Ben terziyim" yanıtını alınca
"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.
Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.
Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.
Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.
Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.
Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk  ipliğini koparmasaydın…"
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş…
Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle…….

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Özümden Yaşlı…

Ekleyen: Tarih: Ara.19, 2010, Kategorisi: Nisan'ın Şiir Köşesi...

Gözümün değdiği her yer ,özümden yaşlı…
Bir de soğuk ki hava, sorma!
Kartaneleri ,cam kırıklarından keskin vuruyor avuçlarıma…
Üşüdüğümü unutacak kadar yanıyor canım yokluğuna.
Hangi heceme gelirsin,
söyle o dilden konuşayım.
Beni an ,beni anla,
benli anlarda…


nisan

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Aşk Şiirlerinden…

Ekleyen: Tarih: Ara.18, 2010, Kategorisi: Alıntılar

AŞK ŞİİRLERİNDEN

Ağlamak unutmak kadar kolaydır inan
Sevin ağlayabiliyorsan
Sevin ağlıyorsan
Gül ağlayabiliyorum diye
Sana bir şey yapamam
Ağlamıyorsan
  

   ***

Bir sen besledim sana
Sadıkmı sadık
Bir ben besledim sana
Aşıkmı aşık
Bir sevda besledim sana
Senden ayrı habersiz
Bir veda besledim sana
Sessiz sedasız kimsesiz

   ***

Bizim de bir ayrılık vaktimiz varmış zamanını hiç hesaba katmadığımız.
Yıllara yaydığımız aşkı, nasıl da hunharca harcamışız meğer.
Nasıl da tüketmişiz elimizde, avucumuzda ve yüreğimizdeki tüm bozuklukları,
Artık harcayacak kuruş kalmamış…
Zaman hesap yapma zamanı değil sevgili!
”Koy yüreğini ortaya, iç hesaplaşma yap” demiyorum artık sana….

 

Kimsesiz şiirlerin annesiyim…Onlara bir yuva vermek için mücadele ediyor,ailelerini bulmaya çalışıyorum hep…

Elvin Hülya Ç.

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Yüzmeyi İyi Öğrenmek Gerek!

Ekleyen: Tarih: Ara.17, 2010, Kategorisi: Elvin Hülya Ç.Yazıları

YÜZMEYİ İYİ ÖĞRENMEK GEREK

 

        Espirili sözler denizin üzerindeki yakamoz gibidir.Suyun üzerindeki renkler hayatın renkleridir adeta…

        Ayakları denizde kuma değdiğinde güvende hisseder yüzme bilmeyen…Yaşamını emniyete alır ki,insan huzurlu olsun,kolay yaşasın.Güvenle konuşur,sağlamdadır çünkü…Ancak dibe inmek her insanın harcı değildir.Sadece iyi yüzme bilen denizin derinliklerine iner.Gezer mercanların,kayalıkların arasında…Karşısına çıkan çeşitli canlıları inceler,muhakeme yapar.Hayatın anlamını derinlerde arayan bilgeler gibi…Derin konuşur,mana vardır her sözünde;keşfetmiştir gerçekleri…Kendi gibi birilerini bulmak da hiç kolay değildir.Engin diplerde dolaşabilecek bir dost yoktur çoğunca.Orada durmak zordur,boğulur insan.Feyz almak,zevkle vecizeler sunmak,her insana has bir özellik değildir.
        Kimi yakamozlarda şen kahkahalar atar,kimi güvende büyük laflar eder sırf laf olsun diye ve inanmadan;işte öylesine…Kimi de uçsuz bucaksız gerçeğin içinde derinlerde yaşar.

Hayat bir okyanustur aslında!..

Yüzmeyi iyi öğrenmek gerek!

 

Elvin Hülya Ç
16 Aralık 2010

 
Mevlanayı anlamamak elde değil.

 

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Büyük Aşk,Büyük Nefret…

Ekleyen: Tarih: Ara.17, 2010, Kategorisi: Ustalardan Yazılar...

Büyük Aşk,Büyük Nefret

‘’Şimdi sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi gerekiyor mu? Diye sormuştu Nazım Hikmet, o muazzam ve doğru üslubuyla. Halbuki bugünün aşklarını görse ne derdi acaba? Bu gün ellerde teraziler, adeta gramla tartılıyor aşk.160 gr sevgiye karşılık 160 gr sevgi alınabilirmiş gibi, herkes verdiği kadarını istiyor. Seven erkek mutlak itaat, mutlak hakimiyet bekliyor. Zihninde bir denklem var sanki. Denklem karşılanmadı mı tüm formül bozuluyor.Ve işte o zaman bir de bakmışınız ki aşk bitmiş,nefret başlıyor.Ne çabuk geçiyoruz bir uçtan bir uca.Eski eşlerini kendilerine dönmedi diye silahla tarayan öfkeli kocalar…Yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen dostlarını,basit bir ağız dalaşıyla başlayan kavgalarda öldüren delikanlılar…Vaktiyle çok sevdikleri belki de en çok sevdikleri insanları bir adımda,bir kurşunla harcayıverenler…Birbirinden ayrı gibi görünen bütün bu şiddet haberleri arasında bir ilişki var.Hepsinde ortak nokta,yoğun bir aştan yoğun bir nefrete geçebilmekteki süratimiz.

Bir yandan şarkılar çıkıyor piyasaya, ardı ardına. Hepsi de aşk üzerine. Sözler benzer, iddialı. Diziler çekiliyor peş peşe. Gene hepsinin ana teması’’büyük aşk.’’Ama televizyonu kapatıp kendi hayatımıza döndüğümüz anda, ne yazık ki ‘’büyük aşk’’tan anladığımız aslında ‘’büyük ego.’’ Biz elmanın da muhakkak bizi sevmesini bekliyoruz. Yetmiyor. Elmanın hayat boyu sadece ve sadece bizi sevmesini, varlığını bize adamasını, biz ne dersek harfiyen yapmasını istiyoruz. Biz aşkı, egomuza hizmet etmekle yükümlü bir kahya bellemişiz adeta. Ve bu yüzden işte, aşktan nefrete bu kadar çabuk, bu kadar kolay savruluyoruz.

Anadolu’da bugün bile anlatılan eski bir aşk hikayesi vardır. Derler ki, vaktiyle Siirt Tillo’da  bir tekkede mürit, tasavvufa gönül vermiş bir zat yaşarmış. Temiz, saf,  ve güzel gönüllü bir genç adammış. Gel zaman git zaman aşık olmuş, hem de sırılsıklam. Karşılık da bulmuş. Sevdiği kız da ona sevdalanmış. Evlenmişler. Mutlu senler geçirmişler. Ne var ki bir zaman sonra karısı dikilmiş karşısına. ‘’Ben gitmek istiyorum’’ demiş. ‘’Şu yolların ardında başka ne yollar var görmek istiyorum. Sana aşık değilim artık. Bir başkasını gördüm, ona aktı yüreğim. Onunla uzaklara gitmek istiyorum.’’

Mürit Öfkeden deliye dönmüş. Aklından ilk geçen şey, karısını öldürmek olmuş. ‘’Bana yar olmayacağına göre kimselere de yar olmasın’’ diye geçirmiş içinden. Kapanmış eve, planlar yapmış kendince. Kimseyle konuşmaz olmuş. Derken bir sabah şeyhini kapıda beklerken bulmuş. ‘’Hakiki aşık’’ demiş şeyh, ‘’sevdiği insanın mutluluğunu ister. Aşık kişi, sevdiğinin mutluluğunu kendi mutluluğunun önüne koyar. Gerçekten seven insan,özgür bırakır.Sahiplenmek, hak iddia etmek, can almak, can acıtmak, aşıkların tutacağı yol değildir… Düşün. Düşün de öyle karar ver. Ve bil ki vereceğin karar, senin gerçek sınavındır.’’

İşte o zaman mürit için çetin bir iç muhasebe başlamış. Günler, haftalar boyu nefsi bir yana çekiştirmiş, yüreği bir yana. Sonunda bir sabah fırlamış yataktan. Açmış tüm pencereleri, kapıları sonuna kadar. Işık dolmuş içeri, efil efil rüzgar. Dönmüş karısına ,‘’Dilediğin yere git’’ demiş usulca. Ben hakkımı sana helal ettim. Sende bana helal et, öyle çık yola.’’

Bu hikayeyi ilk duyduğumda bir masal gibi dinlemiştim. Gerçek olmayacak kadar romantik… Ta ki böyle insanlar tanıyana kadar. Onların öykülerini gazeteler yazmıyor, televizyon duyurmuyor. Ama bu ülkede üçüncü sayfa haberlerinin atladığı ‘’büyük aşk’’ hikayeleri de yaşandı, yaşanıyor.

 

         Elif Şafak
‘’Firarperest  33-34 sf.’’

 

Bu Yazıma Yorum Yazın :, D.E.V.A.M.I...

Site içinde Arama

Aşağıdaki Kutudan Site içi Arama Yapabilirsiniz.

Aradığınızı Bulacağınız için Aramaya gerek kalmayacak :)))

Tavsiye Ettiğim Siteler!

Beğendiğim Siteleri Sizlere Tavsiye Ediyorum...