Archive for Kasım, 2010


Kadınlar…

Ekleyen: Tarih: Kas.30, 2010, Kategorisi: Genel

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Mutluluklarını Sat Bana Ey Çocuk…

Ekleyen: Tarih: Kas.30, 2010, Kategorisi: İsmail Sarıgene

Mutluluklarını sat bana ey çocuk,

Bu gece..
Evet bu gece.
Bana aldığın o rengarenk eteği giyip
Soyundum dudak payı verilmiş acılarımdan.
Filistin’liğimden
Kudüs’lüğümden feragat edip
Çiceklendim senin hep söz ettiğin kır düğünü düşüne.
Rengarenk balonlarınla
Bozkır teninde bir umuda filiz verdim..

Ey tahta arabalı çocuk’luğum,
Mutluluklarını sat bana ey çocuk.
Ne kadar şeker istersen veririm sana.
Yeter ki uzaklığımı unut.
Zamanlığımı reddet.
Uzattığım ellerimi geri çevirme ey çocuk.
Hile ile üttüğün bilyelerin ardından beni de koştur.
Rüzgarı diz çöktür saçlarıma.
Seni / beni doğuran Ağustos sıcağına inat
Nefesinden bir nefesi bana yar et.
Ve ben sussam da sen susma..
Avazın çıktığı kadar,
Dilin döndüğü kadar anlat beni bana..
Çünkü kimse bana masal anlatmadı senden başka.

Ey ölümümü hayatla evlendiren hayat’ım,
Umutlarından bir umut ver ey yar.
Can’ından bir canı canıma paye eyle.
Gözlerinin kahvesinden bir Cenneti bağışla.
Ve yüzüğünde yazılı adımı,
Kavuşmamızın duasına sıvazla.
Ve gögüsle tüm acılarımızı.
Bilirsin sen bana şiirleri yazarken
Ben kütük gibi uzanmışım geçmişin ayak izine.
Kaldır başımı,
Ve eğdirme boynumu.
Ve bir zafere yor bu apansız savaşımı..

Şimdi kapat gözlerini ey çocuk.
Omuzlarının genişliği kadar mutluluklarım.
Bana masallar anlat ey çocuk.
Sonra da şekerler dağıt rastgele.
Ve ben gelene kadar açma yüreğini.
Beni gözlerinde sakla ey çocuk.
Ve ben gelmeden ölme sakın..
Ölme..
Ve gülümseme sakın ölüme.
Sakın ölme işte..

Söz mü ey çocuk..
Mutluluklarını sat bana ey çocuk.
Sat ki;
Sana bir kır düğününü hediye eyleyeyim..
Bir sonbahar günü..
Siyah elbisem ile
Yok yok çocuk..

Ne sonbahar günü olacak kavuşmamız..
Ne de üzerimde sevmediğin siyah…

Bir Ağustos günü;
Hani beni de seni de doğuran ayda
Bir Ağustos günü,
Rengarenk elbisemle koşacağım sana..
Hem de elimde mavi bilyelerinle..
Deniz kabuklarımla..

Söz mü diye sorma çocuk..
Söz verdim..
Söz…

* Şiirin başlığı alıntıdır..

7 Ağustos 2010

İsmail Sarıgene

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Ne Çare…

Ekleyen: Tarih: Kas.30, 2010, Kategorisi: Serdar Beki Şiirleri...

Ne Çare
 
Okuduğum hiçbir yaşanmışlıkta, kendi hayatıma rastlamadım.
Ne söylenen türkülerde, nede ağıtlarda, yaşadıklarımı buldum…
Kaybolmuşluğumu, koca çınarların gölgesinden koparamadım.
Kuytu, dar sokaklar adresim oldu…
Oysa, bol ışıklı sokaklarda imzam asılı kaldı! Ne çare.

Bazen sevda tokadı, bazen şeytanın atı, yarenlik yaptı yüzüme.
Ne yüzüme, ne gönlüme, gül komutu vermedi yorgun aklım…
Yakamoz bakışlar eşliğinde, sabahı kucakladım.
Oldu ki, gözlerim yüzümü ıslatmak istedi…
Koştum yalnızlığıma, karanlıkla yarenlik yaptım! Ne çare

Soyağacımda ki yapraklara dalınca, gidesim geliyor uzaklara.
Unutmadıklarım unutmasaydı, yaşanacak çok baharlar vardı…
Bulutların altına gizlenmiş, güneşle ısınacaktım.
Şimdi gitsem mi, kalsam mı bilemiyorum…
Vedalar kovalamaya adak adamış, kitlenmiş! Ne çare.

 

Serdar BEKİ
28.11.2010

 

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Tarifi Sen…

Ekleyen: Tarih: Kas.29, 2010, Kategorisi: Nisan'ın Şiir Köşesi...

 

 

Ben seni değil aslında…
belki bu kadar benliğimin içinde ,
ama benim olmamanı sevdim.
O kadar yakın ,o kadar candan
ama bir o kadar da uzaktan,bende bir hasret oluşunu sevdim..
sen benim olmadın ki
ben senin başkalarının olurken ki gözlerini sevdim.
hep aynı masumluğu
yumuşak ellerini bir türlü tutamamayı sevdim…
ben hep senin yakınlarında,
ama hiç yanında olamamayı sevdim.
bir şeyler yanlış gitti ya her seferinde
ben tüm yanlışlarımın sen olmasını sevdim
…anla be yarim…
ben seni değil
bunca yaşadığım sensizliği sevdim
öyle ki hep ona sarılıp uyudum geceleri
sevgisizdim onu sevdim
ben birtanem kimsenin sevemeyeceği kadar
kendimden bile haberim olmadan
o kadar işte o kadar delicesine sevdim

 

nurşen
29/11/2010


Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Sevdiğim İkinci Kadınsın Sen…

Ekleyen: Tarih: Kas.27, 2010, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

SEVDİĞİM İKİNCİ KADINSIN SEN


Sevdiğim ikinci kadınsın sen
İlkini sevmeye mecburdum, Çok iyiliği oldu bana
Ve hayatımda hiçbir mecburiyeti onun kadar sevmedim
Sevdiğim ikinci kadınsın sen
İlkinin yerini alman mümkün değil
O öğretti bana sevmeyi, O öğretmese sevemezdim seni bile inan,
O tuttuğu için ellerimden Yürümeyi öğrendim, koşabildim sana..
Onun gözlerine benzediği için gözlerin Alamadım gözlerimi senden.
Sana aşığım, seni seviyorum, Sevdiğim ikinci kadınsın sen!
Hayatım boyunca omuzumda taşıyorum onu
Ve sen her sabahımdasın
Kıskanma..
Alfabede bile senin adının baş harfi ondan sonra gelir
Kalbim şimdi senin
Onun kadar sev beni kafi.
O doğurdu, sen öldürme….

Ceyhun YILMAZ

5 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Şeytan’a Rağmen…

Ekleyen: Tarih: Kas.27, 2010, Kategorisi: Serdar Beki Köşe Yazıları...

Şeytan’a Rağmen

 

“Ruhumu Şeytan’a Satmadan Yaşlandım”

Yedi tepeden bakmıyorum, aziz şehr-i İstanbul’a.

Yüksek bir rezidans’a konuk olayım dedim, aşağıda neler oluyor diye, umduğum değil, tamda aradığım oradaydı. Çok canlı geziniyordu aşağıda, seçemedim yürüyenler arasındaki insanı!

Yaşımca karşılaştım arkadaşlarıyla… Şeytan’a ne hacet

Önümde hürmetkar, Arkamda kuyu kazıcı, Sureten insan, Yürürken canlı, Konuşurken halitosis, Koşarken çita, Sarılırken durakula…

Yinede;
“Ruhumu Şeytan’a Satmadan Yaşlandım”

Göğsümde ölümsüz çiçeği taşıdım, şeytana rağmen…Yıkıntılar arasında şefkatsizliğe, meydan okudum yanlızlığıma.

Çatlamış tüm yalanlara rağmen, ayakta kaldı yaşlı ruhum. Bir yağmur tanesini bile bağışlamadım, güzel gösteren aynalara.

Keşkelerimi, oysalarımı unuttum, senmi geldinlerimi unuttum,yavaş yavaş şeytandan kaçırdım, gelmeleri gitmeleri.

Rüzgarda savrulan saçımı, sakalımı, hibe etmedim şeytana. Ruhumu Şeytan’a Satmadan, yaşlanmayı göze aldım ben…Şeytansız bir an bulduğumda, ruhumu dinlendirdim.

Güneşimi balçıkla sıvıyanlardan, köşe bucak kaçtım. Şeytan’ın şerrinden kaçmak için, terk-i diyar ettim.

 

Şeytan’a rağmen, şeytan’sız kalmadım.

Ak düşmüş sakalımla Yaşlandım.

 
Serdar BEKİ
23.11.2010  
www.serdarbeki.com

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

“Zamanı Var”

Ekleyen: Tarih: Kas.26, 2010, Kategorisi: Nisan'ın Şiir Köşesi...

Uzak değilim ama dalıp gidişlerim var..!
Kumbara değilim ama birikmişlerim var..!
Bozuk para değilim ama harcanmış zamanlarım var..!
Kalpsiz değilim ama renksiz duygularım var..!
Dilsiz değilim ama suskunluklarım var..!
Kamçı değilim ama vurgunlarım var..!
Susuyorum ama yalan söylediğim için değil…
herşeyin bir yeri bir zamanı var…

nurşen

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Miras…

Ekleyen: Tarih: Kas.26, 2010, Kategorisi: Hikayeler

"İzgören Akın’a toplantıya gideceğim. Baktım genç kalma ihtimalim
 var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum.
 Tam işyerinin önüne geldik. Ankara’da Bakanlıklar. Diyelim ki. taksi parası
 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım. Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya,
 taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabılmek için bir
 ayak dışarda, inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak. Şoför, para
 üstü varmı diye aranmaya başladı.
 -Üstü kalsın kardeşim"dedim.
 Döndü bana doğru
 -Vaktin varmı ağabey? dedi.
 -Evet" dedim (tek ayağım hâlâ dışarda)

 Dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. Önde bir
 büfe var. Gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. Bana 25 kuruş uzattı. Belli
 ki para bozdurmuş.
 -Birader" dedim,"9.75 değil, 10.50 yazsa istermiydin 50
 krş.benden?"
 -Niye alacağım ağabey 50 kuruşu?
 -Peki niye gittin 25 kuruş için o kadar uğraştın. Üstü kalsın
 demiştim.
 Döndü bana, attı kolunu arkaya :
 -Vaktin varmı ağabey
 -Var
 -Çek kapıyı o zaman

 Muhabbetçi bir taksici ile karşı karşıyayız.
 5 dk.konuştuk. İngiltere’de profösüründen, bilmem kiminden
 eğitimler aldım. O taksicinin 5 dk.da öğrettiklerini, ingiliz hocalar
 haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler.
 Ağabey biz Keçiören’de 5 kardeşiz. Babam rençberdi benim, günlük
 yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş
 bulamamışsa, biz eve gelişinden, yüzünden anlardık. Durumumuz hiç iyi
 olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize"Durun
 kalkmayın" derdi. Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.
 "Aha" dedim,"Bizim meslek", seminerci.

 – Ne anlatırdı baban?
 – Hayattta nasıl başarılı olunur ?
 
 O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra
 çocuklarına hayatta başarı teknikleri anlatıyor.
 -Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik
 bir çorapla pantalonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp
 "Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın" diye anlatırken, biz de
 gülerdik. Annem kızardı, "Babanızla alay etmeyin. O, hem dürüst hem de
 çalışkandır" derdi. Yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. Babaları
 birahane işletiyor, ama adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı.
 Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık. O
 amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık, çünkü bize bahşiş
 verirdi. Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye, para falan hak
 getire. Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü.
 Yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartıman, işleyen birahane, dövizler ve
 araziler bıraktı.

 -Bizim baba ne bıraktı biliyormusunuz ?
 -Ne bıraktı?
 -Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı :
 "Evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın…"falan
 filan.

 Ağabey aradan 15 yıl geçti, diğer 2 kardeş cezaevindeler, ne ev kaldı ne
 birahane. Ailesi dağıldı. Biz 5 kardeş, beşimizin Keçiören de taksi
 durağında birer taksisi var hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin
 birer dairesi var. Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki :
 "Asıl mirası bizim baba bırakmış."
 Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri,
 taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık. Her şeyimiz var Allah’a
 şükür.
 Çok duygulandım,veda ettim, tam ineceğim :

 -Dur ağabey, asıl bomba şimdi.
 -Nedir bomban ?
 -Nerede oturuyoruz biliyormusun? O iki kardeşin oturduğu 5
 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz.

Evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir
 miras. Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da
 evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.
"
 A. Şerif İzgören
 
 
 
Evladınıza miras olarak mal degil ,sadece bazı degerleri bırakın onlara
 yeter….

1 Yorum Var :, D.E.V.A.M.I...

Beni Anlat/Sana…

Ekleyen: Tarih: Kas.24, 2010, Kategorisi: Elvin Hülya Ç.Şiirleri

 

BENİ ANLAT/SANA

Seni anlat bana,
Yalan mı gerçeğin?
Yoksa,
gerçek mi?
Yetmiyor elindeki!
Çiviler mi asılı dallarında,
dillerinde dikenler!
Kuytularında senin bile bilmediğin dehlizler!
Karanlık mı aydınlığın,
aydınlık mı karanlıkların?
Yakamozların siyah,beyaz mı?
Renklerini mi çaldın gönlündeki güneşinden?..
Vefanın adresinde,
vefasızlığın çığırtkanı.
Keşke gerçek olsa kendine aşkın…
İnsanı seven,kendini sever gülün dikeni.
Batırma etlerine sevgisizliği dirhem dirhem.
Köşelerin dört çarpı iki,
yüreğin sevdaya aç belli ki…
Bir de;
omuzlarında taşıdığın içindeki yalnızlık,
yüklenme eziyeti…
Dilinin kemiklerinden dökülen,
“Sözyaşları”nı toplar düşmanın,
ayaklarına serer;
batmıyor mu ayaklarına kemikler?
Vazgeç bu sevdadan;
onca çığlığı duyuramazsın.
Yıpratır seni içine konuşmayışların.
İşin özü;
koştuğun yollarda yerinde sayar adımların.
Anlatamazsın
söz fukaralarına onca sözü!
Bilesin ki,
karakışlarda değilsin mevsim bahar,
üşüyüşlerin dağların tepelerinde dolaşmandan…
Yüksekler soğuktur!
Bakabilsen aşağıya
 o dağların eteklerinde yemyeşil çayırlar var,
kırlarında minicik çiçekler;
bilsen ne mis kokarlar.
Beni anlat/sana…

 

Elvin Hülya Ç.
23 kasım 2010

6 Yorum Var :, D.E.V.A.M.I...


İllet’ten Millete Ne?..

Ekleyen: Tarih: Kas.23, 2010, Kategorisi: Serdar Beki Köşe Yazıları...

İllet’ten  Millete Ne?

“Facebook’ta soyunma adeti, Kürtlere de bulaştı”

Peyamner haber ajansı, şok şok şok diye çok önemli haber yayınlamış, dersin ki, artık depremler olmayacak. Savaşlar tarih olacak, felaketler dünyayı pas geçecek, habercilikde devrim yapmışlar…

Bizim mahalle, merdiven altında kalmış…Geri durur mu? Haberi allayıp pullayıp, bol bol ekleyip, geri durmamış.

Mijden Salih demiş ki;

“Benim soyunmam tüm yalanlardan, kötülüklerden ve tüm yanlış davranışlardan arınmaktır. Yani kendini olduğun gibi, doğduğun gündeki gibi saf ve temiz bir şekilde göstermek” demiştir…

Ortaya bir şebek çıkar, orasını burasını açar…kendi kirlenir zanneder, etrafına bulaştırır…Yok arkadaş, bulaştıramazsın! Hele köklü milletlere hiç bulaştıramazsın…

Devir Hacı Hüseyin’in oğlu Ahmetin bıyığını kesmiş devri değildir…
Devir, Ahmet bıyığını kesmiş devridir…

Kuzey Irak’lı Hollanda yerleşikli bir ses sanatçısının soyunması kendini bağlar! Sergilemek istediği sesi olsaydı da, böyle düşünürdüm. Orasını burasını açması da aynı hassasiyetime tabidir…Kişi soyununca kendi yorganından mesuldür!

“Facebook’ta soyunma adeti Kürtlere de bulaştı”

Bu başlık! yakışıksız, mesnetsiz, asparagas haber biçimidir.

Hiç kimse hiçbir hakla, hangi millet olursa olsun, ferdin eylemleri ile kirletilemez, yakıştırmalara maruz bırakılamaz…Bu tür haber yapanlar  tamamen yanlı, karıştırıcı anlayışın taşeronlarıdır…

Abartma sektörü, Ülkemizde bir hayli yer işgal etmektedir, bu haber tüm yazılı ve görsel medya’mızın vazgeçilmezi olmuştur…

İnsan oğlu, açlık sefalet içerisinde, neredeyse kendi etlerini yeme noktasında iken, haber değeri taşımıyor…Sosyal hayat, tüm dünyada dibe vurmuş haberdar olan yok…

Niye ki ?

 
Serdar BEKİ
22.11.2010
www.serdarbeki.com

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Hesapsız Duygular…

Ekleyen: Tarih: Kas.23, 2010, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

Hesapsız Duygular

Bil ki
üzgün bırakıp ayrılırken
caddeler
kaldırım taşlarıyla örtülmüş uçurumlardır.

Bilinçsizce mırıldanışta ansızın hatırlanan
bir şarkı gibidir dönüşündeki haz

Uzun uzun ağlamak için güdülen hasret
bazen nelere değmez
subaşından ürkütülmüş ceylanın
sekerek kaçarken ırmağa saldığı kader
sanki süzülüp kalbine gelir

Yanıp sönen solgun
ve kararsız ışıkları sehrin
topraklarda ışıldasa da yıldızlar kadar
gözlerimde yoğunlaşan anlamsız bakış
takılıp gölgesine derinliklerin
uzaklaşır.

Oysa tayların körpecik kuyruğuna
parlak yelesine bağlanan kurdela
huylarını gizlice dizginlemek içindir

Ve bilmediğim acılar
yemişine kuşların konmadığı ağaçlar
sarmaşıklar altında

Seni birazdan ay batarken anacağım
fakat unutma ki yaşamak
sonsuz bir tadla onarıyor
hırçın bir çocuğun ısırdığı elmayı

Nihat Behram

Bu Yazıma Yorum Yazın :, D.E.V.A.M.I...

”Bir gün elbet”

Ekleyen: Tarih: Kas.23, 2010, Kategorisi: ghayyado'nun Şiir Köşesi...

Kaderin kılıcıcı sallanırken başımda,,
tadı olmuyor ekmeğimde aşımda ..
bir düş hele akıl verenin çok olur başında
düşmeye gör canı anlarsın ..
bir kısmetsizlik var nedir anlamadım ki
altın diye aldığım pul oluyor
doldurmak için uğraşım çabam boş
sığınmak için yaslandığım her omuz,
benden uzak..
bir nedensiz arzu mu
bir abartılı ömür mü ne neden önümden savrulup giden..
şimdi ellerimin arasında başım
hayalim uzak duvardaki çerçevede
bakıp bakıp iç çekmek  ancak yaptığım ..
ey nasip ey kader seninde yuvan dağılsın .
sizlere intizar ediyorum artık.
siz hiç sevdiniz mi.?
siz hiç sevmenin yasak olduğu bir ülkede oldunuzmu
siz hiç boş bir kalbi yanınızda taşıdınızmı .?
yok …
biliyorum
öyleyse benim sizden bir alacağım var demek..
yani batsın bu dünya ötsünde sur düdüğü nihayet
benim sizden bir alacağım var demek.
vasiyet yazdım baş ucumdaki mektupta.
ben ölünce açarsınız dedim ..
bir haybiye ömürle geldim bir haybiye dertle gidiyorum .
bir alacağım var sizden elbet..

 

erhan/2010

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

İndirim…

Ekleyen: Tarih: Kas.23, 2010, Kategorisi: Hikayeler

 

   Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir
   çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor
   ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir
   dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk
   vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı.
   Hem de güçlükle..
   
   Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt
   kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu.
   
   Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet
   öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı
   fırlayıp:
   
   – Küçükk!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller
   bir harika!.
   
   Çocuk, ona dönerek:
   
   – Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım
   doğuştan eksik.
   
   – Bence önemli değil!. diye, atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan
   yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da imânı.
   
   Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:
   
   – Keşke imanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.
   
   Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:
   
   – Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?
   
   – Çok basit!. dedi, adam. Eğer imanımız yoksa, cennete giremeyiz. Ama
   ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hatta
   sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükafat görecekler…
   
   Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar,
   hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işaret ederek:
   
   – Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?
   
   Çocuk, başını yanlara sallayıp:
   
   – Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!.
   
   – İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20
   liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.
   
   Çocuk biraz düşünüp:
   
   – Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?
   
   – Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa
   satarım.
   
   Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:
   
   – Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu.
   
   ? İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.
   
   ? Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5
   lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım
   gitti!.
   
   Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerdeki
   raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı
   çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını
   giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek
   
   – Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.
   
   – Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere.
   Eski bir ayakkabı, para eder mi?
   
   – Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan
   haberin yok her halde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu
   yüzden ayakkabın, bence en az 30- 40 lira eder.
   
   Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları, üzerinden atabilmiş değildi.
   Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın,
   heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten
   sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:
   
   – Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!..
   
   Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu.
   Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa,
   böyle bir mutluluğu bulamazdı.
   
   Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç
   duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:
   
   – Babam haklıymış!. dedi. Sakat olduğum için, üzülmeme hiç gerek yok!.?
   demişti..

Bu Yazıma Yorum Yazın :, D.E.V.A.M.I...

Site içinde Arama

Aşağıdaki Kutudan Site içi Arama Yapabilirsiniz.

Aradığınızı Bulacağınız için Aramaya gerek kalmayacak :)))

Tavsiye Ettiğim Siteler!

Beğendiğim Siteleri Sizlere Tavsiye Ediyorum...