Archive for Ekim, 2010

Araz…

Ekleyen: Tarih: Eki.30, 2010, Kategorisi: Ustalardan


ARAZ

"Yalnızım çünkü sen varsın"

"gel" desen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim

ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz´a uyak düşüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki "kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun"
oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun

yorgun Haliç´e biraz inat
biraz ihanet bırakıyorum
ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
aklıma düşüyorsun
düşüyorum
düşünce
üşüyorum
azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
yalanlarımla bir hiçlikteyim
beni içinden kaç

bu kentte her yağmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
nerde kimi üşüyorsun
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklara yaslanıyorum
boş kentlere
oysa "gel" desen gelecektim

gün düşlerime dönüşlerimde
bakışın içiyor beni gözlerimden
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
"kimseler biliyor"
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa "gel" desen gelecektim

artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
uysal yalnızlıklar satın alıyorum
gülüşümle ödeyerek
ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa "gel" desen gelecektim

gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin şimdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
susuşuna kan döküyor gözlerim
sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin Araz´ım
kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını
asla yitiremezsin
bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
söylenecek bütün sözler

her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
içine dert oluyorsun kentin
dışına yağmur
yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
duvarların kan öksürüyor
ve sen
başkalarının gözlerini
yüzümde aramamayı öğreniyorsun
beni bir durağa yaslıyorsun
beni bir kente
gidiyorsun
oysa "gel" desen gelecektim

susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
en susmakta neydi öyle
sen en dinlerken
biliyorum Araz´ım
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma

denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı

ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senlerce yılım
oysa "gel" desen gelecektim

ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
şairler ölüdür derler
inanmıyorum

en karanlık ceketimi giyiyordum
ışığa kördüm çünkü
şimdi ise güneşe ilerliyorum
dirilmek için

kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
gecenin kör gözünden utanıyorum
hadi bana en militan kelimelerle saldır
batır içime cümlelerini
beyhude bir dehşet bırak
hak ediyorum

gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
can kaybından ölüyorum
cenazemde namaz kılacağım
zan altındayım
yalanıma inanıyorum

yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya

üstü kalsın ihanetimin
"gel" desen gelecektim

yine bir tren geçiyor içimden
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk
geçtiğin yerleri öpüyorum

yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
dişlerindeki nikotin tadı terkimde
sirenler ve ateş hatları içip
sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
yasadışıyım
tutukla beni gözlerimden

kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
öldü kanımdaki mürekkep balığı
solumdaki sise intihar etti intiharlar
bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
yaşamak için geç bir zaman
ölmek için ise erken

çok davullu bir senfoni sürçüyor
dikiş tutmaz ayrılığımda
kirpiğinden yapılma bir darağacına
geceyi asıyorum
yoksun
bu yağmurlar ıslatmıyor beni
bir durağa yaslanıyorum sensiz
gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
"gel" desen gelecektim oysa

kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
şimdi herkes biraz sen biraz acı
göğsümde bir vagon
gizli sözler batıyor
fırtınalar çıkıyor üstüme

şakağımda
intihar acemisi bir şairin
delilik provaları
arkandan uluyan kapılardan
söküyorum kokunu
yokluğunu kokluyorum
yokluğunu yokluyorum

çöz gözlerimi senden hadi
ücranda yak bakışımı
gözlerine bekçi sevdam
dünden ve senden kalmayım

içine her düşen
kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen
melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz
bilmiyor musun
"gel" mi diyorsun

herkes kendi gördüğüne bakar
peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
hadi en kanadığımız yerden susalım
"gel" desen gelirdim
"git" dedin ve gittin

Aşka…
Rüzgara…
Ayrılığa…
Zamana…

eyvallah…

KAHRAMAN TAZEOĞLU’nun "ARAZ" adlı romanından

Bu Yazıma Yorum Yazın :, D.E.V.A.M.I...

Seni Seviyordum…

Ekleyen: Tarih: Eki.27, 2010, Kategorisi: Ustalardan, Ustalardan Şiirler...

Seni Seviyordum


Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi…
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi
İnsan hergün anımsarmı aynı gözleri
SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu
Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesden başkaydı işte…
Güldüğü zaman yukarıya bakardı;
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı…
Ne güzeldiler sen bilmiyordun…
BEN SENİ SEVİYORDUM…
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu
Geri dönüyordu, çoğalıyordu
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteliyişim oluyordun
Kalp ağrısı oluyordun,
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk
Cesurduk…
Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kızmızıydı bütün karanfiller…
Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun…
Sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun
Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra
Yağmurlar yağdı, serin haziran akşamları
Derken bir gün uzaktan gördüm seni…
Saçların bana inat başın herseye meydan okuyarak işte yine aynı
Kalbimi acıttı her zaman ki gibi…
Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun
Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boşver bilme en iyisi…

İclal Aydın

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Açılmamış Paketler…

Ekleyen: Tarih: Eki.25, 2010, Kategorisi: Ustalardan Yazılar...

Açılmamış Paketler:   Ben gaz kütlelerini falan işin içine karıştırarak kötü benzetmelere baş vururken,o kadıncıl bir derli topluluk içinde çok güzel özetleyivermişti durumu: Açılmamış paketler…Birdenbire düşündüm ki, ilişkilerimizin tarihinde ne çok açılmamış paket var. Ne çok kırılganlık, küskünlük,alınganlık saklı kalmış; ne çok şey askıya alınmış, ertelenmiş; zamanın tavsattığı şeyler, zamanın çözdüğü şeyler sanılmış. Biz bir avuç insan bunca sözcük,terim,kavram bilirken daha birbirimizle konuşmayı beceremiyorduk. Kimse kimseyle konuşmuyordu aslında. Sahiden konuşmuyordu. Kırgınlıklarını,alınganlıklarını,küskünlüklerini,gönül koymalarını,kıskançlıklarını.öfkelerini konuşmuyordu. Durum kurtarılıyordu,geçiştiriliyordu,erteleniyordu,üzerinde durulmuyordu gülümseniyordu. Uzaklara doğru ve zamana gülümseniyordu. Espirilerin, ince uçlu şakaların ve sitemlerin arasında kaybolup gidiyordu SAHİCİLİĞİN DERİN DERTLERİ. Birçok gizli sorun, saklı söz açılmamış paketler olarak ortada dururken görmezden geliniyor, cami avlusuna terk edilir gibi zamana bırakılıyordu. Paketler oradan oraya yer değiştirip, sürünüp duruyor; dipte duran sorunlar ise hiç değişmiyor, hatta zamanın ekledikleriyle giderek bombalı paketler haline gelerek, günün birinde sıradan bir tartışmada, ya da çabuk onarılabilecek bir kırgınlıkta, taraflardan birinin ayağına takıldığında onca yılı birden havaya uçuruyordu. Geri dönüşsüz derin yaralanmalarla dostluklar, arkadaşlıklar bitiyor; anılar kirleniyor; yaşanmış her şeyin derin bir kederle anımsanmasına yol açacak kadar öldürülmüş bir maziye gömülüyordu. Gelinmiş bir yer olarak, sahici yol arımlarında yaşanan ayrılıkların yanı sıra, ayrılığı hiç hak etmemiş nice dostluk, nice beraberlik, bu çeşit acemi hoyrat kullanımlar sonucu layık olmadıkları bir biçimde sona eriyordu. Bir yaştan sonra derin ve sağlam dostluklar kurulamıyor, eskiler de elde tutulamayacak , korunamayacak kadar hırpalanıp gidiyordu. Yalnızlık asıl anlamına o zaman kavuşuyordu işte. Galiba bizler birbirimize MERHAMETİMİZİ yitirmiştik . Birbirimizi seviyor ya da önemsiyor; zeki, kültürlü ya da duyarlı buluyor olabilirdik. Aşksız sevgiler, aşksız dostluklar alışkanlığın gücüyle kendini sürüyüp götürüyordu elbet. Ama ‘MERHAMET’ ??Aklımıza bir duygu olarak bile gelemeyecek kadar uzaklaşmıştı bizden. ‘MERHAMET’ duygusu neredeyse bizden habersiz ‘yitirilenler’ hanesine yazmıştı kendini. Uzun aralardan sonra. diyelim yeniden bir Dostoyevski romanı okuduğumuzda anlıyorduk ya da hatırlıyorduk ilişkilerimizde eksik olan o derin şeyi: MERHAMETİ…

KAF DAĞININ ÖNÜ  (MURATHAN MUNGAN)

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

”SEN OLMAK İÇİN ”

Ekleyen: Tarih: Eki.25, 2010, Kategorisi: Nisan'ın Şiir Köşesi...

KİM ENGEL OLACAK BU SEVDA BENDEYKEN ,

BUZLAR MI DAYANIR SEVDAN ÖZDEYKEN ..?

ŞİMŞEKLE ÇAKARIM KAVUŞMAK İÇİN ..

SEL OLUP AKARIM KAVUŞMAK İÇİN .

 

AŞILMAZ DAĞLARI DELER GEÇERİM .

AŞKIN ŞERBETİNİ TAS,TAS İÇERİM .

ZEMHERİ DE BİLE ÇİÇEK AÇARIM,

BAHARA ÇIKARIM KAVUŞMAK İÇİN ..

 

YÜREĞİN SESİNİ EYLEDİM ORTAK,

SEVDA TÜRKÜSÜNÜ SÖYLEDİM ORTAK,

AŞKIN DERYASINI BOYLADIM ORTAK.

SEVGİYLE AKARIM KAVUŞMAK İÇİN

 

nurşen

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Mutlu Olma Şansı…

Ekleyen: Tarih: Eki.25, 2010, Kategorisi: Ustalardan

MUTLU OLMA ŞANSI

Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili,
biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz acısını acımız yaptık çünkü.
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı.
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk…
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili…
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili…
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek…
Ve o vaz geçilmez sancılarını duyarak hayatın…
 
Yılmaz Güney


Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Git…

Ekleyen: Tarih: Eki.25, 2010, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

GİT

Ayrılığın nağmesi bu duyduğumuz,
Bakışların gönlümü caydırmadan git.
Ne bir hatıran kalsın ne de bir umut,
Duruşların gönlümü yandırmadan git.

Bütün resimlerini sök at duvardan,
Sana ait ne varsa çıkart odamdan.
Kitabın arasında şöyle canından,
Bir gül bırakmıştın ya soldurmadan git.

Hani bir şarkı vardı mazide kalan,
Öyle içten acıklı, öylesi nalan.
Göğsüme yaslanıp da sevince boğan,
Yeşermiş tüm aşkları kurutmadan git.

Nasıl güzeldi herşey hatırlasana,
Nasıl gülüşürdük biz dert ortasında.
Ekmek paramız yokmuş ne gam, ne tasa,
Güzel hatıraları zehretmeden git.

Hani mevsimlerden, hep biri bahardı,
Hani gökten her cemre bize yağardı,
Hani kış ortasında mevsim bahardı,
Şu inanmış gönlümü, kandırmadan git.
Allah aşkına bırak, öldürmeden git…
 
Bedirhan Gökçe
 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Manastır Kuşçusu…

Ekleyen: Tarih: Eki.23, 2010, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

MANASTIR KUŞÇUSU

zor bir nakış gibi işliyorum
liseyi ve aşkı
hüzünden bir kanaviçeye

Üveyikler ibibikler arıyorum
kandillerle gece çullukları
bana bir salgını çağrıştıran bıldırcınlar
lise öğretmenlerinin dolduğu odalardan
sarı asmalar ürküyor koştuğumda

kim bilir kuşların öldüğünü
rüzgar geçerken selviler arasından
sepetime diken gülleri toplayıp
annemin güzelliğine üzgün
kuşlar vurduğumu benim
çağlalar çaldığımı
kim bilir hala nasıl süslüyor beni
o yusufçuk sesleri

şimdi kumruların angutların kaçıştığı
çocukların mavi serçeler topladığı
aile albümünden bir yüreği
hızla soyunuyorum
hızla soyunuyorum karanlık koynumdan
liseli kitaplarımı

Nihat BEHRAM

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Masal Mahlukatı…

Ekleyen: Tarih: Eki.23, 2010, Kategorisi: Çisel Onat...

Masal Mahlukatı

Temiz kalanların üzerine basmamak için hep parmak ucunda yaşadım,
Elimden tutup köprüyü geçirecek bir kahraman aradım,
Sanki tüm dünya kendinden geçmişçesine yalnız,
Sanki tüm dünya kendini bulmuşçasına amaçsız, meraksız…
Beni Polyanna sandılar, bana kırmızı başlık taktılar,
Ben masalların üzerini çizdim hep,
Yanlışları ta çocukken düzeltmeye başladım.
Doğru cümleleri çocukken yazdım okuma fişlerine,
Hepsini tek tek yapılmaması gerekenler listesine yazdım!
Ben sanki tüm dünya benimmiş gibi kendimi kalabalık sandım.
Sanki tüm dünya duvarların ardındaymış gibi yalnızmışım…

Çisel Onat

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...


Son Tango…

Ekleyen: Tarih: Eki.22, 2010, Kategorisi: Sizlerden Şiirler...

 

SON TANGO

Işık ve karanlıklar kadar aşklarımızda çelişkili artık…..
Yaşam sancısı kadar ağır, gökyüzü kadar berrak bir serzeniş benimkisi…
Suskunluk ötesindeki yalnızlığın tek başınalığa tuş çevirdiği dönemler yaşanıyor artık aşklarda da…

Dinmeyen fırtınaları söndürecek bir şelalemiz de yok yazık ki….
Yazık ki bizi biz gibi algılayacak kelebek yüzlü sevdalarımız yok yine…
Olmak mı bunun adı….Olmamak mı?
Aşkın adı yok işte….
Tarifini bile ezberleyemedik…..
Hayattaki doğruluğunu da ispat edemedik…..
Yalnızlığımızı başucumuza koyduk, ama aşkı kapılar arkasında bıraktık….
Terk etmek, terk-i diyar eylemek bunun adı….
Aşk vazgeçmek….
Aşk yenilmek…..
…………………
Aşk bir sürgünlük hikayesi….
Gitmek ve kalmak türküsü….
Ya da cehennemin cennet kraliçesi….
Ve yenilip yenilip kucak açmak bir tebessüme….
Ama her tebessümde tekrar tekrar yıkılmak…
Kimbilir?
Belki de bir taş harabesinin kırıntılarını bedende taşımak, soluksuz nefesi tutmak gibi…
……………………………
Unutulmanın hançeri aşk….
Vahşet ülkelerinin en güzel meyvesi…..
Arsız fırtınaların kör ayazlarda yüreğe yapışması mı?
Yoksa vuslat kokan debelenmeler mi?
Günahlara kefil, acılara kefen olmak mı aşk?
…………………..
Aşkın adı yok işte…
Tanımı da yok….
Haykırış ve isyanların annesi aşk…
Baharlarla müjdelenmiş tebessümün aynası…..
Aşk…Aşk…Aşk….
Yine yeni….
Yine yeni yeniden….
Eskiliğiyle, tazeliğiyle, açlığıyla, sefaletiyle, heyecanı ve umuduyla…..
Aslolan aşkı kirletmeden adam gibi yaşamak….
Ve yaşatmaksa…
Geriye tek bir söz kalıyor…
Tango bunun adı….
Aşk bir tango.

Meltem SANCAKTAR

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

TOKHADER’e Alkış…

Ekleyen: Tarih: Eki.22, 2010, Kategorisi: Serdar Beki Köşe Yazıları...

TOKHADER’ e Alkış

Kadının kendi var, kimliği yok!

Ülkemde kadının hakkını savunmak, yerleşmiş düzeni değiştirmeye kalkmak cesaret ister!
Erkek egemen bir toplum içerisinde kadın hakları sözcükleri havalarda dolaşırken, ayaklar bir türlü yere basmaz.
Lafta kalır!

Kadın ezilir, aşağılanır, cahil bırakılır. Bu yapılırken yüksünmez erkeği… Sanki hepsini hak ediyormuş muamelesi görür.

Kadın doğmuştur bir kere!

Yıllarca süregelen bu zihniyete bir dur deme adına yeni bir dernek kuruldu:  

TOKHADER
Dernek Başkanı;  Sayın Hüsniye Kaya… Güçlü bir kişilik!
Sözlerine bir kulak verdiğimde, Türk kadınının olması gerektiği yeri belirleyen tavrı etkileyici, Dernek faaliyetlerinden olumlu sonuçlar çıkacağı aşikâr

Birkaç kelam da ben etmek isterim.
”Kadın Okumazsa” nın ardına;

Kadın okumalı! Kendi değerini bilmeli. Kendini ifade edebilmeli. Ona dayatılan, zorla yaptırılan her eylemi sadece kendi istediği için yapabileceğinin ayırdına varmalı. Zorbalıklara göğüs gerecek gücü içinde hissetmeli. Hayalleri olmalı ve o hayallerini gerçekleştirebileceği imkânları yaratabilecek gücü göstermeli. Kadının bir mesleği olmalı; bir kimliği…

Kadın değerdir. Değerini bilmek de gerek bu toplumda. Ülkemin yanlış zihniyeti unutmamalıdır ki, analarımız sayesinde bu ülke kazanılmıştır.

 TOKHADER
“Toplumsal Kadın Hareketi Derneği”
Kadının önünü açacak, ufkunu genişletecek yaklaşımları ve faaliyetleriyle toplumun eksik etek düşünce yapısını tamamlayacak güce ve beceriye sahip görünüyor. Bu seçilmiş olan Dernek Başkanı, Sayın Hüsniye Kaya’nın varlığından da anlaşılmaktaki son derece güven telkin ediyor. Devamı dileği ile…
 

Türk kadını emin ellerde!

 21 Ekim 2010
Serdar Beki  


1 Yorum Var :, D.E.V.A.M.I...

Prof.Dr.Ahmet Taner KIŞLALI…

Ekleyen: Tarih: Eki.21, 2010, Kategorisi: Serbest Kürsü

21.Ekim.1999 tarihinde katledilen,

60 yıllık hayatına sayısız başarılar ve eserler sığdıran,

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi,

Sayın,
 
Prof.Dr.AHMET TANER KIŞLALI…

Hocam,
Siyaset Bilimini bana siz öğrettiniz ama siyaset yapmayı hiç beceremedim…Eğer derslerinizdeki hırçınlıklarıma gülümsemeyle bakmasaydınız;ben sevmeyi bu kadar iyi öğrenemezdim…
Yerinizi dolduran bir insan daha çıkmadı.Sizi her 21 ekim günü daha derinden acıyla anıyorum ve öldüğünüz günden beri siyasetle ilgili konuşamıyorum.Sadece en hararetli sevgi sözcükleri dilimde yer buluyor.

Aziz hatıranız önünde saygıyla eğiliyorum hocam!
                   
Ruhunuz Şad Olsun…

Öğrenciniz
Elvin Hülya Ç.

 

1 Yorum Var : D.E.V.A.M.I...

Ve Aşk Geliyor Gülüşüyle…

Ekleyen: Tarih: Eki.21, 2010, Kategorisi: Nisan'ın Şiir Köşesi...

VE AŞK GELİYOR GÜLÜŞÜYLE

Asırlık bunalımlardan kurtardın,
kasırgalaşan hasretimi dindirdin,
nasır tutmuş kalbimi yumuşattın,
ve aşk getirdin gülüşünle…..
dağılmış vücut parçalarımı birleştirdin,
kırıklıklarımı,hayalimi pembeleştirdin,
suskunluğumu bitirdin gelişinle
ve aşk getirdin gülüşünle
gecelerimi halelerinle renklendirdin
inandırdın varlığına meleklerin
mutlu ettin dönüşünle
ve aşk getirdin gülüşünle


nisan

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Gitme Kal…

Ekleyen: Tarih: Eki.21, 2010, Kategorisi: Ustalardan Şiirler...

Anısına Saygıyla…

 

GİTME KAL

…nice nice acıları aklına getir
Bunca yoksulluğu aklına getir
Gözyaşlarını aklına getir
"Gitme kal" var yok dinlemez bir çocuk isteğidir
Gitme aklına getir

Kıraç mı kıraç toprakların üstüne
Güneşler açar yağmurlar kesilince
Çırılçıplak kayada yeşerir incir ağacı
Dağların kuytusunda bir uslu çiçek
Dağıtır mavisini kendi kendine
Gitme beraberlik içinde
Nasıl sevinirdik aklına getir

Her şeyi her şeyi aklına getir
Gece yarılarını aklına getir
Söylediklerini aklına getir
Sinsi yağmurlar yağıyordu
Soğuktu
Yaktığımız ateşi aklına getir

Nelerden geçiyorsun aklına getir
Gitme dünyamızın her yerinde
Yorgun eller gülleri derleyince
Ellerin sevincini aklına getir
Güllerin sevincini aklına getir

Ne çok severdik seni aklına getir

Arif Damar

 

Dizelerinin sahibi, Türk şiirinin ‘essiz emekçisi’ olarak tanınan usta şair Arif Damar aramızdan ayrıldı.
 21 Ekim 2010 saat 03.00’te kaldırıldığı Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kalp yetmezliği nedeniyle vefat eden Damar’ın cenazesi, 22 Ekim 2010 Cuma günü Moda Camisi’nde kılınacak cenaze namazının ardından İstanbul’da defnedilecek.

Başımız Sağolsun….

 

Bu Yazıma Yorum Yazın : D.E.V.A.M.I...

Saadet Partisi…

Ekleyen: Tarih: Eki.20, 2010, Kategorisi: Serdar Beki Köşe Yazıları...

Saadet partisi

 

“Kongreler, kayyum, istifalar, ardından büyük sürpriz”

 

Şuurlandık, Çelikleştik, Geliyoruz sloganları eşliğinde, Saadet Partisi Olağanüstü Büyük Kongresi yapıldı. Kongrede Necmettin Erbakan aday olmayacağını açıklamasına rağmen, 88 delege Yeşil Liste ile Efsanevi lider Eski Başbakan Necmettin Erbakan’ı genel başkanlığa aday gösterdi.

 

Erbakan tek aday olarak girdiği seçimde 684 oyla genel başkan seçildi.

 “Bizden giden yok, gelenlere selam olsun” ve “Lidere itaat inancımızdır” yazılı afişlerde yerindeydi doğrusu…

 

Eski Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan 84 yaşında, aslında kendilerine olan hürmetimden herhangi bir yakıştırma yapmamalıyım, Ancak hürmetsizlik yapanları eleştirmekte boynumun borcu,

 

Evine misafir olanların, Hocanın çuluna göz dikmeleri son derece manidar ve yakışıksız, kendilerini kandırmaları, bile bile lades demeleri Milli Görüş hareketine de sekte vurmaktır. Neden Liderlerini bu yaşta , bu ağır yolculuğa layık gördüler bunu anlamak zor. Haa, bunu kendileri istemiştir diyecek olanlarda olacak elbet. Görev alınmaz, görev verilir mantığı ile hareketine yön veren Milli Görüş, bu duruma tezat düşmüştür,

 

Manevi, onursal lider konumunda olması, genç, hızlı, hatip bir lider bulunamadı mı ki, Efsanevi lider Eski Başbakan Necmettin Erbakan genel başkanlığa seçildi…

 

Elbette şunu anlamakta zorluk çekmiyorum, Siyaset kana bulaşmış sürekli nükseden bir hırs hastalığıdır…

 

Yok, arkadaşlar bu kongrede çıkan tablo, şık olmamıştır, yakışanda olmamıştır, aday gösteren 88 Delege tamamen meselenin farkında olmayanlardan oluşmuştur. Yazık !


Bu saatten itibaren görülecek rüya;

 

Türkiye Partisi genel başkanı Abdüllatif Şener Ve Saadet Partisi seçim ittifakı yapacak, hani bir başarı elde edildi ise Abdüllatif Şener Saadet Partisinin başına geçerek, eski hayalini gerçekleştirecek. Efsanevi lider Eski Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a hürmette kusur etmeyecek…

 

Rüya bu…

 

Zor bir ihtimal…

Ya, rüya gerçeği yansıtmaz ise!

 

Bu Yazıma Yorum Yazın :, D.E.V.A.M.I...

Site içinde Arama

Aşağıdaki Kutudan Site içi Arama Yapabilirsiniz.

Aradığınızı Bulacağınız için Aramaya gerek kalmayacak :)))

Tavsiye Ettiğim Siteler!

Beğendiğim Siteleri Sizlere Tavsiye Ediyorum...